New York City-Chelsea Market

Merhaba.

Burada olmadığım süre zarfında araya bir Ankara, sonrasında kız arkadaşlarla bir Kaş ve sevgililerimizin de eklenmesiyle bir Kemer seyahati sıkıştırarak bayramı seyranı atlatıp, evimize 28 Ekim tarihinde dönmüş bulunmaktayız! Ayağımızın tozuyla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Balmumcu’dan başlayıp Beşiktaş’ta son bulan fener alayına katılarak o coşkulu kalabalığın bir parçası olmanın keyfini de yaşayıp bir defa daha “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” dedikten sonra gündelik hayatımıza hızlı bir dönüş yaptık. 1 Kasım itibariyle çalışma hayatına tekrar giriş yapacağım düşünülünce bu yazıyı daha fazla ertelemek istemedim.

New York City’den beğenimizi kazanan bir nokta ile devam edelim kaldığımız yerden gezi notlarımıza, ne dersiniz? Chelsea Market.

Chelsea Market’ın ilk kuruluş yılı 1890 ve o tarihlerde Amerika’nın en meşhur bisküvisi olan Oreo’nun da üretildiği bir bisküvi fabrikası olarak hizmet vermeye başlamış. 1990’larda yatırımcı Irwin B. Cohen’in Dokuzuncu ve Onuncu Caddeler üzerindeki bölümü satın alıp yenilemesiyle şimdiki harika halini almış. İçerisinde çok sayıda dükkan, restoran, pastane ve alışveriş yapabileceğiniz harika mekanlar var. Ev kiraladığımız yer olan Meatpacking bölgesine ise yürüyerek üç beş dakika mesafede! Bulunduğumuz süre zarfında, yani on gün içerisinde, sanırım dört beş defa buraya geldik ve kâh kahvaltı, kâh akşam yemeği yeme fırsatı bulduk.

Favori mekanımız ise kesinlikle Lobster Place idi!

Benim gibi deniz ürünlerine tutku derecesinde bağlı biri için resmen dünyadaki cennetin ta kendisi! Taze deniz ürünlerinden istiridyeler, yengeç, ıstakoz ve çeşit çeşit balıkların yanı sıra suşi şeflerinin gözünüzün önünde hazırladığı çeşit çeşit suşi ve deniz ürünlü salataları ile günün her saati tıklım tıkış bir mekan Lobster Place. En önemli kalemi tabii ki canlı canlı hazır bekleyen ıstakozlar oluşturuyor. İster çiğ, isterseniz pişirilmiş halde satın alıp yiyebiliyorsunuz. Biz bir ıstakozu paylaştık sevgilimle ve bir tanenin asla yetmediğini öğrendik. (Fiyatı da oldukça makuldu: Bir pişirilmiş istakoz 20$). Çok lezzetliydi! Istakozları elinizle kopara parçalaya yiyorsunuz. Kabukların içerisinden çıkardığınız beyaz etleri sadece zeytinyağı ve limona batırarak lezzetlendirmeniz yeterli. Mutlaka denenmeli!

Lobster Place dışında kıvamlı ve çeşitli çorbalarına hasta olduğum Hale And Hearty Soups, meşhur çikolatacı amcamız Jacques Torres, brownilerine ayılıp bayılmanızın garanti olacağı Fat Witch Bakery ile sevgilimin kahvaltı için tercih ettiği Eleni’s New York favori mekanlarımız arasında ilgi ve bilginize sunulabilir 🙂

Bir daha New York’a gidecek olsam sanırım yine Meatpacking, Chelsea, West Village  ve So-Ho bölgeleri dışındaki bir yerde kalmak istemem. New York’a ilk defa gidecekler için elbetteki “Görülmesi Şart Olan Mekanlar” olan Empire State, Central Park, Time Square Meydanı, Özgürlük Anıtı, Brooklyn Köprüsü vs. yerler gezilmeli, buralarda hatıra fotoğrafları çektirilmeli 🙂 Gerçi sevgilimin ilk NYC seyahati olunca bunların çoğunu hızlı bir şekilde yine-yeniden yapmadım değil! Ama şehrin daha benim sevdiğim ayrıntılarıyla dolu, daha rahat hissettiğim; görülesi-tadılası-denenesi mekanlarına ev sahipliği yapan, özgür ve mimari açıdan daha beğendiğim tarafı bu bölgeler oldu.

Umuyorum Chelsea Market ve Lobster Place’e gidersiniz bir gün ve beni anarsınız. Güzel şekilde tabii 🙂 Sevgiler, güzel bir hafta dilerim.

 

New York City-Chelsea Market” hakkında 2 yorum bulunuyor:

  1. sevgin

    Bu sene leyleği havada gördün galiba demekten alamıyorum kendimi.Araya Kaş’da sıkıştığına göre eksik bişey kalmadı heralde. Ne mutlu sana. Bu arada 1 ay sonra dönseymişsiniz “kasırgadan mahzur mu kalırdınız ne ” diye düşündüm geçen gün Sandy kasırgası ile ilgili haberi dinlerken.Kim bilir ki, aylar öncesinden alınıyor bilet, tam zamanında gelmişsiniz neyse ki. Bu olay oraları görmekte acele etmeme mesajı da verdi tabi ki de bana ya..sevgiler..

    Cevapla
  2. dilayra Yazar

    sevgin,
    benim hayatım hep “leylek havada” modunda:)
    aslında bir bilsen ki ben, çevremde tanıdığım eşim-dostumun arasında yine de orta derecede gezentiyim! elimden geleni yapıyorum. daha öncede defalarca yazdığım üzere “bir tane hayatım var, yaşa gitsin”! mottosundan hareketle en sevdiğim şeyleri yaparak yaşıyorum: seyahat etmek, mekan keşfetmek, yemek-içmek ve yazıp, paylaşmak 🙂
    sevgiler,

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir