Kışın Viyana Ayrı Güzel, Evet!

viyana-karlar-altinda

viyana-10

Lakin biraz (!) soğuk. Hatta buzz! Bu sebeple günler öncesinden orada geçireceğimiz üç gün boyunca hava sıcaklığını takibe alarak evde o kadar kalın neyim var neyim yok araştırmaya başladım. Fazla bir şeyim olmadığını gördüm tabi içim sızlayarak. Ben son iki yıldır kışlarımı İstanbul’da deri ceket, içine tişört, boynuma atkıydı, şaldı şeklinde geçiriyorum. Tüm kalın kaban, boğazlı kazak gibi kıyafetlerimi Ankara’dan buraya taşınırken ihtiyacı olanlara verdim. Hem İstanbul o kadar da soğuk olmadığı, hem de minnacık evimizde dolaplarımın tıkış tıkış olmasını istemediğim için. Yani Viyana için çok da hazırlıklı olmadığım ortaya çıktı. Böyle durumlarda insanın her zaman kapısını çalacağı, ne bileyim daha önce daha soğuk, “buzz” memleketlerde vakit geçirmiş arkadaşları olması ne kadar güzel tahmin edersiniz 🙂

viyana-01

Viyana’ya ilişkin burada bahsetmek istediklerim benim keyif ve lezzet duraklarımdan oluşuyor. Artık internete girip “Viyana” dediğinizde sayfalar dolusu hem tarihçesine, hem mimari geçmişine, hem de yeme-içme mekanlarına ulaşmanız mümkün. O sebeple benim hem oradaki sevgili arkadaşım, artık “Viyana Muhtarı” olan Mr. TD, hem de son dönemde pek güvenerek kullandığım ve beni hiç hayal kırıklığına uğratmayan YELP sayesinde gittiğim, gördüğüm yerlerden bir demet var burada (Bu arada sağ tarafta “Mekan Değerlendirmelerim” başlığı altında benim de YELP’te yaptığım yorumlarımı bulabilirsiniz). Buyurun başlayalım yavaştan benim Viyana’mda dolaşmaya:

viyana-04

Gittiğim şehirlerde otelin merkezde olması benim illa ki tercih ettiğim bir durum değildir. Zira ben o şehrin toplu taşıma araçlarını kullanarak ya da ne bileyim yürüyerek şehri keşfetmeyi severim. Viyana için ise durum farklı oldu, iyi ki de oldu. Hem kısa bir zamanımız, hem de birlikte hareket ettiğimiz on üç kişi daha vardı. Ayrıca durmadan bahsedeceğim gibi Viyana “buzz” gibi soğuktu 🙂 Otelimizin adı Mercure Zentrum. Bence kahvaltısı da kendisi de gayet güzeldi. Zaten otel odasında uyumak dışında vakit geçirmedik hiç! Otelden yukarıdaki gece çektiğim bir fotoğrafını gördüğünüz meşhur St. Stephen’s Katedrali’ne, Opera Binası’na, sevgilimle birlikte önünde çektirdiğimiz aşağıdaki fotoğrafta yer alan Meşhur Hofburg Kışlık Kraliyet Sarayı’na, benim bu seyahatin en bayıldığım saatlerini geçirdiğim Albertina Müzesi’ne, Müzeler Bölgesi’ne, Sanat Tarihi Müzesi’ne yürüyerek ulaşmanız mümkün. Maksimum mesafe yarım saatten fazla sürmez.

