Aylık Arşiv: Aralık 2008

İki 00 Dokuz’a…

Prag Castle

İki sıfır sıfır sekiz yılı bana iyi geldi dostlarım:

Geçmiş yıl için beklentilerimi “İş konusunda daha fazla şeye saldırmak istiyorum, daha cok seyahat etmek birde. Beni heyecanlandıran şeyler yaşamak istiyorum, ve daha cok keşfetmek! Daha cok farkında olmak istiyorum çevremin, belki de böylelikle kendimle uğraşmayı bırakabilirim bir süreliğine de olsa” diyerek ifade etmiş, sonra da devam etmişim: “Yolun yarısına 1 adım daha yaklaşacağım ne de olsa:) Ne alırsak bu hayattan kardır. Ve aldıklarımız karşılığında verdiklerimiz bizim dimdik yürümemize, insanların yüzüne gururla bakmamızı sağlamışsa ne mutlu. Mutlu olmak istiyorum ve değer verdiklerimin, yüreğinde iyilik olan herkesin de bu mutluluğu yaşamasını.”

Şimdi buradan bakınca gayet mutlu bir iki sıfır sıfır sekiz yılı geçirdiğim konusunda sanırım zaten hemfikiriz:) Her ne kadar da güzel şeyler yaşasam, yeni yerler görsem, eğlensem, keyif alsam da hayattan yaşamımda uzun zamandır varolan bir boşluğun doldurulduğu bir yıl oldu geçirmekte olduğumuz yıl.

Güvenmeye ihtiyacım vardı.

Gerçek sevgiye, aşka, içten paylaşıma, sahici söylemlere, yalansız riyasız bir ilişkiye ihtiyacım vardı. Samimiyete, sıcaklığa, bazılarının deyimiyle bir evi yuva yapmaya yarayan birkaç ufak, sihirli dokunuşa… Sanki onlar da olursa tadından yenmeyecekmiş gibiydi hayatım. Çok fazla yaşayan örneğini göremiyordum gerçi çevremde, ama umutluydum. Sesli olarak çoğu zaman kendime hep “gelecek o güzel günlere” olan inancımı tekrarlıyordum ve çok da inatçıydım babamın söylediği gibi! Bilemiyorum, sonunda sanırım evren bir şekilde artık sıranın bana gelmiş olabileceği gerçeği ile karşı karşıya kalınca tuttu bana dünya şekeri bir adam gönderdi:) Böylece bu yılın hafızamda, anılarımda özel bir yeri oldu. Unutulması hiç mümkün olmayacak, unutulmak da istenmeyecek zaten:)

*

İş konusunda hayal ettiğim şeyler olmadı. Artık bir işkolik değilim! Hayatımdaki önceliklerim iki sıfır sıfır sekiz yılının sonlarına doğru kökünden değişti!

Bence yeni keşifler yaptım, çok da heyecanlandım. Çok gezdim yine, çok gördüm, burada paylaştım.

İsyankar yazılarıma daha az rastladınız bu yıl. Bir önceki yılın aksine canım daha az yanmış, gözümden daha az yaş dökülmüş, daha az sinir krizi geçirip depresiflikten payımı almışım.

Çevremde işler tabi hep çok iyi gitmemiş. Bir sürü sıkıntı, savaş, ağlayan kadınlar ve çocukların, çaresiz babalar ve abilerin feryatları ile dolu, hak etmeyenlerin sırıtarak dolaştığı, hak edenlerin bir türlü kendilerini ifade etmeyi başaramadıkları, kendilerini dinletemedikleri bir ülkede, bir dünyada uyanmışız her sabah.

Bu yıl insanlığımdan utanmışım ama daha çok!

Tecavüzün neredeyse normal bir hal aldığı, bir dolu çocuk kadınlar yaratılan bir ülkede, suratına tükürülecek adamlara kucak açıp, sokağa serbestçe bırakan kendi yargıma, adaletime inanamamışım.

