Yazar arşivleri: dilayra

Masal Sehrim: Prag

 

Castle-Prague

Harika bir sehir bence Prag. Belki de cok kisitli yabanci memleket gordugumden sebep de boyle dusunuyor olabilirim. (Belcika’nin neredeyse tum sehirleri, Italya’da Roma, Floransa, Venedik, Siena ve Pisa, Londra, Paris, Amerika’da ise Chicago, NYC, Houston ve Minnesota.) Daha gorulecek bir suru yer var Dunya’da! Bu, benim 3. Prag seyahatimdi daha oncede soyledigim gibi. Ben Prag’in nesini mi seviyorum en cok? Sanirim oncelikle bu masalsi goruntusunu. Sanatin her dali, ozellikle de muzik acisindan doyurucu olmasini da seviyorum. Kalbimin sokaklarinda dolasirken ”pit pit” atmasi da olabilir:) Bilmiyorum iste, seviyorum sadece cok aciklayici olamasam da:)

Bu defa Sevgili ile gidince daha da anlamli oldu benim icin. Beraber Charles Bridge uzerinde el ele yuruduk, bol bol sicak sarap ictik meydaninda. Yuruduk bol bol, opustuk sokaklarinda soguga aldiris etmeden. Gulduk, eglendik; harika muzikler dinledik, harika seyler tattik beraber. Belki de ”beraber” olmamizdan sebep, bu defa daha da farkli geldi bana Prag!

Charles Bridge From Prague

Bu defa birkac guzel yer tavsiyem olacak eger bizim gibi iyi muzikten hoslaniyorsaniz. Oncelikle jazz severlere cok, ama cok keyifli bir mekan onerecegim: Charles Bridge Jazz&Blues Club. Bizim gittigimiz aksam Jiri Hala Jazz Project caliyordu. Charles Bridge’in Lesser Town tarafina gecerken sola inen merdivenlerinden asagiya indiginizde direk olarak karsinizda. Iki bolumlu bir club burasi: Merdivenlerden inip once cok hos bir bara ulasiyorsunuz. Duvarlarda dekor olarak dosenmis tuglalar var, sicacik, los isikli harika bir yer. 4 tane ayakli bar masasi var. Muzik dinleme saati gelince de hemen yan tarafindan muzik odasina geciyorsunuz. Oldukca abartisiz, hatta sade bir yer burasi. Kucucuk. Toplamda 17 masa var, ama ufak. Akustigi gayet iyi. Muzisyenlerse bizi bizden aldilar.Icki fiyatlarima gelince 2 euroya biralar, 3 euroya eski dostum Jack Daniels:)

Grand Place From Prague

Ikinci guzel mekanimiz ise klasik bir rock bar. Her ne kadar Harley’s Coktail Bar olarak gecse de adi:) 2 gece ust uste gittik, birbirinden guzel rock gruplarindan (Iron Maiden, Deep Purple, The Cult, Rainbow, Nickleback, vs..) guzel parcalar dinledik eskilerden. Barda ictik, ictik, ictik. Tahmin edeceginiz uzere bol bol eski dostumla hasret giderdim. Aman ne iyi ettim:) Meydana oldukca yakin bir yer. Kesinlikle goz atin derim.

Yemek anlaminda da benden baska NY Times’in bile “Prag’daki en lezzetli pizzalara sahip” dedigi, gecen yil annemi de goturdugum yer: Rugantino. Klasik Italyan pizzalari yapan, atmosferini de oldukca sicak ve keyifli buldugumuz bir pizzaci burasi. Menudeki her seyi deneyebilirsiniz. Fiyatlari da makuldu bence. Doymak bir yana patliyorsunuz bir pizzayla.

Son mekan benim ilk gidisimde tek basima kesfettigim, geleneksel Cek yemeklerini de tadabileceginiz, Municipal House’in hemen karsisinda yer alan Celnice Club. Cek yemekleri de denedik, ama tatli-eksi soslardan hoslanmiyorsaniz pek de size gore degil!

