Aylık Arşiv: Ekim 2005

What The Meaning For Your Existence Is?

I took this quotation from one of my Unit Books, “The Role Of The Executive”. I like it and want to share with everybody. It was told by John Gardner.

“Meaning; meaning is not something you stumble across, like the answer to a riddle or the prize in a treasure hunt. Meaning is something you build into your life. You build it out of your own past, out of your affections and loyalties, out of experience of human kind as it is passed on to you, out of your own talent and understandings, out of the things you believe in, out of the things and people you love, out of the values for which you are willing to sacrifice. The ingredients are there. You are the only one who can put thm together into the pattern taht will be your life. Let it be a life that has dignity and meaning for you. If it does, then the particular balance of success or failure is of less account.”

Atilla İlhan’a…

Şiirle pek aram olmamıştır. Ne yazmayı becerebildim, ne de doğru dürüst okuyup, bir anlam çıkarmayı…Ama çocukluğumdan beri bilirim Atilla İlhan‘ı. 80 yıllık ömrü sona erdi 2 gün önce. En sevdiğim ve bildiğim 10-12 şiiri vardır temizinden. (Ayrılık Sevdaya Dahil, An Gelir, Ben Sana Mecburum, Elde Var Hüzün, Kimi Sevsem Sensin, Ölmek Zamanı, ve tabi ki Sisler Bulvarı..) Ama bunlar, toplamda bu dünyaya bıraktıklarının yanında neredeyse bir hiç:((

Nedense yaşarken değerini bilemediğimiz bu insanları kaybettikten sonra ortalık ayağa kalkıyor, ama o da en fazla 3-4 gün sürüyor.. Böyle olmasın.. Bu değerli insanlar, sanatçılar, aydınlar her zaman dünyaya gelmiyor. Bu ülkenin bu aydınlara, gerçeği sakınmadan söyleyen, insanların hayatında onlarla tanışıldığı vakit “dönüm noktasıdır” diyerek tanımladığı bu insanlara ihtiyacı var. Allah Rahmet Eylesin…

AN GELİR

An gelir, paldır küldür yıkılır bulutlar.

Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet

O eski heyecan ölür, an gelir biter muhabbet.

Çalgılar susar, heves kalmaz Şataraban ölür..

Şarabın gazabından kork! Çünkü fena kırmızıdır.

Kan tutar, tutan ölür.

Sokaklar kuşatılmış, karakollar taranır; Yağmurda bir militan ölür.

An gelir, ömrünün hırsızıdır.

Her ölen pişman olur.

Hep yanlış anlaşılmıştır, hayalleri yasaklanmış..

An gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını..

Direkler çatırdar yalnızlıktan, sehpada Pir Sultan Abdal ölür..

Son umut kırılmıştır, Kaf Dağı’nın ardındaki.

Ne selam artık ne sabah..

Kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları,

Evvel zaman içinde, kalbur saman ölür..

Kubbelerde uğuldar Baki, çeşmelerden akar Sinan.

An gelir, -la ilahe illallah- Kanuni Süleyman ölür…

Görünmez bir mezarlıktır zaman, şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek..

Kim duysa korkudan ölür.

-Tahrip gücü yüksek- saatli bir bombadır patlar.

An gelir, Atilla İLHAN ölür!

Güzel Şeyler mi?

Vallaha 2 gündür sayfama girebilmek pek mümkün değildi. Typepad güncelleniyormuş.. Bu sebeple hafta başından beridir biriken “güzel şeyler”imi ancak bugün paylaşabiliyorum. Aslında birkaç gündür nükseden şiddetli baş ağrılarım ve sinüzitim ile mücadele içindeyim, ama bu arada da hayattan yakaladığım ufak tefek şeyler olmuyor değil:))

Güzel Şeyler 1: Geçen ay sonu gönderdiğim ödevimden A- almışım.. Bu, sonucu belli olan ilk notum. Hem de Mary Jane‘in dersinden. Gramerime biraz daha özen göstermem gerekiyormuş, ama overall’da çok başarılı diye yazmış:))

Güzel Şeyler 2: Dün akşam Ayşegül Sultan ile iftar yemeğine gittik Gar Lokantası‘na. Burası Ankara, Filistin Caddesinde bulunan ve bayağı eski bir mekan. Canım ev yemekleri istiyordu. İyi ki de gitmişiz. Çok keyifli bir sohbet ve eşliğinde güzel bir yemek yedim..

Güzel Şeyler 3: Duygu’cum telefon açıp doğum günü kutlaması için, hediyem için (Duygu süslüdür bizim:)) Takı takmayı sever diye ona incili-gümüşlü  zarif bir kolye almıştım.) ve bu günü Journey To Blue’ya taşıdığım için teşekkür etti. Yalnız, en kısa zamanda fotoğrafları da istedi!

Güzel Şeyler 4: Evren’le buluşup geçtiğimiz günlerde önce bir yemek yedik, sonra da Armada’da bulunan Remzi Kitabevi ve Uzelli Müzik Market’i ziyaret ettik. Güzel tarafı, Evren ile yaklaşık 4-5 aydır görüşememiştik; zira kendisi İstanbul’da bir iş teklifi almış ve apar topar oraya göç etmişti. Yine apar topar şekilde geçtiğimiz ay Ankara’ya geri dönmüş!! (Çünkü buradan daha sıkı bir teklif almış:)) Nişanlanmış!! Çok şaşırdım, hikayesini dinledim.. Özlemişim arkadaşımı, iyi ki geldi!