Ayrıca dönmeden önce iki akşamımızı geçirdiğimiz favori birahanemiz olan Bermuda Braeu‘u ya da yürüyerek bir dakikada ulaşabilirsiniz. Kendi biralarını da bulabileceğiniz bu mekanı biz kalabalık grubumuzla sohbet-muhabbet edip, güzel birasından içmek için tercih ettik. Hafta içi de hafta sonu da kalabalıktı yalnız. Çalan 80’li yıllara ait parçalar ise bonus oldu 🙂

viyana-13

musikverein-viyana

İlk akşamımız için, dünyanın en iyi on konser salonundan biri olarak gösterilen, Vienna Musikverein‘da şu linkten de izleyebileceğiniz Berlioz’un “The Damnation of Faust” adlı eserini izledik. Konser salonunun ihtişamı, konsere gelen ağırlıklı orta yaş ve üstü Viyana halkının giyim-kuşamda zarafeti, konser salonunun tıklım tıkış dolu olması, konser arasında flüt kadehlerde elde dolaşan şampanya ve yanına alınan şu şekil petit four’ları hayranlıkla ve hafiften iç çekerek izlediğimi itiraf etmeliyim (Yıllar önce aynı hayranlığı ve tabi ilk olmasından sebep şaşkınlığı Prag’daki şu konser salonunda izlediğim konser süresince yaşamıştım).

Konser sonrası güzel kahvesinden ve meşhur pastasından yemek üzere hemen yakınındaki Café Sacher‘e gittik. Kahvesi likörlü ve kremalı. Tadı güzel, lakin ben kremalı bir şeye çok ilgi göstermiyorum normalde. Yine de denedim bir daha mı geleceksin diyerek 🙂 Meşhur pastada yoğun badem ve çikolata aroması mevcut. Bir pastanın tek başına yenmesi zor biraz sanki. Biz iki pastayı sanıyorum sekiz-dokuz kişi paylaştık. Dünyanın her tarafına bu pastayı özel ahşap kutularında gönderiyorlar. Hatta yıllar yıllar önce sevgili MR. TD bana yollamıştı bir dilim 🙂 Viyana’da mutlaka denemeniz gereken tatlar listesi bir numara: Tamam!

viyana-14

Gittiğimiz şehirlerde oralı olan, orada uzun yıllardır yaşayan insanların tercih ettiği yerlerde yemeği, içmeyi seviyorum ben. Viyana’da yaşayan arkadaşlarımız olunca tabi, turistik mekanlar dışında bu tarz lokal mekanları da tecrübe etme şansımız doğuyor. Bu sayede bir öğle molasında soluklanmak üzere ziyaret ettik Cafe Ritter‘i. İçerisi iki bölümden oluşuyor. Sigara içmek isterseniz sağ tarafına geçiyorsunuz kafenin. Öğle kahvenizin yanına güzel ve meşhur bir “apple strudel” ya da tatlı sevmez iseniz bir kadeh konyak alabilirsiniz Ritter’de. Dergi, gazete okuyan lokal insanlara ve tarihi atmosfere, yüksek tavanlara, kadife perdelere sahip kafenin içerisinde güzel vakit geçirebilirsiniz.

viyana-18

Viyana’da kahve ve elmalı tatlı olayından sonra biraz daha dolaşıp, orada yaşayan sevgili arkadaşımız Burak’ın önerisiyle Wein&Conun Mariahilfer Caddesi üzerindeki şubesine uğradık bir gün saat beş civarlarında. Burası dünyanın her yerinden şarap ağırlıklı olmak üzere, diğer içkileri de bulabileceğiniz bir satış bölümünden oluşmasının yanı sıra bir de bizim çok keyifli bir saat geçirdiğimiz bar bölümünden meydana gelen bir meşhur mekan 🙂 İsterseniz dükkandan satın aldığınız içkinizi bu bar&lounge olarak hizmet veren mekana getirebiliyor ve açtırıp içebiliyorsunuz, ki bu bence çok keyifli bir uygulama. Biz şampanya keyfi yapmayı tercih ettik. Mekanda ayrıca çok özenli hazırlanmış porsiyonluk mezeler, sandviçler, kruvasanlar da vardı içki keyfinize eşlikçi olarak seçebileceğiniz. Ben derim ki, Viyana’ya giderseniz, benim için bu mekana gidin ve şampanya keyfi yapın 😉