Yine artmaya başlayan, insanın yüreğini dağlayan şehitlerin sayısı, evlerinden, iş yerlerlerinden kaçırılıp alıkonan, dövülen, öldürülen kadınların sayısı, annesini-babasını öldüren evlatların sayısına bakakalmışım şaşkınlıkla bu yıl.

Nasıl bir yere gidiyoruz, bu ülkeye, bu dünyaya neler oluyor böyle dediğim çok akşamım olmuş; bırakmışım TV’de haber seyretmeyi, gazetede haber takip etmeyi başıma saplanan ağrıların şiddetini arttırmasından sebep.

Neden güzellikler peşinde koşmaz oldu insanlar demişim çokca. Neden?

Neden birbirini yemek, cinayet işlemek, ahlaksızlık yapmak, karşındaki konuşurken üzerine nerdeyse kusarak konuşmak, kabadayı olmak, ukala olmak, kendini birşey sanmak gibi şeyler para ediyor bu ülkede, bu dünyada demişim. Neden birkaç iyi adam kaldı, neden bir avuç kaldık demişim.

*

Sevgili iki 00 dokuz:

Bir avuç kalmayalım, çoğalalım senin yancağızında olmaz mı?

Gülerek, umutla bakan bir çift gözün yarattığı etkiyi bir görsen, şaşar kalırdın!

Yüreği iyi insanların dualarına, çevreye yaydıkları enerjiye, o enerji birleşiminin evrende yarattığı etkiye ise inanamazdın bak yeminle söylüyorum!

Sen sadece aç kollarını bize kocaman, güllerle donat göğsünü. Tüm kötü ve olumsuz duyguları çıkart göğsündeki gül bahçesinden, arındır, iyice temizle. Paylaşmayı, insanlığı bilmeyen utansın da halinden, güzel bahçene kıyamasın, kirletmeye kıyamasın. İçindeki saklı-gizli kalmış kırıntılar canlansın da ADAM olmayı başarabilsin bu yıl. Öyle bir bahçe yarat ki, görenin gözleri kamaşsın o bahçenin dışında olmak istemesin.

Bir de iki 00 dokuz, özel bir arzum var senden:

Hayatıma bir şekilde girmiş ve hala orada bulunan insanların hiç birini sakın ha çıkarma. Çok mutluyum onlarla ben. Yenilerini katabilirsin bak, ona sözüm yok. Ama sakın kimse gitmesin hiçbir suretle hayatımdan. Hepsini çok seviyorum, çok daha “ben” oluyorum onlarla.

Anlaştık mı?

Dans Eden Kar Taneleri

Bu hafta sonu dans eden kar taneleri hic yalniz birakmadi bizi Ankara’da:) Cumartesi aksam saatlerinde bir basladilar vals yapmaya gokyuzunde, Pazar gunu su saate kadar (22:00 civarı) durmadilar. Merak ediyorum, hic mi yorulmadilar acaba?

Sicak sarap yaptim evime davet ettigim misafirlerime ikram etmek icin. Kocaman tencerede tam 3 litre Sirince sarabi ve 1 sise bogurtlenli meyve sarabi karisti. Minik bir portakala saplanmis karanfiller, cubuk tarcinlar, kakule, elma kabugu ve tane karabiberler de bu karisimda yer almak icin sabirsizdilar, bekletmeden bulusturdum ekibi:) Once misler gibi kokular yayildi evimizin her bir tarafina, sonra yavas yavas kadehleri cikarttim mutfaktaki dolaptan dizdim yanyana tezgahin uzerine. Ilk birer kadeh Sevgilimle ictik dostlarimizi beklerken. Masamizi hazirladik; kanapeler, peynir tabagi en cevizlisinden, zeytinyaglilar, salata birer birer yerlerini aldilar masada. Sonra her gelen dost ne getirdiyse eklendi masamiza, masamiz oldu tam bir ziyafet masasi! Yenildi, içildi, kahkahalar hiç eksik olmadı evimizden o gece. Sevgili dostlarım ne iyi ettiniz, çok teşekkür ederim hepinize:)