Prag-Mini-eiffel

Iste boyle. Yine yedigim ictigim benim olmadi, gezip gordugum yerleri anlatamadim:) Bir sonraki yazida Istanbul’umla ilgili yaziyla bulusmak uzere. Super bir hafta sonu gecirin. Benim gibi yapin mesela. Sicak sarap yapin:)

Nasil Anlatsam Bilemiyorum…

Myself in Prague

** Bu fotografi Sevgilim cekti, buraya koyulmasi da kendisinin fikriydi:) Begenmenizi umuyoruz ailecek:) **

Tatilin kotusu olmaz derler. Memleketten uzakta bir 4 gun, sonrasi Istanbul’umda bir guzel 2 gun gecirdikten sonra normal rutinimize donduk iste herkesler gibi. Prag’la ilgili anlatacak yeni seyler var mi? Belki listelerinize eklenecek birkac yeni madde. Zira daha onceki gidislerimin hic birinde gece hayatini tanima firsatim olmamisti. Bu defa Sevgilimin de yanimda olmasi sebebiyle o Rock Bar senin, bu Jazz Klubu benim dolastik.

Hava buzz gibiydi, donduk.

Christmas oncesi kurulan panayira denk gelince haliyle icilen sicak sarabin haddi hesabi yoktu.

Prag’in Avrupa Birligine kabulu ile birlikte bir miktar pahalilastigini gorduk. Ama tabi, yine de diger Avrupa sehirleriyle kiyaslanamaz.

Kaldigimiz otel cok merkeziydi, her yere yuruyerek gittik o soguga ragmen. (Ilk defa gidecekler mutlaka 22 numarali tramvayi yakalayin bir yerlerden ve bir de onunla dolasin en gorulmesi gereken yerleri.)

Sevgilim cok begendi Prag’i, ama konustugu herkese mutlaka Ilkbahar-Yaz mevsimlerinde gitmelerini salik veriyor:)

Donuste Istanbul’da 2 gece kaldik ve bir cok insanin 1 haftada yapacagi kadar cok sey yaptik! Salvador Dali ile yakindan tanis olduk surada mesela, bir defa daha cok etkilendim kendisinden de hayatindan da..

Daha cok fotograf gelecek ve daha uzun bir yazi. Ama simdi affedin olmaz mi beni. Zorlaniyorum yazmakta. Tam 1.5 saattir ekran basindayim, ama toparlayipta bir seyler dokemedim henuz onunuze!

Umuyorum ki sizin de tatiliniz keyifli ve huzurlu gecmistir. Ayrintilarla ve guzel bulmanizi umdugum fotograflarla yine gelecek ben:)

MİM’lere Cevaben:)

“En Sevdiğin 10 Yer’i Söyle Bana Ey Dilara” diye buyurmuş sevgili arkadaşım Başak🙂 Zaten billiyorsunuz, genelde ara ara olmaktan keyif aldığım mekanları, memleketleri, vs. paylaşıyorum. Ama topluca bir listede bulunması açısından, buyrun:

Ortakoy Istanbul

1- İstanbul’da Bebek-Ortaköy Hattı

İstanbul’a her gittiğimde yaptığım ilk işlerden biridir bu hat üzerinde yürümek sahilden ve bulduğum en keyifli yerde soluklanmak. İstanbul’da yaşasaydım eğer Bebek’de evim olsun isterdim herhalde. Bana çok iyi geliyor nedense. Bebek Balıkçısı ve Ortaköy’deki House Cafe çok sık gittiğim ve sevdiğim iki mekandır. Bu yazıyı yazarken bir düşündüm de, İstanbul’a gitmeyeli yıl olmuş!