viyana-15

Viyana denince ilk akla gelen şey: Şnitzel elbet! Viyana’da şnitzel denince de, artık marka olmuş, sloganı “100 Yıldan Beridir Şnitzel’in Adresi” şeklinde olan Figlmüller‘den başkasına gidilmemesi tecrübe ile de sabitlenmiş bir gerçek. Biz, ilk akşamımızda başka bir “önerilen” mekana gittik, lakin daha sonra “Aman gelmişken burası eksik kalmasın” argümanından hareketle, vakitlice bir saatte gittiğimiz için kendimize yer bulabildiğimiz şnitzelin adresinde belki de uzun zamandır yediğimiz en güzel yemeği yerken mekanın şanını-şöhretini hak ettiğine kanaat getirdik. Maceraya gerek yok, hele ki domuz eti yemekte bir sakınca görmeyen grupta iseniz. Şurada, yapılışını ve inanılmaz boyutlarını görebileceğiniz bu harika şnitzel yanında gelen patates ve semizotu karışımlı, güzel soslu salatası ile bence bir numara! Viyana’da mutlaka denemeniz gereken tatlar listesi iki numara: Tamam! (Domuz eti yemeyenler için et ve tavuk şnitzel de mevcut, lakin onların kalınlıkları ve boyutları farklı. Domuz eti kadar incecik dövülemedikleri için sanırım.)

viyana-08

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz yer Rathaus olarak adlandırılan Belediye Binası önüne kurulan buz pateni sahası. Şurada başka bir açıdan çok daha güzel bir fotoğrafı var. Kış geldiğinde çoluk-çocuk herkesin bir arada buz pateni yaparak eğlendiği, sabahtan akşama kadar sponsor olan radyo kanalının müzik yayını yaptığı, çevresinde sosisli sandviçten tatlılara, kuru yemişlerden sıcak şaraba bir çok şeyin satıldığı bir pazarı bulunan, insana huzur veren bir yer burası. Oldukça da büyük! Benim Viyana seyahatimin ilk gününden sonrası, sırtımda meydana gelen şu meşhur kas ağrılarım ile devam edince riske atıp denemedim kaymayı, ama kocaman bir kupa sıcak şarabı kaçırmadım 🙂

hot-wine

Dışarıda dolaşmaktan hem yorulup, hem de üşüyünce yapılacak en iyi şeyi yaparak kendimizi bir kapalı mekana attık mütemadiyen. Cafe Central‘de bu uğrak noktalarından biri oldu. Harika bir mimari takdir edersiniz ki. 1800’lü yıllardan kalma, yüksek tavanlı, sütunlu, eski halini muhafaza etmiş kocaman bir yer. Burada yediğimiz ve şu fotoğrafını gördüğünüz sıcak vanilya soslu apple strudel bir harikaydı. Bu elmalı, hafif tadı olan tatlı beni meşhur Sacher Torte’den daha memnun etti açıkçası.

cafe-central

Viyana’da, benim ve sevgilim için en unutulmaz lezzetlerden biri olan käsekrainer ile yazıya nokta koymak istiyorum artık! Kendisi içinden bildiğin peynirin “fış” şeklinde fışkırdığı, domuz etinden yapılan, ızgara sosis. Köşebaşı her sokak büfesinde bulabileceğiniz bu inanılmaz lezzetli sosisi ister sandviç şeklinde isterseniz de bizim tercih ettiğimiz şekliye, aşağıda yer alan haliyle sipariş verebiliyorsunuz. Yanına mutlaka hardal ve bira istemeyi de unutmayın. Viyana’da yaşayan arkadaşımız Burak’ın bize önerdiği yer, tabi ki kendisinin müdavimi olduğu büfeydi. Bu büfe tam Albertina Müzesi’nin önünde, Opera Binası’nı karşısına alıyor. Bitzinger! Sanıyorum her gün bir öğün için gittik buraya biz. Viyana’da mutlaka denemeniz gereken tatlar listesi üç numara: Tamam!

kasekrainer-bitzinger

Viyana güzel bir şehir, diğer tüm Avrupa şehirleri gibi. Gerek mimarisi, gerek düzenli günlük yaşamı, her yerinden size göz kırpan sanat, müzik mekanları, alternatifleri, sakin ve sessiz haliyle huzurlu ve yaşaması güzel gibi görünen; ama benim için belki de soğuk havadan ve kış mevsiminde olmamızdan sebep kasvetli gelen bir şehir. Ben hala Prag’ın önüne geçemeyeceğini düşünüyorum. Ama bir yeni şehir daha görebildiğim için mutluyum tabi 🙂

