Aylık Arşiv: Mayıs 2007

Saklambaç…

Saklambaç oynuyorum farz edin beni bu aralar.. Sanki biri bana “Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe” demiş gibi hissediyorum bir süredir. Farkındasınız muhakkak buralarda olamıyorum; zira ebe olmak istemiyorum! Bir ‘saklantı’ halindeyim, deliler gibi kabuğumun içindeyim. Nasıl anlatsam öyle bir dertop oldum ki, ana rahmindeki pozisyon halt etmiş! Biraz daha kıvrılsam kendi içime girecekmişim gibi! Belki de istediğim bu, bilmiyorum. Kendi içime dönmek istiyorum bir süre. Yok öyle Nirvana’ya falan erme emellerim yok, lakin bir baktım uzun zaman olmuş kendimin içine girip, dışarıdakilerle saklambaç oynamayalı!

Ben saklambaç oynarken kimsenin bundan haberi olmaması da ayrı bir olay tabi! Ben sesler duyarım öyle: “Dilara pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” diye. “Saklambaç oynamayı bitirdik, acıktık yemek yiyelim çık da neredeysen” diye. Çıkmam ama. Çıkamam. Kıvrılıp kendi içime döndüğüm yerler karanlıktır, yerler buzz gibi mermerdir, her tarafımda yüksek sütunlar vardır beni çevreleyen. Çevremde gölgeler vardır zaman zaman, uzun uzun, sağa sola dağılan. Güneşi göremem bir süre, ki ben güneşi öyle çok görmessem yaşayamam. O yüzden kendime kıvrılışlarımı kısa ve fakat kendi adıma faydalı bir zaman aralığında tutmaya çalışırım. Bu süre içerisinde yazamam. Okuyamam. Konuşamam. Yiyemem. İçemem. Bir nevi “Aşık Kadın” sendromu:) Sadece iç sesimle başbaşa, soğuk, gölgeli bir birliktelik vardır artık.

Sanmayın ki umutsuz, ya da mutsuz, “aşık” ya da öfkeliyim. E şıkkı doğru cevap, sanıyorum. Yani Hiçbiri! Sadece Dilara’nın hayattan beklentileri, hayatın ona sundukları, elindekiler ve kazanılabilecek kayıplar üzerine bir müddet düşünmesi gerekiyor.

Bir süredir güzel kadınlar bana mail yazıyor ve hayatlarını, yaşadıklarını kendi bakış açılarıyla benimle paylaşıyorlar. Hiç tanımıyoruz birbirimizi, ama çok güzel mailleşmeler oluyor aramızda. Bana, bu içe dönüş sürecimde katkıları olduğunu itiraf etmem gerek. Onlar kendileini biliyorlar. Özellikle P. ve E. Teşekkür ediyorum, tüm kalbimle ve içtenliğimle..

Ben pozisyonumu aldım, kıvrıldım. Biraz saklambaç oynamak istiyorum. Bana kızmayın, ama bir süre çıkamayacağım saklandığım buzz mermerli, yüksek sütünlü gölgelerin arasından.. Kendinizi çok sevin ben yokken. Benim bu hayatta en iyi yaptığım ve gurur duyduğum tek şey! Bu kadar dağılmamamı sağlayan, tüm hücrelerimi birarada tutan yegane şey:)

Cuma Hikayesi..

 

Uzun zaman oldu bir “Cuma Hikayesi” ile JTB’de olmayali.. Cuma Hikayesine uygun oldu, Cuma Geceleri’m:) Buyrun buradan…

………..

Üniversitede okurken en sevdiğim gün hep Cuma günü, en sevdiğim akşam hep Cuma akşamı olmuştu. Cumaları okulun son günü, çılgın ve eğlencelikli bir hafta sonunun ise başlangıcıydı zira. Cuma akşamları her yerde bir canlılık, bir atraksiyon, parti veya konser olurdu mutlaka. Ben üniversite hayatımın ilk birkaç yılı inanılmaz eğlencelikli günler geçirdim hem gündüz okulda, hem de gece dışarıda.