Bu sabah erkenden gözümüzü açtık bir baktık ki, hala kar yağmakta, her yer beyaz ötesi! Dedik ki hadi çıkalım dışarıya, yürüyelim biraz bu güzel manzarada. Bereler, eldivenler, kar pantolonları giyildi, Seğmenler Parkında aldık soluğu. Biraz yürüdükten sonra birde ne görelim? Geceden kaldığı belli 2 tane mavi çöp poşeti:) Muhtemelen çocuklar eğlendiler önce, sonra da bıraktılar torbaları karların içinde. Sevgili ile göz göze geldik, ikimizin de gözlerinde bir parıltı. Pazar sabahı 09:00 civarlarında Seğmenler Parkında altlarında mavi çöp poşetleriyle yokuşlardan aşağı kayan, yuvarlanan ve birbirinin haline kahkahalarla gülmekten karın içinden bir türlü çıkamayan bir çift gördüyseniz eğer, işte onların kim olduğunu artık biliyorsunuz:)

Mutlu bir hafta diliyorum:)

İstanbul Yazısına Prag Görüntüleri Eşlik Eder*!!!

* Çok uğraştım, ama bir türlü fotoğraflarım yüklenmiyor!! Artık yazıyı yayınlayayım dedim, zira 2 gündür draft olarak bekliyor! *

Statue From Prag Castle

Prag’dan İstanbul Atatürk Havalimanı’na döndüğümüzde henüz İstanbul’da kalacak yerimize karar verememiş, dolayısıyla yer de ayırtmamış durumdaydık. Ayşegül Sultan’ın daha önceki iş gezilerinde birkaç gün kaldığı ve çok merkezi olduğunu söylediği yeri; yani İTÜ Maçka Sosyal Tesislerini aradım hemen bir umut. Şansıma yerleri vardı ve bizi 2 gece misafir edebileceklerdi:) Hemen atladık gittik. Otel odaları 3 yıldızlı modda, ama temizdi, ki bizim için önemli olan budur hep! Benim eski lisemin yanında olmasından sebep birçok anım da depreşmedi değil hani. Şimdi ne Nişantaşı Kız Lisesi kalmış ne de benim genç kızlığımdaki Nişantaşı! İnanılmaz bir yer olmuş, başka bir dünya orası, ucundan NYC 5th. Avenue, kenarından Champs Elysee gibi sanki..

Neyse yerleştik ve hemen yemek için çıktık. Sevgili uzun yıllar İstanbul’da yaşamış. Hem işi, hem eşi orada olduğundan sebep:) Benim yaşadığım yıllardan çok sonra İstanbul’da olmasından, hatta ve hatta Kemancı’nın yan apartmanında oturmasından sebep mekanlar, inler-outler konusunda bendenizden çok daha tecrübeli haliyle. O zamanlar sevdiği Me Gusta‘ya götürdü beni yemek yemek için. Ama kendisi pek beklediğini bulamadı. Zira onun bu mekana takıldığı dönemlerde burayı bir hatun işletirmiş, ahçılar Turizm-Otelcilik mezunu, saçlarında bandana, ellerinde hijyenik eldivenli genç tiplermiş. Şimdi ise anlattıklarından eser bulamadık. Buna rağmen ben kocaman bir fajitayı, o da kocaman bir steaki mideye indirdik ama:(

Sonrasında İstiklal’i turladık Çiçek Pasajına, oradan da Nevizade’ye kadar. Nevizade, benim Beyoğlu civarında olmaktan keyif aldığım bir meyhaneler sinsilesine ev sahipliği yapıyor. Kah Boncuk’da, kah Ehli Keyif’te, kah Ceneviz’de oturmuşluğum, rakıların yanına midye dolmalarla, karides tavaları katık etmişliğim var. Bu defa da havanın müthiş güzel olmasından sebep sokaklara, arnavut kaldırımlarına taşan masa-sandalyeler arasından salınarak yürüyüp kendimize bira içip, biraz soluklanacak bir yer ararken karşımıza, yine Sevgilinin listeden, James Joyce çıkıverdi. Birkaç bira, biraz müzik sonrası kendimizi otele zor attık yorgunluktan.

Statue From Prag Castle

Ertesi gün Emirgan’daki Sütiş’te dışarıda süper bir kahvaltı yapıp, saat 11:00 civarlarında Sakıp Sabancı Müzesi‘ndeki Salvador Dali Sergisi’ne gittik. İyi ki o saatte gitmişiz, zira biz müzeden çıkarken saatimiz nerdeyse 15:00’i gösteriyordu ve dışarıdaki kuyruk sanırım sahil boyunca upuzun olmak kaydıyla uzanıyordu! Sergiden ve Dali’den çok etkilendim. İnanılmaz bir dahi olduğunu, fazla “genius” olmasından sebep bir miktar deli olduğunu ve karısı Gala’ya olan o bitmez aşkını biliyordum; ama bilmediğim bir sürü daha şey öğrendim. (Bu konuyla ilgili sergide çektiğim bazı fotoğraflarla beraber bir yazı yazacağım!)

Sergi sonrası o çok sevdiğim sahil yolunda yürüyüş yaptık elele. Bebek’ten Ortaköy’e kadar. İncik-boncuk satılan pazarı dolaştık, Çaydanlık’ta birer çay içtik, hafiften güneşi batırdık. Akşamına yemekle ilgili düşündüğüm tek yer Şampiyon Kokoreç’ti. Sabah sıkı ötesi bir kahvaltı yapınca Şampiyon yeterli ve yerinde olur diye düşündük. Yanılmamışız:) Sonrasında işte biraz dağıttık ailecek! Zira belli bir saate kadar sinemaya gidelim, sonra Hayal Kahvesi ve bilimum yerlerden başlayarak dolanırız diyorduk. Amma velakin sinemalarda istediğimiz filme bilet bulamadık.(Sonra ertesi gün seyrettik gerçi Kadıköy Rexx sinemasında, seyretmesek de kayıp olmazmış dedik. Film mi? A.R.O.G’du.) O zaman bir arkadaşımın Tango yaptığı “Tango Jean”in altındaki BiBuçuk‘u gözümüze kestirdik. İçerisi sıcacık, loş ışıklı ve keyifli göründü gözümüze. Seçimimiz başarılı oldu bu defa. Yaklaşık 3 saat kadar bar kısmında oturup sohbet ettik. Aç olmamamızdan sebep bir şey yemedik, ama servis edilen tabakları görünce içim “cız” etmedi değil hani. Denemek isteyeceğim harika barbekü tavuklar, patatesler vardı tabaklarda:) Deneyen olursa paylaşsın derim. İçki fiyatlarını da makul buldum ben.

Wall Art From Prague

Bibuçuk sonrası Hayal Kahvesine gittik gitmesine, ama bayram dolayısıyla kapı-duvar şeklindeydi! Biz de yine Nevizadeden ilerleyerek, bu defa Balans’a geçtik. Gerçi 3-4 katlı kocaman bir mekan burası ve Jolly Joker Balans olarak adlandırılmış artık. Ama ben pek iyi bilemedim, sanırım alt kat hala Balans, üst katlar Jolly Joker. Önce alt katta bir güzel eğlendik, terledik, coştuk:) 80’lerin birbirinden güzel parçaları eşliğinde, kendimize hemen sahnenin üzerinde kenarda bulabildiğimiz daracık bir yerde dans ettik saatlerce. Söylemesi ayıp, benim Sevgili müthiş dans ediyor. Bu sebeple çok mutluyum:) Dans edebilen bir erkek çok önemlidir, bilenler bilir.