Hepinize sevgiler, harika bir hafta sonu diliyorum.

viyana-biz

 

Kışın Viyana Ayrı Güzel, Evet!” hakkında 7 yorum bulunuyor:

  1. http://hayatguzelbiyer.blogspot.com/

    İnanılmaz resimler.. Yurtdışı tatil planları yaptığımız şu günlerde süper bi yol gösterici oldu bu yazın. Çok da detaylı ve güzel yazmışsın. Böyle yönlendirici yazılar özellikle ilk defa gidilecek yerler için hayat kurtarıcı..

    Cevapla
  2. dilayra Yazar

    sevgili Merve,
    yazı ve fotoğrafları beğenmene sevindim. sevgiler,
    *
    TD’cim,
    daha dün Viyana ekibi ile birlikteydik. sıcak havalarda bir defa daha gitmek lazım dedik hakkaten. yalnız biraz daha zaman var:)

    Cevapla
  3. Arlin

    Sevgili Dilara,

    Muhteşem blogunu takip etmeden duramıyorum. Bizimle bu güzel anılarını paylaştığın için çok teşekkür ederim. Hoş bir tesadüf oldu, ben de 11-14 Mart tarihleri arasında Viyana’daydım. Senin gibi karlı göremedim oraları, sayende fotoğraflarını gördüm.

    İyiki varsın, yazmayı bırakma sakın 🙂

    Cevapla
  4. Seda

    Sevgili Dilara,

    Yurt dışına bir yere giderken ilk olarak siteni ziyaret ediyorum. Dilara gitmiş mi tavsiyeleri nedir diyerek, gözüm kapalı güveniyorum görüşlerine 🙂 Şimdi de Viyana’ya gidiyoruz ve vaktini almaz isem bir şey sormak istiyorum.

    Viyana, saray ve müze sayısı olarak inanılmaz zengin bir yer ama 4 günümüzün hepsinde onları gezmeye kalkar isek oğlum isyan bayrağını çeker başka bir şey yapmaya da vakit kalmaz gibi geliyor.Az ve öz hangilerini gezmemizi tavsiye edersin. Bir de otelimiz çok merkezi bir yerde imiş, saray ve müzeler yakın lokasyonlarda mı? Yoksa şehrin değişik yerlerine dağılmış durumda mı?

    Şimdiden teşekkür ve sevgilerimle,
    Seda

    Cevapla
  5. dilayra Yazar

    Merhaba Seda,
    Viyana’da hakikaten de tüm müzeleri, sarayları ve şehri gezmek; yemek-içmek için 4 gün az gelebilir!
    Benim favori müzem tabi ki Ernst’den dolayı Albertina oldu:) Tavsiye ederim sana da ilk olarak bu müzeyi. Şu an da Matisse varmış mesela!
    Belvedere’de Christmas Village varmış, ziyaret edilesidir mutlaka.
    Ama en önemlisi Viyana konusunda kısa süreli ziyarette tek isim bilirim: Mr. TD:) http://cafewien.blogspot.com/ dan bloguna, oradan kendisine ulaşabilir; senin için gezilesi yerleri özetlemesini rica edebilirsin. Seve seve yardımcı olacaktır.
    Otel merkezi ise zaten her yere yakındır:) Sadece saraylara metro ya da otobüsle gidiliyor sanırım, ama ulaşım o kadar düzenli ki Viyana’da bir sorun olmaz diye düşünmekteyim.
    Çok soğuk olacaktır! Beresiz, sıcak tutan eldivensiz, içliksiz falan gitmeyin çok ciddiyim. Bol bol sıcak şarap için Rathaus Meydanındaki Christmas panayırında..
    Ve her dakikasından çok keyif alın..

    sevgiler, iyi yolculuklar

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir