Aylık Arşiv: Haziran 2005

IQ’nun 9. Yıl Dönümü..

Şeker Mücella Hanım, Ayşegül Sultan, Burcu, Serap, Cüneyt ve Murat ile beraber “IQ Uluslararası Kalite Danışmanlık ve Organizsayon A.Ş.” bugün 9. kuruluş yılını kutlayacak…

Benim kendileri ile tanışmam tam 3,5 yıl öncesine uzanır: O zaman bizim hastanenin birlikte çalışacak bir danışman kuruma ihtiyacı vardı. Önce Ayşegül Sultan ile tanıştım, sonra diğer ekiple.. O zamanlar ekipte Tunç ve Umut’da vardı:(( Yaklaşık 3 yıldır beraber çalışıyoruz; iş dışında ekibin bir çoğu ile beraber eğleniyoruz.. (Ayşegül Sultan’ı zaten bilmeyen kalmadı!)

Ne diyebilirim ki? “Uluslar arası platformda kabul gören bir danışmanlık ve belgelendirme kuruluşu olmak” şeklinde belirledikleri vizyonları ile çalışmalarını sürdüren ve bu vizyonu gerçekleştirmeye çok çok yaklaşmış olan bu ekibe nice mutlu, başarılı ve hep birarada uzun bir çalışma hayatı diliyorum. Bu zaman zarfında ben de kapıdan kovsalar, bacadan girmeye devam edeceğim.. Beni tanıdığınıza pişman olacaksınız:))))

Akşam ofisinizdeki kokteylde görüşmek üzere…

Bir Kadını Ağlatmak..

Bu sabah ofise bayağı erken geldim. Rahatça maillerime bakacak ve onlara cevap yazacak vaktim oldu yani. İstanbul’dan arkadaşım sevgili Ayşe’nin mailini gördüğümde çok mutlu oldum; çünkü uzun zamandır haberleşememiştik. Mailinin ekinde Aziz Nesin’den bir yazı vardı, adı: Bir Kadını Ağlatmak… Ben, Aziz Nesin severim ve zamanında da bir çok yazısını okumuşluğum var. Fakat bu yazı ile ilk defa karşılaştım. Biraz kadınca hislerimin baskınlığı ile, bu yazının benim tarafımdan yazılsa ancak bu kadar iyi yazılabilir, ifade edilebilirdi düşüncesinden hareketle burada, bu sayfaya göz atan herkesle “Bir Kadını Ağlatmak”ı paylaşayım dedim. Teşekkürler Ayşe’cim…

Bir Kadını Ağlatmak….
“Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında..Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir şarkıya, bir filme, bir yazıya.. En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa,  ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! İşte o zaman kocaman bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım der içinden, ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki kadın? İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce bir kaç damla, sonra yağmur seli… Ve kadın ağlar, hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan , orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü..

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan “Ağlama, niye ağlıyorsun ki? Değmez onun için” derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar, ağlamazlarsa ölürler! İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltahaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra, kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yen acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı.

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları, evet ama olgunlaştıkça o safça inandıları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden: Güçlü, yenilmez, mağrur, ve aşka inamayan!

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman “Niçin bu kadar çok bekar kadın var” diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiç bir zaman! Hep bir çıkarları oldukları sarıldıkları adamların..  E  o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa, bilin ki olgunlaşıyordur.  Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık! Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü…”

Rıhtımda Uyuyan Gemi…

Rıhtımda uyuyan gemi, hatırladın mı engini?

Sert dalgaları, yosunu, suların uğultusunu?

N’olur bir sabah vakti çağırsa bizi sonsuzluk,

Birden demir alsa gemi, başlasa güzel yolculuk..

Yırtılan yelkenler gibi enginle başbaşa kalsak..

Ve bir şafak serinliği içinde uykuya dalsak..

Rıhtımda uyuyan gemi, hatırladın mı engini?

Gidip de gelmeyenleri, beyhude bekleyenleri…

~ Ahmet Hamdi Tanpınar

Dünya Müzik Günü

Bugün öğlen yemeği için Tunalı Hilmi Caddesi’ndeydim..

Kuğulu Park’tan hoş ve yüksek volumlü müzik sesleri gelmekteydi.. Meğer bugün 21 Haziran Dünya Müzik Günü imiş! Ankara’da ilk kez bu gün adına etkinlikler düzenlenecekmiş.

Franszı Kültür Merkezi, Kavaklıderem Derneği ve Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen etkinlikler için seçilen mekanlar Karum ve Kuğulu Park önü ile Yüksel Caddesi’ymiş.

Ayrıca bu akşam İstanbul’da, saat 20:00’de Aya İrini’de bir ilk gerçekleşiyor: Ünlü Türk besteci Kamran İnce’nin İstanbul Müzik Festivali’nin siparişi üzerine bestelediği Requiem Without Words adlı yapıtının dünyadaki ilk seslendirilişi gerçekleşecek. Bu yapıt, 2003 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen bombalama eylemlerine karşı yazılmış, adı üstünde bir ağıt! Ben olsam kaçırmazdım..