2- Büyükada

Büyükada da gitmeden görmeden dönemediğim yerlerden biridir İstanbul’da. Çok güzel anılarım var buraya ait. Aya Yorgi’de ilk rakı-bira ikilimi içişim, akabinde bulutların üstüne varışım:) Tam iskelenin karşısındaki salaş yerlerden birinde midye tava-bira keyfimiz, faytonla tepeye çıkışımız sırasındaki mini ada turumuz, mis gibi çam kokusu, bana hep başka bir zamana ait olduğumu hissettiren atmosferi.. Büyükada’yı severim çok:)

3- Kaş

Hiç şaşırmadığınıza eminim:) Kaş hakkında o kadar çok fotoğraf ve yazı yazdım ki bu blogda, olmaktan en çok keyif aldığım yerlerin başında olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. İlk olarak 7 sene önceydi sanırım Ayşegülüm Sultanım’la gitmiştik. Bu yıl gidemedim ne yazık ki. Özledim.

4- Kuzguncuk’da İsmet BABA

Hala en sevdiğim meyhanedir. Kredi kartı geçmez. En lezzetli, taze balıklar, en güzel mezeler, en hoş musikiler eşliğinde huşu içinde rakımı yudumladığım, duvarlarında eski gazete kupürleri, fotoğraflar olan, denize 0 bir mekan. Eskidir meskidir, ama benim için hep 1 tanedir.

5- Prag

Kendime doğum günü hediyemdi 2005 yılında Prag seyahatim:) 1 haftada planlamış ve gitmiştim. Soğuk bir Kasım ayıydı. Çok etkilenmiştim Prag’dan, ki sonra anne kuşumu da götürdüm hatırlayanlarınız olacaktır 2007 yılında. Veee işte tekrar gidiyorum bu güzel şehrime bu defa sevdiğimle:) Bayram tatilini geçirmek için daha romantik, keyifli ve masalsı bir şehir olamaz benim için herhalde şu an. Sokakta adım başı durup sıcak şarap içmek için sabırsızlanıyorum:)

6- Şirince

Bu yıl keşfettiğim, neredeyse her Selçuk’a gidişimizde mutlaka bir gün geçirdiğim bir güzel, hoş köy benim için Şirince. Huzurlu bir yer, insana kendini iyi hissettiren bir yer. Okumak, yazmak, kendini bulmak, yürüyüşe çıkmak, sadece sessizliği dinlemek ve dinlenmek için harika bir yer. Zeytinyağları, çeşit çeşit meyveli şarapları, bir örnek restore edilmiş evleri ile tadı hep damağımda kaldı.

Sirince Turkey

7- New York. Ama Özellikle Bryant Park ve Central Park

New York’u bir bütün olarak zaten çok güzel buluyorum ben. Sevmeyenleriniz de vardır muhakkak. Kaldı ki benim gibi doğa, deniz, orman, yeşillik, sukunet vs.den hoşlanan biri için dev gökdelenler, karmaşık trafik, metropol havası pek de uygun görülmeyebilir. Ama beni çok büyülüyor bu şehir. 3 defa görme şansım oldu, her defasında yeni bir yer keşfediyor, ayaklarıma kara sular ininceye kadar dolaşmaya devam ediyorum. İşte her defasında da kendimi ya Central Park’da ya da Bryant Park’da buluyorum. Bryant Park Manhattan’ın merkezinde koca koca binaların arasında resmen bir vaha. Yaz aylarında akşamları açık hava sineması seyredebiliyorsunuz çimenlerin üzerine battaniyelerinizi serip. Müthiş keyifli:)

Central Park ise 42 blok uzunluğuyla, 800 küsür dönümlük arazisi ile Manhattan’ın orta yerinde bir orman gibi! El yapımı, yapay bir park ve yapımı tam 10 yıl sürmüş! New York’da yaşayanlara göre New York’u yaşanır kılan tek şeymiş:) Sincapları, binbir çeşit kuşları, yazın konserleri, Reservoir’ı, filmlere mekan olan o eşsiz ve kocaman ortamıyla benim en sevdiklerimden biridir Cental Park. Bir gün 7 saat geçirmiştim çıplak ayaklarımla bu parkta:)