Bir dönem ev partileri popüler oldu. Bilkent’li gençliğin kampüs içerisindeki evlerinde verdiği kapısı açık partiler. O dönem rahmetli anneannemle yaşıyorum, çoğu arkadaşım da aileleriyle. Dolayısıyla biz hep “Partiye Giden” grup olduk; “Parti Veren”lerden ziyade.. Eline bir şişe kapan herkes –tabi ki “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” olmamak koşulu ile- bu parti kapılarından eldeki şişeyi göstererek parti ortamına yumuşak ve rahatından geçiş hakkı kazanırdı! Okulun benim için en parlak dönemi hazırlık, hazırlığın en parlak dönemi ise bu ev partili Cuma akşamlarıydı..

Derken hazırlık bitti, yani bal aylarımız; gerçeklerle yüzyüze geldik, bölüme başladık. Dersler hep “Introduction” başlıkları altında, dolayısıyla basit geliyor sarmıyor beni pek. Derken hazırlık döneminin özgürlüğü sonrası, 1. sınıfta kendime bir sevgili buluyorum. Sonraki okul yıllarım hep onunla geçiyor; ama birlikte Cuma akşamlarımızın kayda değer değişiklikleri ilk iki yılın sonunda gerçekleşiyor. İlk iki yıl hep beraberiz çünkü. Yeni neslin tabiri ile “Cicim Ayları”ndayız. (Bizim aylar olmuş iki koca yıl; ama olsun :)) Yine Cuma en sevilen gün. Sebep; yine okulun ve gittikçe zorlaşan derslerin son günü olması ve akşamına sevgili sevgilim ile beraber farklı ve hareketli bir ortama yol alacak olmamız. Hazırlık sonrası Cuma akşamı aktivitelerinde de değişiklikler baş gösteriyor: Ev partileri artık sarmıyor, çocukça geliyor pek. Sevgili de var ya artık, akşam nezih yemekler ve sonrası bir İngiliz ya da Irish Pub misali mekanlarda boy göstermek daha revaçta. Buna sardırıyoruz bu defa: Yemekler genelde –Ankara’lılara özlemle hatırlatılır- Villa ya da Wine House’da yeniyor. Arada Arjantin Caddesinde Cafemiz’e takılınılıyor. Ellerde daha çok şarap kadehleri, dillerde daha çok aşk şarkıları var artık. Yemek sonrası mekanlar North Shields, Manhattan, Replik; bazen de rock dinlemek adına Gölge Bar.

Üniversitenin son iki yılı sevgiliyle huzursuzluk dönemleri başlıyor. Ayrıca sevgilinin artık tezini yazması gerekiyor. Sevgilinin ailesi onu “Bir Cuma akşamı” da artık evde görmek istiyor. Sevgilinin kardeşi abisinden ilgi bekliyor. Sevgili zor durumda ve oldukça arada kalıyor. E hal böyle olunca bizim kendisiyle ilişkimiz bir dargın bir barışık hale geliyor ve Cuma akşamları aktivitelerinde bendeniz tek başıma yer almaya başlıyorum. Arkadaşlar da var tabi, ama tek işte, yalnız, seul, alone.! Cuma akşamları yine kılık değiştiriyor, üzerinde pelerini yok artık: Hoş geldin kız-kıza pijama partileri 🙂 Cuma akşamları pijama partileri sonrası ertesi gün hep tüm gün spor yapılıyor. Çünkü bizim partilerde nedense hep yemek yeniliyor, kek-çörek yapılıyor, üşenilmiyor gece gece pilaki bile pişiriliyor. Üstte pijama, elde kağıt kimi zaman masa başında king-konken-eşli pişti oynanıyor bazen. Ya da yine üstte pijama elde mikrofon kılıklı bir saç fırçası bağıra bağıra şarkı söyleniyor ve dansediliyor tepine tepine komşulara aldırılmadan!

Okul bititiyor bir gün, iş hayatı başlıyor; ama Cuma günlerini sevmekten kimse asla vazgeçmiyor! Ben de öyle. Hatta artık iş hayatına geçişle yeni bir kavrama da merhaba diyoruz: TGIF, meali Thank God It’s Friday! Yani, Tanrım Bugün Cuma, Teşekkürler! Bir eküri buluyorum kendime iş çıkışı Cuma gecelerini Cumartesi sabahına bağlıyoruz, Underground, Techno, House, vs. ter ter tepiniyor, soranlara da “Deşarj” olmak diye bir şeyden bahsediyoruz. İlk yıl anca dayanıyor vücudum, e tabi haliyle artık genç değiliz, yaşlanıyoruz! Hayat tarzımızı değiştirmemiz gerekten hareketle Scuba Diving’e merak sarıyoruz, işi öğreniyor ve dalmaya başlıyoruz Kaş senin, Bodrum benim. Cuma akşamları artık yolculuk demek benim için. İş çıkışı eve koşup, valizi ele alıp apar topar buluşma noktasına gidiyor; oradan da kafa sayımı sonrası güzide sahil kentlerimizden birine dalmaya diye yola çıkıyoruz. Dalıyoruz ya, içki falan içmiyoruz dalış öncesi ve sonrası. Dolayıysla sedanter ve temiz bir hafta sonu başlıyor artık benim için: İşten çık, otobüse bin, otele yerleş, tekneye atla, denize dal, bir daha dal, bir daha dal, sonra biraz yüz (Hava sıcaksa eğer), otele dön, duş al, yemek ye, içki içme, kola iç, sigara da içme, onun yerine bol bol yemek ye, odaya dön ve yat. Ertesi sabah da aynı şey, sonra akşam otobüse bin, sabah eve dön, duş al ve hooppp iş yerine.

Şimdilerde Cuma akşamları yine iple çekiliyor tarafımdan. Eskiden yaptığım hiç birşeyi yapmıyorum artık gerçi. Artık kendi evim var, evimde DVD’im, şaraplarım, filmlerim.. Sevgilim de yok, eski kalabalık ekürilerim de. En sevdiğim şey Cuma Gecesi Film Seansları’m 🙂 Hazırlıktan bu tarafa geçen 14 koca yıla baktığımda ne çok şeyin değiştiğini hayretle görüyor, tek değişmeyen şeyin benim Cuma gecelerine olan özlemim olduğunu görüyorum. Sanırım evlenip çoluk cocuğa da karışsam, ya da bir gezgin olup kendimi Afrika’ya da taşısam, yağmur da yağsa, fırtına da çıksa değişmeyecek tek şey benim Cuma Gecelerim 🙂 Ya sizin için dostlar? Ya sizin için?

Güzel Cuma’lar diliyorum dostlar. Ben bu hafta mikroplarla bogusuyordum, cok yorgun dustum, cok. Kendim icin sakin ve agrisiz, sizlere de sicak ve keyifli; farkli ve hos bir hafta sonu diliyorum..

Bu Aralar, Tam da “Candan”ın Söylediği Gibiyim..

Parçalandım
Ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım
Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim uzaklaştım dönüp arkama bakmadım bile
Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın kurda kuşa yem olsun diye
Birini hiç unutmadığım küçük şehirde bıraktım.
Dönemedim, kim bilir belki dönsemde bulamazdım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü daha sakin
Daha mutlu daha suskun
Daha olgun daha kırgın
Parçalandım
Ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım
Birini kınalı vişne ağacının dibine diktim
Soramadım filizlendi mi sürgün verdi mi
Birini o çok sevdiğim bir dostta unuttum
İstedim geri vermedi meğer benden pek haz etmezmiş
Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek isteyerek ama asla pişman olmadım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü daha sakin
Daha mutlu daha suskun
Daha olgun daha kırgın
Daha yalnız daha yorgun

                                  ~ Candan Erçetin

Annem’e…

Film muziklerinden bazilarina takintiliyimdir.. Son donemde cok fazla Ferzan Ozpetek filmlerinin muzik albumlerini dinliyorum.. Bir tanesi bana eski sevgiliyi hatirlatiyor, fena halde hem de: “Bitmemis Tango

Cogunlugu da annemi:) Ne alaka demeyin, cok alakali: Bir kere annem hassas bir kadindir. Ferzan Ozpetek filmlerinde hassasiyet on plandadir.

Sonra, annem cok guzel bir kadindir benim. Eskiden de guzeldi, hala da oyle. Saniyorum 70 yasina da gelse benim icin hep guzel, benim hicbir zaman tirnagi bile olamayacagim kadar guzel bir kadin olacak.. Ferzan Ozpetek filmlerinde de hep guzellik kavrami vardir: Kadin guzeldir, iliski guzeldir, gorsel anlamda mekanlar guzeldir, diyaloglar guzeldir, verdigi mesaj guzeldir… Bir sekilde cekilen aci bile guzeldir filmlerinde..

Annem ozel bir kadindir benim: Naiftir, kendine gore dogrulari vardir, hayatla  kavgasi vardir hala, kimselere hem benzemez hem de aslinda cok olagan bir kadindir, basittir: ama ozel bir kadindir iste benim gozumde… Ferzan Ozpetek filmleri de ozeldir. Hic bir zaman muhtesem kategorisinde olmayacaklardir belki de, ama ozellerdir hepsi de tek tek baktiginizda: Karsi Pencere, Kutsal Yurek, Cahil Periler ve Saturno Contro..

Annem bir tanedir.

Canimdir, beni bu hayata getiren, buyuten, egrisiyle dogrusuyla bana hayati tanitan, agladigimda yanimda olan, aradaki mesafelere ragmen telefonda bir “imdat” desem kosup yanimda bitiveren, gozlerimin icine bakan, hala ustume titreyen, ondan daha olgun ve akilli oldugumu bana her firsatta dile getiren, beni gulduren, benimle gulen, hayalleri olan, hatalarinin farkina vardiginda benden ozur dilemeyi becerebilen, o yurekliligi veya kimine gore zayifligi gosterebilen, arkadasim, sirdasim, hayallerimi ilk paylastigim, bana inanan, her soyledigim seye benimle ayni heyecanli tepkiyi duyabilen, yazdiklarimi ilk okuyan, sarkilarima eslik eden, Enrico delisi, bastirilmis cilginim, bir tanem, ANNEMdir benim O..

Ona verebilecegim cok sey olsun isterdim. Sadece sevgim var. Hayranligim var. Kucukken ne de kiskanirdim annemi. Her gittigimiz ortamda hos sohbetiyle. guleryuzlulugu ve esprituelligiyle herkesleri kendine hayran birakirdi. Her konuya uygun anlatacak bir hikayesi, bir fikrasi olurdu. Onun kadar guzel olabilecek miyim acaba, ya da onun kadar insanlari etkileyebilecek miyim diye cok dusunurdum kucukken. Aglardim bazen haksizlik bu diye:) Ne aptalmisim.. Oysa annem bana her zaman ne kadar akilli, guzel, alimli bir kadin olacagimi, onun yapamayacagi bir cok seyi benim basarabilecegimi ya da ondan daha guzel bir hayatim olacagini soyler dururdu:)

Simdi anneler gunu de yakin ya.. Gecen sene basaramadigimi bu yil basaracagim. O’na tum anneler gunu icin bir hediye verecegim: Annemi Prag’a goturecegim. O’nun icin az bile aslinda.

“Ama annecigim elimden bu kadar geliyor. Umuyorum ki tanri sana saglikli ve uzun bir omur verir. Bana da sana tum dunyayi gosterebilecek gucu…”

Erkenden olsun, daha iyidir: Tum guzel ve fedakar annelerin anneler gununu kutlarim. Bir cok arkadasim da onumuzdeki aylar da anne olacaklar. (Ben bu hakkimdan feragat etmis gorunen bir kadinim simdilik:) Bu yil onlar icin de, annelerimiz icin de cok farkli ve ozel, ve guzel olsun. Her ne olusa olsun, ne yapmis olurlarsa olsunlar kadinlar icin anneleri bir tanedir..

**Fotoğraf, 1 numaralı Ufaklığım tarafından çekilmiştir:)**

Dedigimi Yaparim..

Genel olarak azimli bir insanimdir. Kafayi “bir seylere” takarsam yaparim, “gidecegim” dersem giderim, “gelecegim” dersem gelirim.. Birine bir soz verdiysem, cok cok buyuk sagliksal bir problem olmadikca, yerine getirmeye calisirim.. Cok iyi “plan” yaparim, ekurimdeki tum organizasyon gorevleri -olagan bir durum soz konusu olmadikca- bana verilir. Milleti toparlarim, tur organize ederim, eglence tertip ederim, yemek yiyecegimiz yerlere karar veririm.. (Aslinda bulunmaz bir nimet oldugumun farkindayim:))

Bu hafta sonu planlari yapmak yine bana dustu, ortaya surdugum alternatifler kabul edildi ve harika gecen 2 gunumuz yanimiza kar kaldi. Tabi Ankara’da havalarin kelimenin tam anlamiyla “seker gibi” olmasinin da bu keyifli anlarimiza katkisi oldu haliyle..

Antalya

Once Cumartesi sabahi squash oynadik 50 dk. Tolu ile. Bu hafta sonu superdik, inanilmaz enerjik, hareketli, kiran kirana bir antreman oldu. Tivolino‘dan ciktigimizda 3 kat giyinmeme ragmen en ussteki t-shirt su gibiydi..

Ardindan Aysegul Sultan bizi hemen kapidan aldi ve son surat Ulus’taki tarihi Karacebey Hamam’ina yetistirdi:) Hamam’dan her cikisimizda “Superdi yahu, daha sik gelelim” dememize ragmen yilda 2 defa kismet oluyor bu hamam sefalari bize! Inanilmaz rahatliyoruz, keseydi masajdi derken en az 2 saat kaliyoruz iceride.

Hamam Ulus’ta olunca, pek tabii ki yemek faslimizi da Kale’de hallediyoruz; IDOL‘de balkon sefasi yaparak harika yemekler yiyoruz:) Cumartesi de boyle oldu ve harika salatalar, mantilar, krepler yedik afiyetle..  Hamamda ve sporda kaybettigimiz bir kac kaloriyi de zalimce geri kazanmis olduk:(

Kaleici-Antalya

Tabi tum gun kosusturmacasi ve guzel havanin da etkisiyle aksam nakavt olmus bir halde cift apranax ile yattim. Gece bir ara kalkip TV seyretmeye calistim, ama olmadi..

Pazar sabahina oldukca erken ve zinde basladim. Bu Pazar 1.5 saat sporla gecti. Disarida kah kostum, kah tempolu yuruyus yaptim, Segmenler Parkinda cimler uzerinde biraz streching.. Ardindan super bir kahvalti bol portakal suyuyla, yaninda gazetelerim..

Sonra bir DVD seyrettim, ardindan Golbasi’nda CAGLAR muhabbeti. Mangal yapmadik, ama keyifli bir 4 saat gecirdik:) Neler konusulmadi ki? Iliskiler, eski arkadaslar, yanlislarimiz, hayatimiz, 10 sene sonraki dusledigimiz hayat, neredeydik nerelere geldik? Gurur duyduk kendimizle.. Herkes bu hayatta en az bir tane gurur duyacagi ve gurur duyulacagi bir seye imza atmali bence.. Genclere ozellikle sozum:)

Bircok seye sukrettim bu hafta sonu yine: Guzel havaya, yiyip icebilmemize, nefes alabilmemize, gulumseyerek arkadaslar arasinda sohbet edebildigimize, saglikli olmamiza.. Ve o hic bitmeyen enrjimize ve gelecek guzel gunlere olan inancimiza..

Guzel bir hafta bizi bekler….

* Fotograflar Antalya’dan.. Antalya ozlemi cekenlere:))*