Aylık Arşiv: Ekim 2005

Hafta Sonuna Az Kala..

Bu haftam gerçekten çok yoğun geçti. Bir sürü toplantı, bir sürü yeni karar, uygulama, önümde yapılacaklar listesi ve gün be gün değişen seyahat programlarım neticesinde en nihayet en sevdiğim gün olan Cumartesi gününe sadece saatler kaldı!

Cuma gününü sevmemin nedenlerinden biri de iş yükümün hafta başına oranla gayet hafiflemiş olmasından. Cuma günleri bazıları için çok karışık ve sıkıntılı da olabiliyor. Mesela babam.. Yıllar önceden hatırlarım, Cuma günleri ödeme günü olarak yer etmiş bende. Hem alacaklı, hem de verecekli olarak her Cuma günü babamı afakanlar basardı. Benimse tam tersi. En rahat iş günümdür Cuma… Cuma sabahlarına bile daha farklı başlıyorum:))

Bu hafta sonu, diğerlerinden farklı olacak umarım diyordum ki, Pazar günümü yine 4,5-5 saatlik Işık Dağı yürüyüşü ile dolduruverdim. Bu hafta sonu biraz evde kalmak ve dinlenmek istiyordum.. Ama alışınca, rahat duramıyorsunuz.! Normalde haftada 2 gün (Salı-Perşembe) düzenli olarak yapmayı planladığımız Squash aktivitemizi, dün akşam benim bir başka programım olduğu için gerçekleştiremedik. Bu sebeple Squah işini yarına bıraktık. Akşamüstü saatlerinde yine hareket bekliyor beni. Ama çok memnunum başladığımdan beri. Ertesi günleri full enerji, canlılık ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile geçiriyorum. Bu yıl için yapmış olduğum Resolution Listeme baktım dün.. (Buzdolabının üzerinde asılı zaten) Spor yapmakla ilgili kendime verdiğim sözlerden biri de “Düzenli olarak Yüzmek” ile ilgiliymiş. Bu listeyi yaptığım dönemlerde oldukça düzenli yüzüyordum çünkü. Ama ne yazık ki birkaç ay sürdü.. Aryaya benim Minnesota maceram girince yüzme işi de askıya alınmış oldu. Squash’da buna benzemez umarım!

Bu hafta sonu ayrıca görmek istediğim  birkaç film var sinemada. Bunlardan biri, geçenlerde bir televizyon kanalında kritiğini seyrettiğim ve konusu hayli ilginç gelen Yunanistan prodüksiyonu  Gelinler (Brides). Diğeri de benim iflah olmaz bir şekilde tutkunu olduğum Nicholas Cage’in yeni filmi Savaş Tanrısı (Lord of War).

Bu hafta ne yazık ki okumalarımla çok fazla ilgilenemedim. Sanırım bu akşam biraz onlara zaman ayıracağım. Böylece bu hafta evde kaldığım 2. günüm de bugün olacak. Yorulmuşum.. ONE LIFE, LIVE IT’den vazgeçmiyor, ama bir taraftan da yorgun düşüyorum. Ben adam olacak mıyım acep?

** Bu aralar Tori Amos’un “Sweet the Sting” şarkısına takılmış durumdayım.. The Beekeeper albümü alınacaklar listemde.!

Doğum Günü Mü Dediniz?

 

Hem de Tolunay’ın mı?

Şeker, şirin Tolunay Gökçe’nin bugün doğum günü mü? Aman ne hoş, ne güzel..

Bir şeyler mi söylememi istiyorsunuz? Peki, bir düşünelim… Tolunay, nam-ı diğer Tolu. Benim en yeni kız arkadaşlarımdan. Yaklaşık 2 yılımız doldu. Ve de aslen eşi ile arkadaştım! Sonra Tolu ile tanıştık, şimdiyse  en can insanlardan biri haline geldi benim için yanımda olmasını isteyebileceğim. Akıllı, güzel, komik, sakin ve durağan haliyle, bende olmayan sabrı ile beni her zaman hayrete düşürmüş; benim vazgeçilmezlerim arasında yerini almış bir kadın. Ona “Kocaman olmuşsun Tolu’cum” demeye dilim varmıyor. Küçük bir kız çocuğunun sadeliği, olgun bir kadının zerafeti, içten ve samimi bir dostun sıcak elleri var onun. Gülen gözleri var. İyi bir dostun varlığını hissettiren bir elektriği var.

Hayatın hep dilediğin gibi, huzurlu ve sağlıkla geçsin Tolu’cum. Seni Seviyorum:)) İyi ki Doğmuşsun!

Satılık POLO:)

Sevgili Ayşegül Sultanın 1999 Model, Gri renkte, 89.000 km.’de, hasarsız, 1.6 bir POLO’su var. Kendisi 2. sahibiydi ve Ocak 2005 tarihinde almıştı arabasını. Şimdi arabasını sıfırlamak istediği için ilk göz ağrısını satışa çıkarmış. Belki bir faydası olur, ilgilenirseniz bana mail atabilirsiniz.. Vallaha çok temiz bir araba..

Arabamız satıldı:!!

Hafta Sonum…

Bu hafta sonumu da diğerleri gibi bol hareket ile geçirdim.. Cumartesi akşamı iftar yemeğine arkadaşlarımı davet etmiştim. Cumartesi sabah erkenden saat 15:00’e kadar yemekleri hazırlamakla geçti. Sağolsun Ayşegül Sultan’ın da yardımlarıyla bir sürü şeyi yapmayı başardım. Tariflerin bazıları için Sevgili Hatice’nin Portakal Ağacı Sitesi’nden yardım aldık. Menümüz şu şekildeydi:

Kremalı Mantar Çorbası

Zeytinyağlı Barbunya

Çoban Salata

Peynirli Sodalı Börek

Patlıcanlı Vezir Kebabı

Nohutlu Pilav

İftar Tabağı (3 çeşit peynir, kuru üzüm, kuru incir, ceviz ve hurma)

Misafirlerimiz benim klasik ekürim Ayşegül, Selam, Tolunay, Altay, Duygu, Hakan ve Serhat’tı. Benim ufacık evime ve ufacık yemek odama pek güzel bir biçimde sığmayı başardık.. O kadar telaşlı bir haldeydim ki, ne yazık ki o güzel ve mükellef sofranın fotoğrafını çekemedim:(( Bir dahakine inşallah!

Akşam iftar sofram için gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, artık Cumartesi günleri klasikleşen “basketbol maçları seyretme” ativitemiz için Atatürk Spor Salonu’nun yolunu tuttuk. Bu hafta Ankara takımlarımızdan Türk Telekom, Beşiktaş Basketbol takımını ağırladı.. Güzel bir maçtı. Biz tabi, her ne kadar aramızda Beşiktaş’lılar olsa da, Ankara’lı ev sahibi seyirciler olarak Türk Telekom’u destekledik. Ama ne yalan söyleyeyim Telekom çok iyi bir maç çıkardı. Özellikle ne kadar birbirlerine alışmış ve uyumlu bir takım olduklarını gösterdiler. Assistler, takım oyunu süperdi.  87-72 yendik Beşiktaş’ı.. Oradan da maç bitimi hep beraber iftar açmaya bana geldik.. Akşam arkadaşlarımı geleneksel poker partilerine yolladıktan sonra Cumartesi gecemi film seyrederek geçirdim. Seçtiğim film Serendipity (2001) idi. John Cusak, beğendiğim aktörlerden biridir. Bu filmi sinemalarda gördüğümü hiç hatırlamıyorum, o sebeple merak edip almıştım. İyi ki almışım.. Çok keyifli bir romantik-komedi. Film, birbirleri ile tesadüfen karşılaşan, birkaç saat geçiren iki kişinin hikayesi ile ilgili. İkisinin de beraber oldukları birileri var. Bu sebeple görüşmelerinin doğru olmayacağını düşünüyor esas kız. Ama esas oğlan kızdan çok etkileniyor ve illaki bir telefon numarası istiyor. Kızımız, adını ve telefonunu bir kitabın iç kapağına yazıyor ve o kitabı herhangi bir 2. el kitap satıcısına satacağını söylüyor. Oğlumuz da 5 dolarlık bir banknota kendisi için aynı şeyi yapıyor. Esas kız da o parayı alıp bir sokak satıcısına veriyor. Kızın teorisi şu: “Eğer  kader biraraya gelmelerini istiyorsa, kitap easa oğlanı, para da esas kızı bulacak”! Aradan birkaç yıl geçiyor. Esas oğlan da, kız da başka kişilerle evlenmek üzereler.. Tam da bu günlerde akıllarına birbirleri daha da şiddetle geliyor ve arama serüveni başlıyor. Tavsiye ederim, çok sıcak bir film.

