Aylık Arşiv: Kasım 2005

Kaçtım Bu Hafta Sonu II..

Amasra’yı geride bırakıp, Safranbolu’ya doğru yola çıkıldı Pazar sabahı… Ormanlık bölgelerdeki güzel sonbahar görüntülerini anlatmak için yeterli sıfatları kullanamayacağımı biliyorum.. Renkleri tahmin edebilirsiniz: Kırmızılar, kahverengiler, kavuniçiler ve arada yeşiller.. Birkaç yıl önce Abant’a gitmiştik, orada görmüştüm en son bu kadar renk cümbüşünü. 1,5 saat içerisinde Safranbolu sınırına ulaştık. Ama önce Yörük Köyü‘ne uğradık Torsten’ın isteği üzerine. Burası, Safranbolu’dan çıktıktan sonra yaklaşık bir 10 km. ileride bir köy. Tarihi 500-600 yıllıkmış. Köyün 1 km.lik girişinde bizi önce iki tarafa sıralanmış mezar taşları, sonra da misavirperver köylüler karşıladı. Arabamızı park edip, Sipahioğlu Konağı‘nı gezmek için bizi karşılayan -tesadüfen- konak sahibi ile yürümeye başladık. Bu köydeki en eski konak 450, en yenisi ise 90 yıllıkmış. Osmanlı Döneminde yerleşik hayata geçen, göçer “Karakeçili Aşireti”nin kollarından birisiymiş bu köyün sahipleri.. Köydeki evler Osmanlı-Türk Mimarisinin tipik örnekleri. Torsten buradaki bir ev ile bayağı ilgilendi, ama köy halkı boş görünen ev hakkında bize bilgi vermek istemedi pek:)) Konağı gezdikten sonra sahibesi bize peynirli gözleme ve ayran yapıverdi hemen. Üzerine de ev baklavası.. Ev baklavası yedikten sonra pastaneden tatlı almak anlamsız geliyor. Benim bu gezideki en favori tadım da bu baklava oldu!

1,5 saat kadar kaldıktan sonra UNESCO’NUN dünya mirası listesinde yer alan Safranbolu‘ya geçtik artık. Önce Hıdırlık Tepesi’ne çıktık. Burası Safranbolu’ya gelen Türkler’in ilk yerleşim bölgesiymiş. Bu tepeden, yukarıdaki Safranbolu manzarasını kaydettim fotoğraf makinama.. Daha sonra aşağıya inerek Kaymakamlar Müze Evi’ni, Sadrazam İzzet Paşa Camisi‘ni, Cinci Hoca Hanı ve Hamamı‘nı, Demirciler Çarşısını ve Arasta‘yı gezdik. Safranlı lokum aldık, Torsten tadına ülkesinden alışık olduğu safranlı ekmek aldı, Kazan Mutfağı’nda mantı ve perohi yedik, sadece Safranbolu’da içebileceğiniz Bağlar Gazozunu tattık. Çarşı’dan biraz alış-veriş yaptık ve evimize döndük bol yağmurlu ve sulu karlı yollardan geçtikten sonra…

Kaçtım Bu Hafta Sonu I..

Nereye mi? Amasra’ya.. Oradan Safranbolu’na.. Yakınlardaki Yörük Köyü’ne.. Uzun zamandır Karadeniz’in incisi Amasra’ya ve eski evleri ile ünlü Safranbolu’na gitmek ister durur; ama her seferinde bir maraz çıkar  gidemezdim. Sonunda vesile oldu-Torsten sayesinde- hafta sonu kaçamağı yapıverdim.