Ayrıca bugün, en uzun gün!

Ayrıca bugün 2003 yılında, benim de sevdiğim ünlü jazz şarkıcısı Johnny Lee Hooker öldü!

İlgilenenlerin bilgisine….

Güzel Şeyler…

Beni Polyanna sananlar olabilir. Değilim!

Hayatta çok fazla şey gördüğümü düşünüyorum sıkıntı, olumsuzluk ve acı anlamında.. Buna rağmen, çok sevdiğim anneannemin kaybı dışında sevdiklerimden kimseyi kaybetmedim çok şükür. Çok ciddi veya kronik bir hastalıkla da mücadele etmedim! Ve gördüm ki insan, bunların dışında her şeyle başa çıkabiliyor, bir şekilde üstesinden gelmeyi öğreniyor ya da tüm bunlarla olgunlaşıyor; büyüyor!

Hayatta her şeyin iyi tarafını görmeye çalışmanın hiç bir zararı yok. Ben, en azından şimdiye kadar, henüz görmedim. Tabi ki kötü olasılıkları da düşünüp, risk değerlendirmesi yapmalı ve önlemler almalıyız hayatımızda. Ama, bardağın hep boş tarafına bakan ve “neden ben?” diyen bir insan iken, artık geçirdiğim dönüşüm sonrası çok daha mutlu ve iç huzuru yerinde bir insanım! Pozitif enerjinin gücüne inanıyorum ve benim hayatımı, özellikle son 1 yılda, nasıl değiştirdiğini görüncede bunu çevremdeki insanlara aktarmaya çalışıyorum.

Ben de ağlıyorum, göz yaşı döküyorum, ben de hala kızıyorum bir şeylere… Ama benden daha kötü durumda olanları, ya da ellerindeki ile mutlu olmaya çalışmayıp huzursuzluğa bilerek davetiye çıkaran ve bu sebeple çevresindekileri de kıran, üzen insanları düşündükçe halime şükrediyorum. Bu hayatta, bu yaşta öğrendiğim bir şey var ise, bu da şükretmek oldu! Hiç bir kaybınız olmuyor:)

Her neyse, amacım ders verme psikolojine girmek değildi, ama bunları yazmak istedim. Aslında başka şeylerden de bahsetmek istiyorum. Özellikle, benim için “Güzel Şeyler” kategorisine giren şeylerden:))

Güzel Şeyler number 1:

Çok sevdiğim, “Canımın İçi” Aydın’cım tatil için geldi 3 gün önce.. Amerika’da, Houston’da yaşıyor.. 7 yıldır orada. Özlemişim çok, beraber hasret giderdik bir miktar. Pazar günü beraber kahvaltı ettik, bizim milli brunch müessesesi ilan ettiğimiz Farabi, Liva’da.

Güzel Şeyler number 2:

Sevdiğimiz bir arkadaşımız nişanlanıyor haftaya pazar.. Sevgili Burcu ve Çağrı. Hep mutlu olun, hak edenlerdensiniz:))

Güzel Şeyler number 3:

Tarafımdan 4  gözle beklenen Wimbledon Tenis Turnuvası nihayet bugün başlıyor. Son zamanlarda oynayamama rağmen, seyrederek açığı kapatmaya çalışıyorum!

Güzel Şeyler number 4:

Cumartesi günü havuz sezonunu açtım. Çok keyifli bir gün geçirdim, birazcık yandım, esmerleştim, yüzdüm bol bol, vücudumu dinlendirdim.

Güzel Şeyler number 5:

Cumartesi akşamı, uzun bir aradan sonra, gece dışarı çıktık! Dans ettim, bir kaç duble absolute içtim.. (Adı Vodka olan bir mekanda olunca, içilen içki de vodka oluyor haliyle:))

Güzel Şeyler number 6:

Pazar akşamı sinema sonrası (Batman Begins), 01 Adana’da (Turan Güneş Bulvarı üzerinde olan) adana dürüm, közlenmiş sarımsak ve bir duble rakı eşliğinde süper bir yemek yedim. Çok etçil olmadığımdan, arada bir böyle canım çekince, yediğim yemek şato briyandan falan daha keyifli geliyor bana:))

Güzel Şeyler number 7:

Hastaneler Genel Direktörümüz Sn. Prof. Dr. Uğur ERDENER’in Dünya Okçuluk Federasyonu Başkanlığı (FITA) seçimini bayağı yüksek bir oy farkı ile İngiliz rakibine karşı kazandığını öğrendim bu sabah. Kendisi, bunu sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm ve çok saygı duyduğum biri olduğu için bu haber de beni en az kendim bir şey kazanmışım kadar sevindirdi!

Güzel Şeylere devam etme kararı alıyorum bu günden sonra..

Süper bir hafta geçirin:))