Pazar günü oldukça erken başladım güne. Bir gece önceden kalan bulaşıklarımı hallettim, gazetelerimi okudum ve de sezonun son yarışı Çin – Shangay Grand Prix’ye kilitlendim. Hareketli bir yarıştı. İlk defa bu kadar çok aksilik üst üste yaşandı ve güvenlik aracı pistte çok fazla kaldı. Dolayısıyla yarışın temposu düştü ve yarış uzadı biraz. Zafer Alonso’nun oldu. Benim bu yıl çok başarılı bulduğum Fin’li pilot Kimi Raikkonen ise 2.likle yetinmek durumunda kaldı. Renault’da markalar şampiyonu oldu. Pazar günümü genel olarak evde geçirdim. Bir film daha seyrettim: Along Came Polly (2004) Benim için vasat sayılabilecek bir filmdi. Seyretmeseniz de bir şey kaybetmezsiniz. Nedense bu Ben Stiller’a, Jim Carrey’e de olduğu üzere pek alışamadım ben. Jennifer Aniston’un ise aslında hiç de güzel bir kadın olmadığını farkettim. ! (Ya da bu filmde öyle görünmek için çaba harcamış.)

Nar-YE..

Bloglar arası yemek etkinliklerinin ilkine katılabilmiştim bilmem hatırlar mısınız? Şimdi azmedip 3. etkinlik olan Nar-YE için hazırladığım tarifi beğeninize sunuyorum. Tarifi House Beautiful Dergisi’nin Şubat 2005 sayısından uyarladım! Uyarladım, çünkü bu mevsimde enginar bulmam olası değildi. Konserve olarak da benim çarşıda gezindiğim zamanlarda toptan kaybolmuşlardı sanki.! Ben de tavuk ile yaptım.. Objektif olarak söyleyebilirim ki, bu sosu tatlılar için daha rahat kullanabilirsiniz. O zaman şarap eklemeyin tabi.. Tavuk ile nasıl mı oldu? Görüntü süper, tadı ise değişik tatları denemekten hoşlananlar için beğenilebilecek; ama gelenekçi olanlar için yenilmeyecek (!) bir tadı var. Doğruya doğru. Ben, tatlı-ekşi şeyleri karıştırarak yiyebildiğim için hazırladığım tabağın yarısını yedim güzelce.. Diğer yarısını beğenmemekten değil, squash sonrası midemi fazla doldurmak istemediğim için bıraktım. Bu arada bayağı ter attım squash’ta.. Sağol Evren’cim, iyi ki sürükledin beni:))

 

İşte tarifimiz: Aslen “Nar suyu soslu Enginar Kalbi” iken, benim “Nar suyu soslu tavuk”a çevirdiğim yemeğim:))

 

2 kişilik yemek için önce sos malzemeleri:

 

2 adet nar suyu, süzmeden

 

4 adet karanfil tanesi

 

1 tatlı kaşığı kahverengi şeker

 

1/2 fincan krema

 

1/2 fincan sek kırmızı şarap

 

Sosumuzu yaparken önce kalın tabanlı bir tavayı orta ateşte kızdırıp, nar suyu ve karanfilleri beraber kaynatıyoruz. Kaynamaya başlayınca kremayı ekleyip hızla, krema özleşene kadar karıştırıyoruz. Krema sosa iyice karışınca önce şekeri, daha sonra da şarabı ekleyip, kısık ateşte 3-4 dakika koyulaşıncaya kadar pişiriyoruz. Daha sonra ocaktan alıp, soğumasını bekliyoruz..

 

Sıra geldi tarifin 2. kısmına…

 

Ben, tavuk ile bu tarifi denediğim için, 1 tane tavuk göğsünü ince dilimleyerek yağsız tavada kızarttım. Daha sonra servis tabağına alarak, üzerine sosu döktüm..

 

Şimdi de ana tarifte -“enginar kalpli”- yer alan enginarların hazırlanışını anlatayım..

 

Enginar kalplerini (6 adet) yarım limon ile ovduktan sonra 1 lt. soğuk suyun içinde tuz (1/2 çay kaşığı deniz tuzu), defne yaprağı (2 adet) ve limon suyu ile (2 limonun suyu) kaynayana kadar haşladıktan sonra süzüp, soğumaya bırakıyoruz. Daha sonra da üzerine sosu döküyoruz..

 

Afiyet olsun:)