Cumartesi günü bir araba kiralayıp, biraz gecikmiş olarak öğlen saatlerinde yola çıktık ilk durağımız olan Amasra’ya doğru. Torsten’ın elinde bulunan Türkiye ile ilgili kitapta nereye, nasıl gidilir, orada ne yenir, nerede kalınır, ne almak lazımdır tarzı bilgilerden bolca bulunduğundan önceden bilgi sahibi olmak adına, yolda kitabımızı okuyarak, manzarayı seyrederek, güzel mp3’ler dinleyerek  sürdürdük yolculuğumuz Mengen’e kadar. Mengen’de Ayşegül Sultan’ın önerisi üzerine hemen girişte sağ tarafta bulunan Müdür’ün Yeri‘nde yemek yedik. Torsten’da benim gibi yemek yemeğe, değişik tadlar almaya oldukça hevesli. Durum böyle olunca güzel yemekler tatmak bir numaralı amacımız haline geldi yolculuk boyunca.

Mengen sonrası, muhteşem yol manzarasının keyfini çıkararak ulaştık Amasra’ya akşamüstü saat 17:00 civarlarında. Önce bir otel bulduk kendimize: Timur Otel. Tavsiye ederim, hem temiz, hem makul fiyatları var, hem de kahvaltıda verdikleri peynirler ve ekmek bir harika:)) Otel’e yerleştikten sonra biraz turladık şehrin içinde, Kale’ye çıktık. Oradan en tepeye çıktık: Ağlayan Ağaç Çay Bahçesi diye bir yere. Amasra’nın en tepesi orasıydı herhalde. Manzara, gece olmasına rağmen gerçekten de çok güzeldi. Tepeye çıkmak için bayağı bir enerji sarfettiğimiz için, hemen yine Ayşegül Sultan’ın önerisi üzerine Canlı Balık‘a gittik meşhur Amasra Salatası ve Balık yemek adına… Bu Amasra Salatası’nın içinde yazları 28 çeşit yeşillik olurmuş. “Şu an o kadar olmasa da 22-23 adet vardır” dedi garsonumuz. Tadı muhteşemdi doğrusu. Torsten’a dönüş yolunda sorduğum “En Favori …. Neydi?” sorularından en favori tadın hangisiydi sorusuna yanıt Amasra Salatası olarak geldi:)) Annesinin yaptığı salatalara benzediğini de ekledi. Yemek üzerine verdikleri tatlıya da ben bayıldım. Ballı Yoğurt. Süzme yoğurdun üzerine bal ve en üstüne de dövülmüş fındık serperek servis yaptıkları gerçekten çok güzel bir tad. Gidenlere kesinlikle denemenizi tavsiye ederim. (Eminim benim gibi halen oraları görmemiş olanlarınız vardır.!)

Güzel yemek sonrası biraz da sahilde dolaştık. Hafif yağmur yağmaya başladı, mis gibi deniz kokusu bir taraftan, yanan sobalardan çıkan dumanların kokusu bir taraftan.. Açık bir kahve bulup, kahve içmek için soluklandık. Bende fırsat mı fırsat diyerek Torsten’a fincanımı kapattım fal bakması için:)) Antalya’da bir fal baktı bana, öyle böyle değil:))

Sabah erkenden kalktık ve yukarıdakine benzer birbirinden güzel fotoğraflar çektik. Onların çoğunu Flickr‘a koydum. Biraz da gündüz gözüyle dolaştıktan sonra Amasra’ı terk ettik saat 10:00 civarlarında. Sonraki durağımız Safranbolu ve öncesinde ziyaret ettiğimiz Yörük Köyü idi. Bununla ilgili notları da yarın yazayım artık…

Somethings That I like Nowadays…

Birkaç gün buralarda olmayacağım.. Başımı alıp gidiyorum.. Ben yokken, son zamanlarda severek dinlediğim müzik parçalarını dinleyin, bayıla bayıla defalarca bakmaktan kendimi alamadığım fotoğraflara siz de bakın, okuduğum yazılardan siz de keyif alın diye bunları paylaşmak istedim..

