Aylık Arşiv: Ocak 2008

Tasimak Uzerine Kurulu Hayat!

NYC

Marketten yaptigim alis-veris sonrasi torbalari tasirken aklima geldi bu konu. Ne kadar cok sey tasidigimizin farkinda misiniz acaba yasamimizda?

Aldiklarim biraz peynir, 2 sise sarap, makarna ve sosunu hazirlamayi dusundugum 2-3 parca daha malzeme. Ama oyle boyle degil, gayet agirlar! Zaten sirtim problemli haftalardir, guc bela eve kadar yaklasik bir 10 dk.lik mesafede yiyeceklerimi tasidim apartmanimin bulundugu sokaga. Oradan evime, sonrasinda da kapidan mutfaga.. Hayatim icin gerekli seyler onlar, yiyecekler-icecekler. Tasimazsam, olmaz! Bir hayatim olmayabilir onlarsiz zira..

Sonra mesela baska neler tasiyorum hayatim icin dedim: Giyim-kusam esyasi. Kazaklar, pantolonlar, ayakkabilar. t-shirtler, eldivenler.. Her daim giysi aliyoruz. Malum ciplak yasanmiyor! En azindan bu yuzyilda.. Hatta birkac yuz yildir boyle diyebiliriz:) Bunlari da tasiyoruz kah Tunali’da bir magazadan, kah Istanbul’da Akmerkez’den, kah Paris’ten.. Araban varsa ne ala, daha az mesakatli, daha az yorucu. Ama benim gibi halen arabaniz yoksa yine tum yuk kollarda, sirtta, omuzlarda!

Kitap tasiyordum okuldayken. Cantasiyla hem de. Ilkokuldayken pek hatirlamiyorum tasidigim cantalarin agirligini. Ama en azindan simdiki ilkokul cocuklari gibi cekcekli cantalara ihtiyac duyacak kadar yuklu olmadiklarini gayet net hatirliyorum. Ne annem ne de babama ihtiyac duymadim kitaplarimi tasitmak icin. Hep kendim tasidim. Sonra ortaokul, lise. Kabul ediyorum universite doneminde daha az kitap tasidim, ama tasidim. Yuklerin cinsi degisik, ama baski yaptigi yerler hala ayni vucudumda.

Arada ev de tasidim. Hayatimizin gerceklerinden biri daha: Tasinmak! Kabul, hayatimda kendi basima 1 defa tasindim henuz; ama ben gocebe ruhumumun derinliklerinde karsi karsiya geldigim maceralarimi da birer tasinma olarak addediyorum. Boyle zamanlarda da gorunmez valizler, koliler tasiyorum devamli. Belki hic sahip olmadigim surf malzemelerimi, ya da ne bileyim bir ormana falansa maceram sari renkli cadirimi ve uyku tulumumu da tasiyorum sirtimda. Tripodumu, fotograf makinami tasiyorum. Belki ihtiyacim olur diye dizustu bilgisayarimi. Cep telefonumu da cebimde tasiyorum, ve cuzdanimi. Kimliklerimi, benligimi, birkac guzel fotografi ani olsunlar diye bana.. Anilarimizi da tasiyoruz kucuk ciplerde beynimizin icinde. Ellerimde, sirtimda, omuzlarimda, cebimde, ruhumun ta derinlerinde. Hep tasiyorum. Hep tasiyoruz..

Bir de “sevgi”leri tasiyoruz hayatta. Anne-baba sevgimizi, kardes-arkadas sevgimizi, sevgilimize-esimize sevgimizi. Basimizin uzerinde tasiyoruz bazen, bazense koltugumuzun altina sikistiriveriyoruz alalade, oylesine. Sanki dusecekmis gibi duruyorlar, ama hayatimizin tasima gerekliliklerinden biri de onlar!

Basimizin uzerinde tasindiklari zaman zor geliyorlar bir sure sonra, malum agirlastikca tasinmalari da zor oluyor. Bas taci edilen sevgilerde ihanetler gordugum icin belki de. Ya da basimin uzerinde tasimaya karar verdigimi cok fazla belli ettigimden karsimdakine. Aslinda hep diyorum, hani hepimizin bildigi o cumle var ya “3 kurusluk adama 5 kusurluk deger verirsen…”le baslayan. Iste boyle sevgiler bas agrisi yapiyor! Fena hem de. Bir apranaxlik falan degil, bazen birkac kutu prozac’lik ediyorlar adami!!

Koltugumun altinaysa henuz sikistirip yurudugum bir sevgi’m olmadi. Benim icin olamaz zaten boylesi. Olsaydi, olabilseydi eger tasidigim sevgi’ler hanesindeki sayi bayagi fazla olabilirdi kabul! Ama ben koltugumun altinda fazla sey sikistirip yoluna devam edemeyenlerdenim. En azindan oraya layik gorulmus bir sevgi’den daha onemli seylerim oldu koltugumun altina aldigim bu hayatta!

Kalbimde tasidiklarim sanki daha iyi, az yorucu geliyorlar. Tasiyabiliyorum oylelerini. Denge merkezindeler mi acaba? Bilmem! En azindan oradan istedigim zaman alip atabiliyorum. Kalbime sokuyorum elimi ve cikariyorum. Oylece. Bazen kanatiyorum biraz. Acisi, sizisi oluyor. Ama kalbimin tasiyamayacagindan fazla yuklenmiyorum ona. Kalp tasiyor, bas tasimiyor! Psikiyatrlarin en onemli gorevleri, benim bakis acimdan tabi, beyinle-zihinle ilgili olanlar. Iluzyonlar, catismalar, asabiyet, ruhsal bosluk, cokuntu, aci vs. hep beyinden salgilanan salgilar yuzunden varlar! Basimizin uzerinde tasidigimiz agir seyler yuzunden salgi bezleri tetikleniyor bence!

Baska neler tasiyoruz acaba? Bilgi? Tecrube? Yeni bir is icin, eskisindeki tecrubeleri de atip kutuya alip gelmiyor muyuz yeni ofisimize. Ya unvanlarimiz? Onlari da tasiyoruz ordan oraya..

Hayatimiz sahiden de tasimak uzerine kurulu degil mi sizce de? Yorucu degil mi ve de? Aman tanrim, bir market alis-verisi bile bana neler yapiyor bu aralar…

Please Give Me Something

Bu parca ile yatip kalkmaktayim son gunlerde.
Haftayi siz de bununla bitirin istedim. Bana iyi geliyor dinlemek. Soyleyen de gencecik bir cocuk. Sesi de hos, rahatlatici..
Bu hafta cok yogun gecti. Yapmam gereken 3 is cikti ayni anda. Teslim tarihleri arasinda 5’er gun var. O sebeple siraya koydum, aksam nasil oluyor anlamiyorum. Ihtiyacim vardi isle ilgili bir mesguliyete gerci. O sebeple cok da sikayetci degilim. Beni bilenler bilir, “IS” dedin mi akan sular durur! Bu yil cunku ya isimi yola koyacagim, ya 10 yillik is hayati ve 6 yillik saglik sektorundeki tecrubemi bir kenara koyup alip basimi… artik ne halt edeceksem edecegim. Konusmaktan yoruldum, belki sizi de yordum. Farkindayim. Ama insanin ugrasacak evi, cicegi, bocegi, ailesi, cocugu, arabasi, hastaligi, ne bileyim boyle seyleri olmayinca; benim gibi belki de “aman oh, ne rahatim” diyecegi seylerle kafayi bozuyor! Affedin artik, hatasiz kul olmuyor!
Evet iste sozleri ile You Give Me Something ~ James Morrison’dan..
~
You want to stay with me in the morning
You only hold me when I sleep,
I was meant to tread the water
Now I’ve gotten in too deep,
For every piece of me that wants you
Another piece backs away.’Cause you give me something
That makes me scared, alright,
This could be nothing
But I’m willing to give it a try,
Please give me something
‘Cause someday I might know my heart.