Florance

8- Floransa

En sevdiğim yerlerden biridir Floransa, İtalya’da. İtalyancada ise Firenze. Aslında İtalya’da gezdiğim her yeri çok beğendim, ama burasinin yeri ayridir. Rönesansın merkezi olmasından, belki de aslında benim en büyük hayalim, idealim, böyle kelimelere şu an itibariyle dökemeyeceğim Toskana’da olmasından.. Michelangelo Tepesi’ni, Duomo’yu, Ufizzi’yi, Ponte Vecchio’yu mutlaka görmelisiniz. Piazza Del Signoria meydanında, bu açık hava müzesinde kaybolup gidebilirsiniz. Herhangi, sıradan bir turistlik şehir değil bence Floransa. Bir kültür şehri. Moda cenneti. Güzel olan herşeyi barındıran zamanın ötesinde bir yer bence. Bir yapmadığım Accademia Muzesini gezemedim, Michelangelo’nun orijinal heykellerinin bulunduğu. Bir daha gideceğimden çok emin olduğum bir yer Floransa:)

9- Cafe Lins

Koca Ankara’da bir sürü yeri çok beğenerek takip ettim, yıllarca gittim belki de. Ama birşey oldu hep, hiç kalıcı olmadılar! Cafe Lins benim kalıcı mekanlarımdan. Peynir Tabağı ve 1 şişe Frontera eşliğinde Sevgilim’le yeni yeni başlayan heyecandan sebep o ürkek hallerimizin ilk tanığıdır kendisi. Ayşegül Sultanımla adeta 2. evimiz yerine koyup, sık sık kaçtığımız, yazın bahçesinde chansonlarla, kışın sıcacık ısıtan sobasıyla, mini mini bir mekan. Sıcak peynirli-biftekli sandviçi harikadır. Porsiyonları kocamandır. Yalnız garsonlarından birine acayip gıcığım! Ya bana özellikle aksi ve suratsız ya da adamın günlük haleti ruhiyesi bu! Yıllardır orada olduğuna göre başka bir meziyeti var sanırım, suratsızlığını ve ukalalığını companse ediyor:) Neyse, o bile benim keyfimi kaçıramadı, sevdim Cafe Lins’i, müdavimi oldum bu kadar yıldır.

10- Sevgilim’in kucağı:)

O’nun kucağına yatmayı, kucağında yatmayı, kalp atışlarını duyarken uykuya dalmayı çok seviyorum. Son 9 aydır en sevdiğim yer orası:)

…..

Şimdi de Banu‘cumun MİM’ine cevaben bakalım çantamın içinden neler çıkacak?

Bag

Ben de kocaman çanta taşıyan kadınlardanım:) Öyle her kıyafete değişik çantacı da değilim. Bir tane çantam olur mesela, takılırım ona, onu bir sezon siyah ayakkabı da, kahverengi ya da spor ayakkabı bile giysem değiştirmem. Bir miktar tembelliğimin de payı var tabi. Büyük çantanın içinde bir dolu malzeme olduğundan, yeni çantaya onları aktarmaya bir miktar üşenirim:)

Bu çantamı seviyorum çok. Aynı renk çizmelerimle çok sık kullanıyorum. Şu an yine bu çantamla beraberiz. İçindekilerse, aslında her kadının çantasındaki şeyler sanırım:

Inside My Bag

1- Anahtarlarım (Ev ve ofis)

2- Gözlüğüm. Burberry’den. Çerçeveyi görürü görmez vurulmuştum. Aslen parlak lacivert çerçeve arıyordum, ama mat gride karar kıldım:) 0,75 miyopum. Ama sanırım ilerledi iyicene, zira artık hiç göremiyorum uzağı:( 30 Aralık’ta Göz Doktorum ile randevumuz var.

3- Cep Telefonum. Markası Motorola. Bu, kendisiyle 4. yılımız sanırım. Telefonu öylece, sadece yanında taşıyanlardanım ben de. Kendisi fotografta yer almiyor!

4- Selpak mendilim ve Uni marka ıslak mendilim. Her daim benimledirler. Çok sık ıslak mendil kullanırım.