Severek dinlediğim müzik parçalarını genelde Radyo ODTÜ 103.1‘den takip ediyorum. Hem ODTÜ’lü olmamın, hem de ODTÜ Radyo’nun yayın politikasını ve çaldığı parçaları beğenmemin bunda katkısı var tabi:)) Bu aralar Santana feat. Michelle Branch’dan “I’am feeling You”, Cardigans‘dan ” I need some wine and you, you need to be nicer”, Andreas Johnson‘dan “Show me love”, 3 Doors Down feat. Bob Seger‘dan “Landing in London” bıkmadan dinlediklerim…

Gelelim tutkularımdan bir diğeri olan fotoğrafa.. Hemen hemen her gün, iş yerinde olmasa bile akşam eve döndüğümde mutlaka bir süre fotoğraf sitelerini ve fotoğrafçılık tekniklerine ilişkin yazıları, makaleleri takip etmeye vakit ayırıyorum. Son dönemdeki gözdelerim;

John Perkinson’dan…

Masum yüzlü güzel kız çocuğu, siyah-beyaz.

Aynı güzelliğin, sarıp sarmalandığı bu fotoğrafı, siyah-beyaz.

Marck Tucker’dan..

Kedimi kimselere vermem, siyah-beyaz.

Akvaryum, renkli.

Chiaroscuro’dan..

Basamaklar, siyah-beyaz.

Benim de bu yaz içerisinde bir sunum yaptığım Weisman Art Müzesi, renkli.

Mark My Shots’dan..

Sonbahar ve ağaçlar, renkli. (Photoshop’da oynanmış)

Irmak, renkli.  (Photoshop’da oynanmış)

Never Happen’dan..

Byron Bay Sunset, renkli.

Fountain Go Slow, renkli.

Ve okuduğum makalelerden bazıları: “How To Photograph Autumn Color”

“Moda Fotoğrafçılığı Heyecan Verici”

10 Kasım 2005

10 Kasım 1938’den bu tarafa tam 67 yıl geçti. Türkiye’nin kurucusu Ulu Önder ATATÜRK’ü 67 yıl önce bugün kaybettik. Bize, o çok güvendiği Türk Gençliğine kazandırdıklarını unutmadan yaşamayı başarabildik mi acaba? Çocuklarımıza, bilmeyen herkese, hatta aynı ülke sınırları içerisinde yaşadığımız ama halen bir çok şeyin farkında olmadan yaşamına devam edenlere anlattık mı, paylaştık mı? Neleri mi?

Onun Siyasal Devrimleri‘ni: Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922), Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923), Halifeliğin Kaldırılması

Toplumsal Devrimleri‘ni: Kadın-Erkek Eşitliği, Şapka ve Kıyafet Devrimi (25 Kasım 1925), Tekke Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925), Soyadı Kanunu (24 Kasım 1934), Uluslararası Ölçülerin Kabulü

Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimleri‘ni: Öğretimin Birleştirilmesi, Yeni Türk Harflerinin Kabulü (9 Ağustos 1928), Türk Dil ve Tarih Kurumlarının Kurulması, Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi, Güzel Sanatlarda Yenilikler (Konservatuarların, Devlet Resim ve Heykel Müzesinin Kurulması)

Ekonomik Devrimleri’ni:Aşarın Kaldırılması, Çiftçinin Özendirilmesi, Örnek Çiftliklerin Kurulması, Sanayi Teşvik Kanunu, 1. ve 2. Kalkınma Planları

Hukuk Devrimleri‘ni: Medeni Kanunun Kabulü

Başka mı? Onun İlkelerini: Devrimcilik, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Halkçılık,Devletçilik ve Milliyetçilik.

… Nedendir bilinmez ama, Cumhuriyeti kurup emanet ettiği o gençlerin arasından 66 yılda onun yarısı kadar bile biri çıkmadı.. Sanırım geleceği değil, bugünü kurtarmaya çalıştığımız için.. Bunun için kendi adıma üzgünüm!

Rastgele 20 Şey

Sevgili Zeynep beni de sonunda ebelemiş hayatımdaki rastgele 20 şey hakkında bir şeyler yazmam için.. Hiç düşünmeden sıralıyorum:

1- Sabahları güne genel olarak gülen bir yüz, ama darmadağın saçlarla başlarım.

2- 31 yıllık hayatım boyunca değer verdiğim tüm dostlarımı, adlarını, gözlerinin rengini, bana en çok hatırlattıkları şeyleri, nerede nasıl tanıştığımızı çok iyi hatırlarım.

