Aylık Arşiv: Kasım 2005

Sanal Mıyım? Sanalım Vallaha…

Bu aralar yine bloglar arası ebeleme-sobeleme hareketinde “Ne Kadar Sanalsınız?” konusu gündemdeydi.. Ben, geç bile kaldım sobelenmek için:(( Sağolsun Duygu bu işi seve seve yapmış geçen gün!

Bakalım sorulara şöyle bir…

1)Günde ortalam kaç saat internettesiniz?

İşe geldiğim andan, işi terk eylediğim ana kadar geçen süre zarfında otomatikman online’ım. Bu arada sadece günlük takip ettiğim bloglara ya da kendi bloğuma ayırdığım zaman sabahları 1 saat kadar sürüyor. Akşamları da Amerika’daki arkadaşım canımın içi Aydın’cımla konuşmak için online oluyorum 1-1,5 saat kadar.

2) Herhangi bir messenger kullanıyor musunuz?

Evet.Hotmail Messenger’ı çok kullanıyorum.

3) Kaç tane e-mail adresiniz var?

İlk mail adresim Hotmail’dendi. Sonra Yahoo’dan aldım. İş için kullandığım Hacettepe accountum var. Bir de son olarak Gmail aldım.. En çok Hacettepe’yi ve hotmail’i kullanıyorum.

4) Sizinle bütünleşen bir nickname’iniz var mı?

Dilayra. 1998 yılından beri kullanıyorum. Herkes adımın Dilara değil, Dilayra olduğunu sanıyor zaten..

5) İnternet ortamında tanışıp, gerçek hayatta pekişen arkadaşlıklarınız var mı?

Yıllardır internet ortamında bir çok konuda rahatça sohbet edebildiğim, buna rağmen hiç tanışmadığım 1-2 arkadaşım var. Bir de “aşkım” var..

6) İnternetten alış-veriş yapar mısnız?

Çok sık olmasa da evet. Bir dönem İdefixée’den bol bol kahve ve kitap siparişi verirdim. Şimdilerde Amazon’dan daha sık bir şeyler alıyorum. Aldıklarım kitap, CD ve kahve dışında birşey olmadı şimdiye kadar.

7) Ya internet olmasaydı…..?

Canımın içi Aydın’cımla aramızda kıtalar varken haberleşemezdik… Portakal ağacı ve Hatice ile tanışamaz, Jen Gray‘den haberdar olamaz, bu sayede kendi weblog’um olsun diye düşünmezdim. Pino ile tanışamaz ve ondan JTB için logo tasarımı yapmasını isteyemez, Arda veya Deniz hastalandıklarında sağlıkları için dua edemezdim.. Çektiğim fotoğrafları internet ortamında Güney Amerika’dan, Japonya’ya kadar bir sürü değişik milletten insan ile paylaşamaz, onların çektiği güzelim fotoğraflara ulaşamazdım.. Hindistan Cevizleri‘ni günbe gün takip edemez, Zeynep‘in hikayelerini okuyamaz, “Minnesota Üniversitesi’de nerdeymiş ohhoooo” demeden master yapmak için bu yaştan sonra rahatımı bozamazdım. Dünya kadar bilgiye ulaşamaz, gözümü bu kadar açamaz ve kendimi bu kadar geliştiremezdim belki de.. Bu aralar benim için en önemlisi ise “aşkım”la tanışamazdım..!

Hafta Sonu, Gecikmiş Kutlama ve Haberler…

Vallaha bayağıdır uzak kaldım buradan.. Nedeni malum: Bu ay sonunda teslim etmem gereken ödevim!!! Cuma günü izinliydim bu sebepten.. Ne mi yaptım? Büyükçe bir bölümünü hallettim. Bugün de ilgili kişilerle konuştuktan sonra, kalan kısmını da halledip, akşam da oturup yazdım mıydı.. Benden mutlusu olmayacak herhalde.. Şu yumurta kapı meselesini hayatımın bu kadar içinde hissedeceğim böyle bir yıl daha olmayacak herhalde!! Genel olarak randevularıma sadık, zaman konusunda dikkatli biri olmama rağmen; iş bu ödev yazma olayına gelince bana bir haller oluyor. Sanırım 30 yaşından sonra, 7 yıl ara verdikten sonra hem de, full time çalışırken okumaya çalışmak beni böyle yaptı??