5- Nine West cuzdanım. Kahve tonlarda bir cüzdan arıyordum, görür görmez “işte budur” dedim. Cüzdanlarımı da yıllarca kullanırım ve onların da büyük olmaları tercihimdir. Yanındaki de kredi kartlığım. Cüzdandan bağımsız olarak çantamda durur o da.

6- I-pod’um. Onsuz olmuyor günümüzde malum:)

7- Saç Tokam. Saçlarımdan ne zaman sıkılacağım belli olmuyor!

8- Kalem kutum:) Ofisteki arkadaşlarımdan birinin. Bir gün aradığım kalemleri koca çanta içinde bulmakta zorluk çekince, ofiste atıl halde duran bu kalemlikle bir düzen getirmeye çalıştım kendilerine. Renk renk kalemim var, bir de Rotring marka 0,5 kurşun kalemim. Kurşun kalemle yazmaya bayılıyorum:)

9- WD marka external harddisk ve Corsair memory stick, ki kendisi hastane kimliğimle birarada, aynı askıda yarenlik etmektedirler:) Onların içinde hayatım var!

10- Ajandam. Mutlaka herşeyi yazarım. İş planları, listeleri vs.. yaparak yaşayan kadınlardanım!

11- 1 siyah göz kalemi ve bir adet ruj. Makyaj malzemesi adına başka birşey olmaz çantamda. Parfümüm: Covet

12- Ilaclarimin oldugu Starbucks seker kutum:)

Iste boyle.. Haftam zor gecti oldukca, hakkaten cok yoruldum. Ama harika bir dinlenceye gidiyor olmamizdan sebep keyfim yerinde. Donuste bulusmak uzere. Iyi bayramlar, huzurlu ve mutlu gunler ve her zamanki gibi super bir hafta sonu diliyorum:)

Az Biraz Şikayet?

Waterway

JTB’yi sık güncelleme hayallerim sele kapıldı gitti!

Geçtiğimiz hafta Pazartesi akşamı sınavım vardı. Bu hafta Çarşamba akşamı yine sınavım vardı. Ve haftaya Salı akşamı.. Evet, yine bir sınavım var. Sınavların hepsi de klasik aksi gibi. (En sevdiğim!) Ben gerçi alışkınım ODTÜ Sosyoloji yıllarımdan klasik sınavlara. O zamanlar 3-5 soru arası sorardı hocalarımız ve yazardık 9-10 sayfa destan gibi kağıtlar. İngilizce hemde. Ya şimdi? Sıkılıyorum yaz babam yaz. Bir de beni bilen biliyor ben biraz sabırsızımdır. Hemen bitsin gidelim modunda olduğumdan, uzun uzun yazıtlara hiç gelemiyorum. Ama el mahkum şu anda. Dayanacağız 1 sene daha:)

Akşam iş çıkışı okula gittiğim için eve dönüş saatim en iyi ihtimal ile 20:45-21:00 oluyor. Öyle özlüyorum ki evimi. O kadar çok şey yaparmışım ki meğer ben işten çıkınca, şimdi herşey birikti de birikti. Hiç zamanımın yokmuş gibi geliyor. Misal, 2 haftada bir defa kesin manikür-pedikür olayım vardı. İş çıkışı gider Fatoş Abla’ma, orta şekerli bir türk kahvesi eşliğinde işimi gördürürdüm.

Sonra kızlarla buluşurduk en az 2 akşam. **Not: (Cafe Lins‘i özledim.)** Terziye gidecekler, ayakkabı tamircisine verilecekler hep yanımda olur, akşam iş çıkışı veriverir, sonra birkaç akşam sonra yine iş çıkışı alıverirdim! Şimdi, 3 tane pantolonum belleri daralsın diye bekliyor evde. Sınavdı falan derken terzideki daha önceki haftalarda bıraktığım eteğimi bile alamadım mesela. Deli olacağım. Yemek düzenimiz şaştı. Sevgilim yiyor ben gelen kadar, ben de bir çanak salatayla avunuyorum, ki beraber kurulu bir sofrada yemek yemek ben en sevdiklerimden! Avuntu olacak mı bilemem, ama bir sonraki dönem o da yarım kalan masterını tamamlamak adına tekrar başlamaya karar verdi! Şahdık şahbaz olacağız yani:) İkimizde evde olmayacağımızdan tümden işler kalıverecek! İyi ki Fatoş var. (Bu arada hayatımı kurtaran can simidi kadınlarımın adı niye hep Fatoş??) Ev temizliğinde ve düzeninde harikalar yaratıyor da evimizi b.k götürmüyor allahtan:)

**

Bir de madalyonun diğer yüzünü anlatmak istiyorum.

