
Uzun zaman oldu bir “Cuma Hikayesi” ile JTB’de olmayali.. Cuma Hikayesine uygun oldu, Cuma Geceleri’m:) Buyrun buradan…
………..
Üniversitede okurken en sevdiğim gün hep Cuma günü, en sevdiğim akşam hep Cuma akşamı olmuştu. Cumaları okulun son günü, çılgın ve eğlencelikli bir hafta sonunun ise başlangıcıydı zira. Cuma akşamları her yerde bir canlılık, bir atraksiyon, parti veya konser olurdu mutlaka. Ben üniversite hayatımın ilk birkaç yılı inanılmaz eğlencelikli günler geçirdim hem gündüz okulda, hem de gece dışarıda.
Bir dönem ev partileri popüler oldu. Bilkent’li gençliğin kampüs içerisindeki evlerinde verdiği kapısı açık partiler. O dönem rahmetli anneannemle yaşıyorum, çoğu arkadaşım da aileleriyle. Dolayısıyla biz hep “Partiye Giden” grup olduk; “Parti Veren”lerden ziyade.. Eline bir şişe kapan herkes –tabi ki “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” olmamak koşulu ile- bu parti kapılarından eldeki şişeyi göstererek parti ortamına yumuşak ve rahatından geçiş hakkı kazanırdı! Okulun benim için en parlak dönemi hazırlık, hazırlığın en parlak dönemi ise bu ev partili Cuma akşamlarıydı..
Derken hazırlık bitti, yani bal aylarımız; gerçeklerle yüzyüze geldik, bölüme başladık. Dersler hep “Introduction” başlıkları altında, dolayısıyla basit geliyor sarmıyor beni pek. Derken hazırlık döneminin özgürlüğü sonrası, 1. sınıfta kendime bir sevgili buluyorum. Sonraki okul yıllarım hep onunla geçiyor; ama birlikte Cuma akşamlarımızın kayda değer değişiklikleri ilk iki yılın sonunda gerçekleşiyor. İlk iki yıl hep beraberiz çünkü. Yeni neslin tabiri ile “Cicim Ayları”ndayız. (Bizim aylar olmuş iki koca yıl; ama olsun :)) Yine Cuma en sevilen gün. Sebep; yine okulun ve gittikçe zorlaşan derslerin son günü olması ve akşamına sevgili sevgilim ile beraber farklı ve hareketli bir ortama yol alacak olmamız. Hazırlık sonrası Cuma akşamı aktivitelerinde de değişiklikler baş gösteriyor: Ev partileri artık sarmıyor, çocukça geliyor pek. Sevgili de var ya artık, akşam nezih yemekler ve sonrası bir İngiliz ya da Irish Pub misali mekanlarda boy göstermek daha revaçta. Buna sardırıyoruz bu defa: Yemekler genelde –Ankara’lılara özlemle hatırlatılır- Villa ya da Wine House’da yeniyor. Arada Arjantin Caddesinde Cafemiz’e takılınılıyor. Ellerde daha çok şarap kadehleri, dillerde daha çok aşk şarkıları var artık. Yemek sonrası mekanlar North Shields, Manhattan, Replik; bazen de rock dinlemek adına Gölge Bar.
Üniversitenin son iki yılı sevgiliyle huzursuzluk dönemleri başlıyor. Ayrıca sevgilinin artık tezini yazması gerekiyor. Sevgilinin ailesi onu “Bir Cuma akşamı” da artık evde görmek istiyor. Sevgilinin kardeşi abisinden ilgi bekliyor. Sevgili zor durumda ve oldukça arada kalıyor. E hal böyle olunca bizim kendisiyle ilişkimiz bir dargın bir barışık hale geliyor ve Cuma akşamları aktivitelerinde bendeniz tek başıma yer almaya başlıyorum. Arkadaşlar da var tabi, ama tek işte, yalnız, seul, alone.! Cuma akşamları yine kılık değiştiriyor, üzerinde pelerini yok artık: Hoş geldin kız-kıza pijama partileri 🙂 Cuma akşamları pijama partileri sonrası ertesi gün hep tüm gün spor yapılıyor. Çünkü bizim partilerde nedense hep yemek yeniliyor, kek-çörek yapılıyor, üşenilmiyor gece gece pilaki bile pişiriliyor. Üstte pijama, elde kağıt kimi zaman masa başında king-konken-eşli pişti oynanıyor bazen. Ya da yine üstte pijama elde mikrofon kılıklı bir saç fırçası bağıra bağıra şarkı söyleniyor ve dansediliyor tepine tepine komşulara aldırılmadan!
Okul bititiyor bir gün, iş hayatı başlıyor; ama Cuma günlerini sevmekten kimse asla vazgeçmiyor! Ben de öyle. Hatta artık iş hayatına geçişle yeni bir kavrama da merhaba diyoruz: TGIF, meali Thank God It’s Friday! Yani, Tanrım Bugün Cuma, Teşekkürler! Bir eküri buluyorum kendime iş çıkışı Cuma gecelerini Cumartesi sabahına bağlıyoruz, Underground, Techno, House, vs. ter ter tepiniyor, soranlara da “Deşarj” olmak diye bir şeyden bahsediyoruz. İlk yıl anca dayanıyor vücudum, e tabi haliyle artık genç değiliz, yaşlanıyoruz! Hayat tarzımızı değiştirmemiz gerekten hareketle Scuba Diving’e merak sarıyoruz, işi öğreniyor ve dalmaya başlıyoruz Kaş senin, Bodrum benim. Cuma akşamları artık yolculuk demek benim için. İş çıkışı eve koşup, valizi ele alıp apar topar buluşma noktasına gidiyor; oradan da kafa sayımı sonrası güzide sahil kentlerimizden birine dalmaya diye yola çıkıyoruz. Dalıyoruz ya, içki falan içmiyoruz dalış öncesi ve sonrası. Dolayıysla sedanter ve temiz bir hafta sonu başlıyor artık benim için: İşten çık, otobüse bin, otele yerleş, tekneye atla, denize dal, bir daha dal, bir daha dal, sonra biraz yüz (Hava sıcaksa eğer), otele dön, duş al, yemek ye, içki içme, kola iç, sigara da içme, onun yerine bol bol yemek ye, odaya dön ve yat. Ertesi sabah da aynı şey, sonra akşam otobüse bin, sabah eve dön, duş al ve hooppp iş yerine.
Şimdilerde Cuma akşamları yine iple çekiliyor tarafımdan. Eskiden yaptığım hiç birşeyi yapmıyorum artık gerçi. Artık kendi evim var, evimde DVD’im, şaraplarım, filmlerim.. Sevgilim de yok, eski kalabalık ekürilerim de. En sevdiğim şey Cuma Gecesi Film Seansları’m 🙂 Hazırlıktan bu tarafa geçen 14 koca yıla baktığımda ne çok şeyin değiştiğini hayretle görüyor, tek değişmeyen şeyin benim Cuma gecelerine olan özlemim olduğunu görüyorum. Sanırım evlenip çoluk cocuğa da karışsam, ya da bir gezgin olup kendimi Afrika’ya da taşısam, yağmur da yağsa, fırtına da çıksa değişmeyecek tek şey benim Cuma Gecelerim 🙂 Ya sizin için dostlar? Ya sizin için?
Güzel Cuma’lar diliyorum dostlar. Ben bu hafta mikroplarla bogusuyordum, cok yorgun dustum, cok. Kendim icin sakin ve agrisiz, sizlere de sicak ve keyifli; farkli ve hos bir hafta sonu diliyorum..