3- Jean pantolon ve beyaz t-shirt hayatımın vazgeçilmezleri arasındadır. (Antalya valizime 3 jean,6 beyaz t-shirt koymuşum mesela..)

4- En çok spor ayakkabı ve altı kalın lastikli bot tarzı şeyler giyerim. Yazın ise parmak arası terliklerim vazgeçilmezlerimdir.

5- Anahtarlık ve magnet koleksiyonu yapıyorum. Gittiğim her yerden ikisini de mutlaka alır, gidemediğim yerler için de sevgili arkadaşlarımdan yardım isterim.

6- Hayal kurmayı çok severim. Bazen kendimi konsantre olmuş halde bulduğumda ise hemen pc başına geçip onları ölümsüzleştirirm. Bir gün kitap yazmak en vazgeçilmez arzum.

7- Ailemi -herşeye rağmen- çok, ama çok seviyorum.

8- Gözüm karadır. Bir tek yurt dışında yaşama konusunda hayatımda olmadığım kadar kararsız ve basiretsiz bir durumda olduğumu hissediyorum.

9- Müzik benim vazgeçilmezimdir. Özellikle Jazz albümleri, Sting ve Fransızca albümlermin delisiyim.

10- Hayatıma giren insanlardan bir şekilde kopmayı hiç, ama hiç istemem. Hepsinin bana kattığı güzel şeyler oldu. Bu sebeple birlikteliklerim sonlandığında onlarla dostça görüşemeyecek olduğumu bilmek beni en çok üzen şeylerin başında gelir.

11- Arkadaşlarıma aldığım hediyelerin paketlerini kendim yaparım. Bunun için boncuklar, renkli tüller ve rengarenk bantlarım var:))

12- Kitaplarıma çok düşkünüm. Eskisi kadar okuyamamak beni biraz üzse de, genelde kitaplarımı yatmadan önce ve hafta sonları okurum.

13- Fotoğrafçılık konusu ile ciddi olarak ilgilenmek istiyorum. Bir sergi açmak ve çektiğim fotoğraflarımla insanlara bir şeyler düşündürmek istiyorum. Şu anda sadece manzara fotoğrafları çekiyorum, ama yine de makinam benim için vazgeçilmezlerimden.

14- Hafta sonları, sadece Pazar günleri eve kilo (!) ile gazete alır, tümünü okumadan başka bir şey yapmam. Bu sebeple, özellikle kışın tüm Pazarlarımı evimde koltuğumla bütünleşmiş olarak geçiririm.

15- Acıma duygum çok gelişkin değildir. Daha çok kızmayı beceririm.

16- Genç ölmekten hep korkmuşumdur. Bu kadar yapmak istediğim şey varken… Bu sebeple beni en çok genç insanların ve çocukların ölüm haberleri üzer.

17- Hayatım boyunca anneaneme, eski sevgilime (2 numara) ve iş yerimdeki büyük patronuma çok şey borçlu olacağım..

18- 2003 yılından beridir her gün “Bugün pozitif olacağım, çabuk sinirlenmeyeceğim, insanları kırmayacağım, sabırlı olacağım, ne olursa olsun önce düşünüp; sonra uygulayacağım” diyerek güne başlıyorum. Zararını görmedim, faydası mı? ÇOOKKKK.

19- Gözlerimin kenarlarında oluşan kırışıklıklarımı çok seviyorum. Gülümsemekten dolayı olanları yani.. Bana ne kadar mutlu olduğumu hatırlatıyorlar. Beyaz saçlarımı hiç sevmiyorum. Bana ne kadar sıkıntı çektiğimi hatırlatıyorlar..

20- El yazımı benden başka kimse okuyamaz, ama ben çok beğenirim.

İşte.. Bunlar rastgele 20 şey hayatımdaki. Yazmam tam olarak 18 dakika aldı!!! Ben kimi ebelesem? Hadi bakalım Bezen ve Duygu. Klavyenin başına:))