Neyse, genel olarak son dakikaya sıkıştırmama rağmen iyi gidiyorum şimdilik:)) Efendim, Cumartesi günü gündüz bir sürü iş hallettim dışarıda. Tunalı’nın gözünü seveyim. Alış-veriş mi yapacaksın, kahve mi içeceksin, pasta mı yaptıracaksın, bakım mı yaptıracaksın, sinemaya mı gideceksin… Hepsini yapabiliyor, herşeyi bulabiliyorsun… Bayağı bir saatimi dışarıda geçirdikten, ama bununla beraber bu güzel havada bir çok işimi de hallettiğimden mutlu ve mesut bir halde eve döndükten sonra da, evde yemek yaptım. Torsten bende kaldığından beri, ki yaklaşık 1 ay olacak, akşamları evde düzenli yemek yiyoruz. Bu sebeple günlük yemek siteleri ile daha bir haşır neşirim… (Öğlen yemeği için tavuklu nohut yemeği ve pirinç pilavı yaptım mesela.. Yanına da salata.. Annemin gözleri yaşarıyordur şimdi:)) Cumartesi akşamı saat 20:30’da ise akşam yemeği muhabbetine giriştik.. Nedeni: Benim ve Umut Lale’nin gecikmiş doğum günleri kutlaması.. Yer: Geçen gün bir dergide görüp gidilecekler listeme aldığım, Ayşegül Sultan’la bir ön değerlendirme yaptıktan sonra bayıldığımız bir mekan olan MİDAS.(Büklüm Sokak’ta Gordion Otel’in alt katında..) Yemekler, bistro’nun ortamı, Midas Öküzgözü Şarabı, sohbetimiz, hediye alıp-verme faslı, Torsten ve Selam arasındaki İngilizce-Türkçe karışık diyaloglar, tercüme geyikleri… Hepsi pek bir keyifliydi. Burada yemeğe katılan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.. Sıkı sıkı sarılıp, beni güldürdüğünüz, güzel dileklerde bulunduğunuz, gözlerimin içine sevgiyle baktığınız için.. Hem de uzunca bir süredir hepinizi bir miktar ihmal etmiş olmama rağmen. İyi ki varsınız.

Midas’tan sonra Dosteli Sokak’ta bulunan Le Chemine’ye geçmek için kalktık saat 23:00 civarlarında. Bu arada poker partisini hoplayıp zıplamaya tercih eden Selam ve Altay gruptan kopuverdiler eve doğru:)) Le Chemine’de de eğlendik bayağı. Müzik yapan grup ve solistleri çok başarılıydı. Burada Umut Lale’nin ekibi ile birleştik.. Sevgili Toprak Sergen’de hafta sonu için Ankara’ya yolu düşünce, beni kırmayarak doğum günü kutlamamıza katıldı geç bir saatte de olsa.. (Kendisi ile arkadaşlığımız 1,5 yıl önce Kaş tatilimz sırasında onun otelini tercih etmemiz ile başlamıştı..) Lale’ye getirilen çikolataları mideye indirip, bayağı bir kurtlarımız döktükten sonra oradan da başka bir mekana geçtik. Sanırım eve döndüğümde Pazar sabahına merhaba diyorduk!!

Pazar günümüzü evde ders çalışarak, film seyrederek, gazete-kitap okuyarak (Az kaldı Şu Çılgın Türkler’i bitirmeme..), Türkçe çalışarak (Torsten bayağı ilerletti…) gayet ev kedisi modunda geçirdik. Akşama yine yemek yaptım:)) Çupra almıştık alış-veriş yaparken. Çupraları sarımsak-tereyağı-tuz-karabiber ve limon suyu karışımı ile ovduktan sonra folyoya sarark fırınlıyorum. Hem lezzetli ve hafif oluyor, hem de daha az kokuyor ortalık. Yanına da birer duble rakı tabi.. Torsten’da merak yaptı, içti bir kadeh. Ama ikinciyi içiremedim:))

Böyle hareketli ve yoğun bir hafta sonunun ardından, aynı şekilde bir haftaya başladığımı söyleyebilirim: Bu hafta İç Denetimlerimiz ve Oryantasyon Eğitimlerimiz var. Bu eğitimlerde “Hasta Güvenliği ve Kalite İyileştirme” anlatacağım.. Denetimleri artık güzelce yürüten bir ekibim olduğu için, bizzat katılmıyorum hepsine. Sadece bana İç Denetçi olarak Tesis Bakımı ve Kalibrasyon denetimlerini vermişler. Gidip onları yapacağım o kadar!

Bir haber geldi Hafta Sonu bana ODTÜ Mezunlar Derneğinden.. Mutfak&Pasta&Kurabiye kursu açılacakmış. Mutfak kursu Hafta Sonları 5’er saat, toplamda 6 gün. Pasta&Kurabiye kursu ise Salı akşamları 19:00-22:30 arası toplam 3 gün. Ücreti mezunlar için 125, misafirler için 150 YTL. İlgilenen mutfak dostlarına duyurulur..