Güzel Şeyler 5: Evren gelince hayatım aktif hale ister istemez geçiveriyor.. (Daha aktif hale yani:)) Yarın squash oynamak üzere sözleştik. Uzun zamandır düzenli spor olayını rafa kaldırdığımdan dolayı bu squash işi bir “kickoff” olacak diye umuyor ve mutlu oluyorum..

Güzel Şeyler 6: Arkadaşlarımı iftar yemeğine davet ettim Cumartesi günü için.. Bu sebeple dün, yaklaşık yarım saatimi internette bir menü oluşturmak için harcadım. Yemek yapmaya hevesli olduğumdan, ama tek başıma yemek yemek çok da keyif vermediğinden bu işi hep ertelememden dolayı kalabalık bir gruba menülü-konseptli bir yemek olayına giriyor olmam beni çok heyecanlandırıyor.

Güzel Şeyler 7: Bayram tatili için yerimi ayırttım annemi, kardeşimi ve babamı görmeye Antalya’ya gideceğim. Çok özledimmmm. Bir de hayırlı bir olay için aile meclisini toparlamam gerekiyor.. (Kendim için değil:)) Bu gidişle benim ufaklık-ki bu kardeşim Cihan oluyor- benden önce yuva kuracak:))

Doğum Günün Kutlu Olsun Duygu’cum:))

Bugün sevgili Duygu’nun doğum günü.. Ama, biz dün hep beraber ufak bir kutlama partisi yaptık kendisi için Liva’da.. Böylece de Duygu, hayatında ilk defa bir doğum gününü “brunch” yaparak kutlamış oldu:)) Uzun zamandır Farabi Sok.da bulunan Liva’ya gitmiyorduk. Daha önce de bahsetmiştim, bir zamanlar orası bizim favori kahvaltı mekanımızdı.. Ama, uzun zaman gitmeyişimizin aslında ufak tefek de olsa sebepleri vardı. Dün bir defa daha gördük ki, servis ve hizmet anlayışları ile garsonlarının asık suratlı hallerini değiştirmezlerse bir daha da zor gideceğiz oraya!!

Neyse, sevgli Duygu’cum ömrünün en güzel yaşına girdi bizce. Hep mutlu olsun.. Hep dostlarıyla olsun.. Bu yıl tüm iyi dilekleri gerçekleşsin..

Dün sabah Duygu’nun brunch’ına gitmeden önce, Japonya’daki (Suzuka) F1 yarışını seyrettim. Herhalde sezonun en sıkı, en heyecanlı yarışlarından biriydi. Finli pilot Kimi Raikkonen bu yarışın galibiydi.. Ama nasıl?? Bir gün önceki sıralama turlarında aşırı yağmur ve kaygan pist sebebiyle Raikkonen 17., Fernando Alonso ise (ki şu an 2005 yılı dünyanın en iyi pilotu kendisi) 16. sırada yarışa başlamaya hak kazandılar. Am dünkü yarışta ard arda muhteşem geçişlerle Kimi Raikkonen, 17. sırada başladığı yarışı 1. olarak bitirmeyi bildi. Son tura kadar birinciliğini koruyan Renault pilotu Fisichella, son turda kendisini geçen Raikonnen yüzünden nereyse ağlayacaktı basın toplantısında. Alonso’da 16. başladığı yarışı 3. olarak tamamladı. Kalbim yine küt küt attı durdu.

Duygu’nun doğum günü kutlamasının ardından yine bizimkilerin basketbol maçına gidip, tribünlere karıştık. Amma velakin bu defa yenildik:(( Aradaki farkı söylemeyeceğim Selam kızabilir!!

Kale’de Klasik..

Tahmin etmek zor olmasa gerek.. Tabi ki KAHVALTI. Hafta sonu en keyifli anlarımı geçirdiğim yer ve o an için yapmakta olduğumuz aktivite: Kale ve kahvaltı.. Yukarıda resmini gördüğünüz yer, daha önce de bahsettiğim, bizim Kale’de kahvaltı etmek için tercih ettiğimiz hoş mekan İDOL.  Bir sürü antika lamba, aydınlatma ve envaye çeşit avize, abajur var.. Bir üst kata tahta merdivenlerden sallana sallana çıkıyorsunuz. O sırada aşağıdakiler girişteki çanı çalıyorlar. Bu, yukarıya müşteri geliyor, toparlanıp hazırlanın millet demek:)) Yukarı çıktığınızda da aşağıdaki görüntüde yer alan mekanda hazırlanmış tahta masalarda kahvaltı etmek için yerinizi alıyorsunuz.. Hava serin olduğu için bu defalık balkonu tercih etmedik..

Vallaha saat tam öğlen vakti olmasına rağmen ben kahvaltı tabağında ısrar ettim. Ayşegül Sultan mantı, Tolu’cum da tavuklu krep aldı. Hepsi de pek lezzetli, sohbet pek bir keyifliydi. Sonra Midilli’de katıldı bize..  Üstüne orta şeker türk kahvelerini içtikten sonra, ben fotoğraf  çekmeye başladım. Sonra da aşağıdaki görüntü çıktı ortaya:))