You already waited up for hours
Just to spend a little time alone with me,
And I can say I’ve never bought you flowers
I can’t work out what the mean,
I never thought that I’d love someone,
That was someone else’s dream.

‘Cause you give me something
That makes me scared, alright,
This could be nothing
But I’m willing to give it a try,
Please give me something,
‘Cause someday I might call you from my heart,
But it might me a second too late,
And the words I could never say
Gonna come out anyway.

Neler Ogrendik?

Sicak sarap yapmanin cok harika bir tecrube oldugunu.. Bu surecte evinizin muhtesem kokularla dolup dolup tastigini..

1 sise sarap ve 1 bardak su ile hazirlanan sicak saraptan yaklasik 6 kadeh “buyulu iksir” cikartabildigimizi.. Bu iksir’in hasta bogazlara iyi geldigini..

….

Arkadaslarimla olmanin bana ne kadar iyi hissettirdigini.. Birlikte ne kadar cok seye, ayrintiya, sacmaliga saatlerce gulebildigimizi.. Onlarin cevremde olmasina sanki daha fazla sukretmem gerekirken bunu yeterince yapmiyormusum gibi hissettigimi..

Yalniz kalmanin o kadar da iyi birsey olmadigini.. Ama yalniz kaldigim zamanlarda bazen ne kadar uretken bazen de ne kadar tembel bir kadin olabildigimi.. Ve tum bunlarin beni “ben” yaptigini..

Her ne olmus olursa olsun insanin biten bir iliskiye hicbir suretle geri donmemesi gerektigini.. Basta kendimi iyi hissetmis olsam da bunun bir yanilsama oldugunu anlamanin gayet acili, inciten bir surec oldugunu.. Karsindakinin buna bile degmeyecek kadar “adam” olmadigini..

30 yasindan da sonra guzel arkadasliklar kurulabildigini.. Hayatima son donem giren Tunc, Basak ve Tuba’yi ne kadar onemsedigimi, onlarin “gercek” anlamda yanimda olabildiklerini, beni merak ettikleri icin aradiklarini ve aslinda bu kadar iyi iliskiler kurmak icin liseden itibaren arkadas olmamizin gerekmedigini..

Acimadan, kanamadan, incinmeden, dusmeden ya da sendelemeden bir yil gecirmenizin mumkun olmadigini.. Hayatta herseyin hicbir zaman “toz pembe” olamayacagini.. Savaslarin, felaketlerin -her ne kadar da istemesek, kabul etmek istemesek de- yasamimizn “kotu” bir gercegi oldugunu.. Ama tum olanlara ragmen her yili bitirip yenisine basladigimda, bu gucu kendimde bulabildigim icin -kendi adima- ne kadar sansli bir kadin oldugumu..

En yakin dostlarimdan birinin bebegini bizzat gormeden de cok sevebildigimi, bebegin fotograflarina bakarken gozlerimin dolmasina engel olamadigimi, her carsi-magaza gezisinden elimde “bu 2 yasina gelince cok yakisacak, bunu 4 yasinda giyer” diyerek aldigim torbalarca minik esya ile donebildigimi.. Ve eve gelince kendime inanamadigimi!

“Anne kokusu” denen seyin siz 33 yasina da gelseniz burnunuza geldigini. Mis gibi anne kokusundan ne kadar uzak kalirsaniz kalin, buna hala alisilamayacagini.. Annenizi gulumsetebilmenin size bircok seyden daha iyi geldigini..

Koydugum hedefler bir bir gerceklestiginde kendimden ne kadar gurur duydugumu.. Ama hedeflerimin sonraki asamasi icin hic birsey

yapamadigimi:( Bunun icin geceler boyu “Nasil yapsam, ne yapsam, bir yol gosteren olsun Tanrim” diye zirlayarak aglayabildigimi.. Gece yatarken aglamanin ertesi gun sis gozlerle insan icine cikmamda en buyuk etken oldugunu..

Gitmek istedigimi.. Baska bir sehre, baska bir ulkeye, baska bir hayata, baska bir eve.. Bir suru “Baska”larla dolup dolup tasirdigimi hayatimi.. Artik buna 1 yil daha dayanamayacagimi..

OG-REN-DIM

Bu yil ben bunlari ogrendim.. Ya siz?

*ps* NYC2IST, Sehir Günlüğü’nde yeni yazıma buradan ulaşabilirsiniz:) İçimdeki Kadınlar

Doruk..

“Koylulerden birine sordum:

– Doruga varilabilir mi?

Bu soruma aldigim yanit, 3 soru oldu:

– Doruga varmak mi? Bu mevsimde mi? Ne yapacaksin dorukta?

– Hicbir amacim yok. Yalnizca soruyorum. Doruga varilabilir mi?

– Tabi varilir, dedi. Eger kendinde o gucu goruyorsan ve oraya nicin cikmak istedigini biliyorsan.

Doruga nicin ulasmak istedigimi bilmiyordum. Ama ne zaman doruga baksam, orada olmak istiyordum. Belki dorugu da asip, dagin obur yamacini gormek.

Kuskusuz bu istek, bir gucten degil, bir gucsuzlukten kaynaklaniyordu. Onunde sonunda ben de bir insanogluydum. Birtakim insanogullari gibi bir yere varmaya cabalamak istiyordum. Bir yeri asmaya. ormedigimi gormeye. Oraya varmak, sonra ordan geri donmek.

( – Nereye vardin?

– Doruga.

– Neyi basardin?

– Doruga cikmayi.

– Ne gordun?

– Tum daglari, tum yaylalari.)”

~ Ferit Edgu (Dogu Oykuleri’nden)

Bu kitabi okuyorum bu ara. Sevdim. Ikilemlerin oykuleri var: Hayat-olum. Varlik-hiclik. Mutluluk-mutsuzluk.. Niye mi? Bilmem, belki de hepimizin icindeki ikilemlerin doruga ciktigi zamanlardan biriydi benim icin gectigimiz ay. Belki de bu yuzden bu kitapla veda etmek istedim o eski yila. Bana cok da iyi seyler getirmeyen, canimi acitan, cogunlukla mutsuz hissettiren, kendimi cok fazla dinlettiren o yila.. Veda ediyorum eskisine, HOSGELDIN diyorum yenisine.

“Yeni Yildan Beklediklerim-Istediklerim” listesi yapmadim bu defa. Beklentiler acik artik: Kariyerse kariyer, seyahatse seyahat, asksa ask, keyifse keyif, sagliksa saglik.. Is konusunda daha fazla seye saldirmak istiyorum. Daha cok seyahat etmek birde. Beni heyecanlandiran seyler yasamak istiyorum, ve daha cok kesfetmek! Daha cok farkinda olmak istiyorum cevremin, belki de boylelikle kendimle ugrasmayi birakabilirim bir sureligine de olsa.

Yolun yarisina 1 adim daha yaklasacagim ne de olsa:) Ne alirsak bu hayattan kardir. Ve aldiklarimiz karsiliginda verdiklerimiz bizim dimdik yurumemize, insanlarin yuzune gururla bakmamizi saglamizsa ne mutlu.

Mutlu olmak istiyorum ve deger verdiklerimin, yureginde iyilik olan herkesin de bu mutlulugu yasamasini..

Guzel bir hafta sonu gecirin. Kar yagdi bugun Ankara’ya 1 yildir ilk defa!! Istanbul’dan da ayni haberleri aldim. Sicak cikolatalar, sicak saraplar haftasi ilan ettim bu sebeple ben de bu haftayi:) Berceste‘nin tarifini deniyorum C.tesi icin. Asli‘cimin minik kizini gormeye gidiyorum sonunda:) Butun kizlar toplandik etkinligi icin icmeye gidiyorum meyhaneye. Yeni kitaplar aliyorum Dost’tan, oncelikle Jane Austin. Kisacasi “one live, live it be Dilara” modundayim:) Darisi basiniza diyorum..