Mutlu Olmak İçin…

“Mutlu olmak için

Sevmek için görme, işitme..

Mutlu olmak için

Sevmek için bilme, hissetme, (çok düşünme…)”  diyor REDD Grubu.

Bu grubu seviyorum, şarkılarını da.. Ama bu sözlere birazcık karşıyım ben! Mutlu olmak ve sevmek için belki bir çok şeyi görmemezlikten, bir çok şeyi duymamazlıktan gelebiliyoruz.. Belki de herşeyi bilmemeyi tercih edebiliyoruz.. Çok düşünmenin de bazen kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramadığı zamanlar olmuyor değil hani.. Ama iş hissetmeye gelince, orada dururum ben!Hissetmeden hiçbir şeyin gerçekleşmesi mümkün değil. Hep inandığım şey bu hayata bir defa geldiğimiz ve onu doyasıya, kendi doğrularımızla, özgürce yaşamamız gerektiği.. Sonunda mutsuz olacağımızı düşünsek bile hissettiğimiz anlar kadar varız. Hissettiğimiz şeyler kadar mutluyuz. Hissettiğimiz sürece inançlıyız. Bence yani..

Happy Birthday To Me:)

Olduk mu 31?  Olduk vallaha… Şaka gibi.. Annem bu yaştayken ben 11 yaşında  bir genç kızdım. Bilmem anlatabiliyor muyum derdimi:))

Ayrıca dün de sevgili Umut Lale’nin doğum günüydü. Şehir dışında olduğumdan dolayı dünü ona ayıramadım:(( İyi ki doğdun şeker kız çocuğu:)

** Kar yağmaya başladı saat 10:00 itibariyle.. Geçen yılda tam doğum günümde yağmıştı ve ben demiştim ki “umarım beyaz bir sayfa açılacak bu yıl hayatımda”.. Öyle de oldu. Bu yıl yine mi aynısı olacak dersiniz?? Ne güzel, ne güzel:)) **

** Sevgili Pınar, ona yaptığım ısrarlar sonucunda beni kırmayarak Journey To Blue için bir logo tasarlamıştı.. Bugün artık bu logo ile JTB’ya açılacaksınız:)) Teşekkür ederim Pınar…..

Yine Yolculuk..!

Yine Antalya… Ama bu defa gitme sebebim iş.! Antalya’da -artık bizim iş toplantılarımızın gelenekselleşen otelinde- 2,5 günlük bir programımız var.  Pazar akşam saatlerinde evimde olacağım inşallah.

Yol uzun, bu defa otobüs ile gidiyoruz ekipçe. Bu sebeple Aralık 8 tarihinde burada, Amerika’dan (Minnesota Üniversitesi’nden) gelecek olan Vernon ve Mary Jane‘a yapmam gereken “Regional Presentation”a hazırlanmam için bayağı bir vaktim olacak. Yolda çalışmayı seviyorum. Yapacağım sunumun konusu “The Role of the Executive”. Hastanedeki sorumluluk alanlarım, görevim, benim kendimi ve beraber çalıştığım kişilerin beni yöneticiliğim konusunda nasıl gördüklerini, bunların kıyaslamasını ve ileride yapmak istediklerimle olmak istediğim yer hakkında 20 dakikalık bir sunum olacak bu. İçerik olarak herşey kafamda hazır. Zaten görev tanımlarımız, sorumluluk alanlarımız falan belli bir şekilde çalışıyoruz burada. (Bundan 4 yıl önce bunların hiç biri yoktu. Hastanelerimizde başlattığımız “Sürekli Kurumsal Gelişim Projesi” ile beraber tüm görev tanımlarımız yazılı ve belirgin hale getirildi.) Beraber çalıştığım kişilerin beni nasıl değerlendirdiklerine ilişkin olarak da, geçtiğimiz ay gönderdiğim ödevimin içerisinde bir takım tekniklerden ve testlerden faydalanarak hazırlamış olduğum bir değerlendirme vardı. Ondan alıntılar kullanmayı düşünüyorum. Güzel bir sunum olması benim için çok önemli, zira Genel Direktörümüz, Koordinatörüm ve bir çok çalışma arkadaşım da dinleyici olarak bu sunumda bulunacaklar.

İşte böyle.. Ben yarın yola çıkıyorum. Güzel bir hafta sonu  geçirin. Ankara’lılar için Jazz Festivali’ni takip etmelerini önerebilirim. Bir de sevdiğiniz insanların yakınlarında olmaya gayret edin. Sarılın, öpün, arayın onları.. Yarın Sevgili çalışma arkadaşım Kemal’in doğum günü. Yolda beraber olacağız, ama şimdiden “Mutlu Yıllar Kemal” diyorum buradan kendisine..