Beş Gün, İki Kadın ve Endülüs (I)!

dilo-sevilla

Birlikte çıktığımız son yurt dışı seyahatimiz MadridZaragozaBarselona şeklindeydi Tolucumla!

Aradan tam dört yıl geçti ve biz bir defa daha hayalimizde yer eden ve planlarımızda hep varolan İspanya’nın güneyi, Endülüs Bölgesi’nde bir beş günlük kaçamak yaptık kendisiyle 🙂 Planımız Sevilla-Cordoba-Granada yapmaktı. Lakin o kadar keyif aldık ki Sevilla ayağından, günübirlik Cordoba gezisi için gün çalmak istemedik ve beş günde iki şehir yaparak mini bir Endülüs seyahati gerçekleştirdik.

Uçak bileti almak için ekran başına geçtiğimizde Malaga uçuşlarının dolmuş olduğunu görünce, el mahkum Madrid üzerinden gideriz diyerek İstanbul-Madrid bileti alarak uçuşumuzu gerçekleştirdik. *Endülüs gezisi planlayıcıları için önemli not: Uçuşlarınızı mümkün olduğunca Malaga üzerinden gerçekleştirin! Zaman kazanmanız için en ideali bu.* Gerçi Madrid’e uçup sonrasında –bizim gibi Avrupa’da tren seyahatinden keyif alanlardansanız– iki buçuk saatlik bir tren yolculuğu ile Sevilla’ya ulaşmanız da mümkün. RENFE‘nin sitesinden seyahate çıkmadan haftalarca önce biletlerimizi almıştık biz. Çok da iyi etmişiz, zira ne kadar erken alırsanız o kadar makul fiyatlı biletler. *Seyahat öncesi okuduğum tüm forumlarda tren biletlerinin en az bir ay öncesinden satın alınmasının çok ciddi maliyetleri düşüreceği söyleniyordu. Aklınızda olsun!* Madrid Barajas Havaalanına indikten sonra bir numaralı terminalin önünden dışarı çıkın ve Madrid Atocha Tren İstasyonu’na giden sarı renkli otobüsleri bekleyin. Kişi başı 5 Euro karşılığı, yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk ile tren istasyonuna ulaşıyorsunuz. Eğer treninize vakit varsa, Madrid merkezde turlayabilirsiniz bile. Trenler ise oldukça konforlu ve hızlı…

altın-kule-sevilla

Yemyeşil çayırlardan, zeytinliklerden, bağlardan geçerek buzz biralarımızı trenin restoran kısmında yudumlayarak akşamüstü saatlerinde Sevilla’ya ulaştık. Taksiye atlayıp şu siteden bulduğum ve sevgili İmge‘nin daha önceki seyahatinde kaldığı Monte Carmelo adlı otelimize gittik. *Mini bir not: Taksilerde her bir valiziniz için taksimetrede yazan rakama 1 Euro ekleniyor.* Otelimiz Triana bölgesi yakınlarında, Guadalquivir Nehri’nin öte tarafında; yani Sevilla’nın tüm görüleceklerinin bulunduğu tarihi ve tursitik alanın karşısında yer alıyor (Şu haritadan bakarsanız, otelimiz nehrin solunda yer alıyor). Otelden turistik mekanlara köprüyü yürüyerek yaklaşık on-on beş dakikada geçiyorsunuz. Yalnız biz dedik ki, bir daha gelirsek kesinlikle Santa Cruz Bölgesi’nde kalacak bir yer bulalım. Zira bayıldık Sevilla’nın Santa Cruz Bölgesine (Barrio Santa Cruz)! Dar sokaklarında kaybolup minik meydanlarından çıkıveriyorsunuz. Tabi hemen “hop” o meydanda bir kadeh molası! Üç günlük Sevilla gezisinde hep biraz sarhoş dolaştık! İçkiden değil bu defa, misler gibi kokan sokaklarından! Tam da çiçek açma mevsimiymiş bizim gidişimiz; yaseminler, mor salkımlar, portakal çiçekleri kokuları bu kadar baskın başka bir yer daha hatırlamıyorum ben. Tolucumla son akşam veda ederken kendi çapımızda bir çilingir sofrasında şehre, dedim ki “Nasıl bir şehir Sevilla derlerse ne söyleyeceksin insanlara tek bir cümle ile?” Dedi ki “Misler gibi kokan bir şehirdi” diyeceğim 🙂

quarter-sevilla

chilling-outside-sevilla

Katılıyorum arkadaşıma. Misler gibi çiçek kokan, birayı su bardağında servis eden, kimsenin İngilizce anlamadığı, konuşmadığı, ama bir şekilde anlaşabildiğiniz; bu sebeple hiç aç ve susuz kalmadığımız, tüm şehri yürüyerek rahatlıkla gezebileceğiniz, birbirinden lezzetli Jamon İberico’ların (İberian kurutulmuş etlerinin) tabağınızdan hiç eksilmemesini dileyeceğiniz, boğa eti tadabileceğiniz, kendinizi akşamüstü saatlerinde sokak aralarından yükselen flamenko ezgilerini mırıldanırken bulabileceğiniz, sabahları kızarmış ekmeğe bildiğin salça sürerek kahvaltı eden insanların yaşadığı bir şehir Sevilla.

walls-01-sevilla

Alkazar Sarayı’ndaki işciliğin hastası olup, Giralda Kulesi’nden tüm şehre tepeden bakabileceğin; şehrin en eski tapas barı olan ve 1670’li yıllardan beri ayakta olan El Rinconcillo‘da üç buçuk saatin nasıl geçtiğini anlamadan yiyip içebileceğin ve bunun karşılığı sadece 25 Euro ödeyebileceğin bir şehir.

Sevilla bizi büyüledi. Hava da şeker gibi olunca yürü babam yürü yaptık, her dar sokağın arasından çıkılan bir meydan var zaten; o meydanda soluklandık, içtik (biraları çok güzeldi bu arada), fotoğraf çektik, dua ettik, şükrettik en çok!

İkinci yazımı Alkazar ve yeme içme duraklarımıza ayırmayı planladım. Umarım faydalanırsınız. Bu arada seyahatimiz boyunca Instagram’dan hemen hemen her gün “Endülüste5gün hashtag’i ile fotoğraflar paylaştım. Şu linkten görebilirsiniz 🙂

signs-sevilla

walls-sevilla

 

Beş Gün, İki Kadın ve Endülüs (I)!” hakkında 2 yorum bulunuyor:

  1. burcu

    ilk karedeki güzel kadına bayıldım ben ! fotoğraflar çok güzel yine ne güzel bir gezi olmuş zaten senin dostluklarına ve sana bayılıyorum biliyorsun uzun zamandır ses veremesemde takipteyim 🙂 sevgiler diloşum 🙂 öpüldünn bu arada Tolu ya saçları çok yakışmış 🙂

    Cevapla
  2. dilayra Yazar

    sevgili burcu merhaba,
    iyi olmana sevindim. güzel sözlerine çok teşekkür ediyoruz Tolu ile birlikte:)
    sevgiler,

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir