Aylık Arşiv: Haziran 2005

Cumartesi Keyfi..

Eğer hafta sonu gelmişse, o zor geçen iş günlerinin ardından..

Eğer hava da sıcak ve güneşte pırıl pırıl parlıyorsa gökte..

Sabah kalkıpta, en sevdiğiniz bikininiz ve maviş terlikleriniz çantanın içinden göz kırpıyorsa size..

Vallaha yapacak tek şey bir açık havuz yolu tutmaktır.. Ben de öyle yaptım:)) Bir de yandım ki, öyle böyle değil. İyi ki 45 faktörlü kremim vardı!

Yaşamaya Dair I

Demiş ki Nazım usta;

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela.

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak!

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki, mesela kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

mesela yetmişinde bile zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde, ölüme inanmadığın için..

Yaşamak yanı ağır bastığı için…

Şarap Üzerine Mitolojik Bir Hikaye..

Dün akşam, 3 kadeh kırmızı şarabı afiyetle içiverdim. Uzun zaman ara verince bu şarap içme olayına, içtiğimde vur deyince öldürüveriyormuşum gibi geliyor:) Geçen gün bir mail grubundan geldi paylaşacağım hikaye. Benim gibi şarap meraklısı birine göndermişler, ilginç geldi. Zira şarap hakkında yazılan çizilen şeylerden, hikaye-öykülerden haberim olur diye dolanırken ortalarda, bununla ilk defa karşılaştığımı itiraf etmeliyim..  İşte, neden şarap içince kendimizi cesur hissederiz, çenemiz düşer, saldırgan oluruza cevap!

Mitolojide tanrıların içkisi olarak kabul edilen şarap, bir çok kutsal kitapta da ‘kutsal içecek’ olarak anılır. Anadolu’da yaygın olan efsaneye göre; Nuh Peygamber bir gün Ağrı Dağı’nın eteklerinde dolaşırken son derece neşeli, hoplayan, zıplayan bir keçi görür. Merak içinde keçiyi takip eder ve keçinin iri taneli bir meyve yediğini keşfeder. Bu meyveyi tadan ve çok beğenen Nuh Peygamber, üzümün  ve üzüm suyunun tiryakisi olur.

Nuh’un keyfini fark eden şeytan, onu kıskanarak yakıcı nefesi ile asmaları kurutur. Ancak Nuh, bu duruma çok üzülüp kederlenince şeytan, merhamete gelerek asmayı kurtarmak için 7 hayvanın kanıyla sulaması gerektiğini söyler. Nuh onun dediği gibi aslan, kaplan, ayı, köpek, horoz, tilki ve saksağandan oluşan 7 hayvanın kanı ile asmayı sular ve asma yeniden canlanır.

İşte bu yüzden, o günden beri üzümün suyundan ya da bu meyveden üretilen içkiyi içenler (yani benim gibiler:)

ya aslan gibi cesur, (bu sebepten ‘heyttt ‘naraları atarak her şeye gözü kapalı, balıklama atlarız..)

ya kaplan gibi yırtıcı, (bu sebepten sevgilimizin, ya da yakınımızdakilerin gömleklerini çekiştirirken yırtarız..)

ya ayı gibi kuvvetli, (bu sebepten vurdu mu deviririz..)

ya köpek kadar kavgacı, (bu sebepten her daim bodyguardlarla kapıda birbirimize gireriz..)

ya horoz gibi gürültücü, (bu sebepten tüm mahalleliyi ayağa dikeriz..)

ya tilki gibi kurnaz, (bu sebepten cep telefonlarımız ile sevgililerimizi akla hayale gelmeyecek yöntemler kullanarak takip ederiz..)

ya da saksağan kadar geveze olurlar:)))” (bu sebepten kahkaha atıp, habire konuşarak insanların bizden uzaklaşmasına neden oluruz..)

3 Günlük Prag Seyahatim..

Yukarıdaki başlık, Kahve Molası Dergisi’nde, 3. sayıda çıkan gezi yazımın başlığı oluyor. Dün, rahatsızlığım sebebiyle ofise gelememiştim; ama dergim gelmiş.! Bugün sabah sabah masamın üzerinde görünce çok heyecanlandım, hemen çevirdim sayfaları ve bayıldım:)) İnsanın eserini eline alması ne güzel tanrım!

Aslen Kasım ayında yazılmış bir yazı, yani sonbaharın en soğuk ayının sonunda. Ben bu yazının Kahve Molası’nın online dergisinde yayınlanmasını umarak yollamıştım o dönemde. Derginin editörü sayın Cem BATUR, basılı bir dergi için hazırlandıklarını, bu detaylı gezi yazısının da arzu edersem geç bir tarihte de olsa, basılan dergide yayınlanmasının hoş olacağını söyledi. Ben de balıklama daldım tabi böyle bir habere. İyi ki de dalmışım. Bekledim bir miktar, ama değdi.

bu linkten sipariş vererek dergiyi edinmeniz gerekiyor.

Bu ilk gezi yazım yayınlanan, ama sonuncusu değil kesinlikle bunu biliyorum:))

Teras Party

Ve Hafta Sonunun Ardından ofislerimize dönmüş bulunmaktayız.

Güzel ve keyifli bir hafta sonu geçirdik bizim ekip ile beraber. Hemen hemen aklımdaki her şeyi gerçekleştirebildim. Yalnız, hava muhalefet etti bir miktar; üzdü bizi. C.tesi akşamı Lostar’ın teras partisinden sonra hepimiz şiş boğazlarımız ve kalınlaşan sesimiz, akan burunlarımız ile karşıladık Pazar gününü.. Halbuki o kadar da giyinmiştik üst üste..!

C.tesi akşamüstü saatlerinde bir oturduk mangal başına, pasta kesilene kadar da kalkmadık.. (ki bu da saat 22:00 civarlarına denk geliyor.) Özellikle bendeniz, mangal başında konuçlanmış olduğumdan etlerdi, butlardı, közlenmiş patlıcan-sarımsaktı derken rahat birkaç kilo almış olarak döndüm eve:))

Oldukça uzun zamandır yapmıyorduk, çok iyi geldi. Sevgili Lostar’ın böyle bir terasa sahip olduğunu bizden neden sakladığı anlaşıldı: Bundan sonra hafta sonları adres belli oldu!