Yani şimdi şikayet ediyordum ya yukarıda, azıcık, birazcık böyle hani. Aslında memnuniyet duyduğum, ya da kafama dank eden başka şeyler de olmuyor değil. Şöyle ki sıkılıyorum, bunalıyorum ders çalışmaktan, yoruluyorum hatta, ama bir taraftan da beynimin tekrar yoğun şekilde çarklarını işletmeye başladığını da hissediyorum. Bildiğim konular için çok olmasa da yeni kavramlar, yeni argümanlar beni araştırmaya, okumaya itiyor. Beynimin en son bu kadar -akademik anlamda- yoğun çalıştığı dönemin üzerinden 11 sene geçtiğini de göz önünde bulundurursak bu iş elbette ki kolay olmuyor.

Tekrar alışmam, beynimin bilgileri özümseyebilmesi, yerleştirebilmesi için ona biraz zaman tanımam lazım sanırım. Ona yeni bilgileri nasıl yüklerdik, o bilgilerin orada kalmasını nasıl sağlardık, nasıl o bilgiler başka bilgileri de çekme ihtiyacı hissettirirdi, o tetiklenme nasıl olurdu bunları hatırlamam lazım!

Öğrenmeyi seviyorum. Okumayı da.

Tüm bu yaptıklarımın kişisel bilgeliğime büyük katkısı olacaktır elbet. Ama umuyorum ki kariyerime de bir tarafından -artık!- faydası olur. (Evet, farkedildiği üzere iş hayatımda mutsuzum, motivasyonum yerlerde sürünüyor ve hala bir işim olduğu için böyle bir kriz ortamında hamdolsun demekten başka birşey elimden gelmiyor ne yazık ki.)

**

O en sevdiğim ikili güne azıcık kaldı: Cumartesi-Pazar’a yani:) İple çektiğim, kendimi dağıttığım o iki güne. Ne yapacağımı şaşırıyorum, ama yine de yapıyorum azimle. Spor, sonrası uzun kahvaltı, Sevgili ile evde haftalık yemek yapma seansı, aileyle kaynaşma-akşam drinkleri, yemekleri, arkadaşlarla kahve-buluşup yemek yeme, dışarıda içki-eğlence, evde DVD-romantizm, mum ışığı-şarap, ders çalışma-dergi-kitap okuma… Bu hafta sonu bu listeye, başarabilirsem, geçen hafta sonu yapmaya vakit bulamadığım vişneli-çikolatalı keki sığdırmak istiyorum. Deli gibi tatlı istiyor canım. Çok enerji harcıyorum lazım oluyor herhalde:)

Süper bir hafta sonu diliyorum.

**Yazı, iş yerinde yazıldığı için, foto akşama!!**

**Otuz4**

Dilara 34

~Photo by Başak Çankayalı, Mavi Tur’dan..

Geçen yıl yazdığım şeylere bakıyorum, ya da bir önceki yıl.

Söylenecek çoğu şeyi söylemişim zaten:)

Tek bildiğim; her yıl bir öncekinden daha iyi oluyor, hiç korkmuyorum ve 35’i heyecanla bekliyorum:)

* Hepinize çok teşekkür ediyorum. Beni ve JTB’yi yalnız, habersiz, iltifatsız, eleştrisiz bırakmadığınız için. Hayatımı paylaşırken, kendinizden bulduklarınızı bana anlattığınız için. Sadece içinizi döktüğünüz, sadece “merhaba” dediğiniz için. Sağolun. Sevgiyle kalın:) *