Orada DJ’in bu güzel performansından sonra bir grup çıktı ki… İşte o grup hakkında pek konuşamayacağım! Latino müzik yapıyorlardı. Solist hatun çok ilginçti. O anki modumuza uymadığı için 1 şarkı anca sabrettik:) Üste çıkıp bakalım dedik, Jolly Joker’a. O mekan ile ilgili olarak da söyleyebileceğim gayet ferah, yüksek tavanlı, keyifli bir konser salonu olduğu. Yarım saatte orada durduk ve otele döndük tekrar.

İstanbul’dan dönüşü yataklı trenle yapacağımız için karşıya Kadıköy’e geçip Haydarpaşa’dan biletimizi aldık Cumartesi ilk iş. Ben çok heyecanlıydım, zira bu yaşıma kadar hayatımda sadece 2 defa tren seyahati yaptım (biri Eskişehir’e, biri İstanbul’a), ama hiç yataklı trenle yolculuk yapmadım! -Mamıştım demek daha doğru sanırım şu noktada:) Kadıköy’e inmişken ne yapmadan dönmek olmazdı? Balık-ekmek yemek tabi:) Kadıköy’de dolaştık biraz, ki ben ilk defa bu kadar uzun gezdim Kadıköy’de. Barlar sokağı ne kadar güzel, bir sürü cafe-bar var. Sevdim, Kadıköy’de yaşanırmış dedim. Bir tanesine girip sıcak şarap içtik akşam. Sonra da vaktimiz gelince yataklı trene, kendi kompartımanımıza geçtik. Ne kadar da küçükmüş aman allahım? Bilmiyorum ne bekliyordum gerçi:) Minicik bir yer, ama buzdolabı vardı allah için. Yataklı trenin en güzel tarafını beşikte sallanıyormuşcasına rahat uyumamdı olarak söyleyebilirm. Sadece biraz üşüdüm, malum ayaklarım dışarıda kaldı:)) Ama iş için tercih edilmesinin sebebini de çok iyi anladım. Gece binip mis gibi uyku sonrası, mesela erkekseniz traşınızı olup, takım elbisenizi giyip, hatunsanız saçınızı başınızı odadaki aynada toparlayıp, makyajınızı yapıp dinç bir şekilde kahvaltı salonuna yönlenebiliyorsunuz:) Ben sevdim yataklı tren işini.

Wall Art From Prague 1

Döndük evimize ve ben her zaman olduğu üzere şu cümleyle merhaba dedim kendisine: “Evim, evim güzel evim:)”

Güzel bir hafta sonu sizin olsun. Yani süper bir hafta sonu:)

Masal Sehrim: Prag

 

Castle-Prague

Harika bir sehir bence Prag. Belki de cok kisitli yabanci memleket gordugumden sebep de boyle dusunuyor olabilirim. (Belcika’nin neredeyse tum sehirleri, Italya’da Roma, Floransa, Venedik, Siena ve Pisa, Londra, Paris, Amerika’da ise Chicago, NYC, Houston ve Minnesota.) Daha gorulecek bir suru yer var Dunya’da! Bu, benim 3. Prag seyahatimdi daha oncede soyledigim gibi. Ben Prag’in nesini mi seviyorum en cok? Sanirim oncelikle bu masalsi goruntusunu. Sanatin her dali, ozellikle de muzik acisindan doyurucu olmasini da seviyorum. Kalbimin sokaklarinda dolasirken ”pit pit” atmasi da olabilir:) Bilmiyorum iste, seviyorum sadece cok aciklayici olamasam da:)

Bu defa Sevgili ile gidince daha da anlamli oldu benim icin. Beraber Charles Bridge uzerinde el ele yuruduk, bol bol sicak sarap ictik meydaninda. Yuruduk bol bol, opustuk sokaklarinda soguga aldiris etmeden. Gulduk, eglendik; harika muzikler dinledik, harika seyler tattik beraber. Belki de ”beraber” olmamizdan sebep, bu defa daha da farkli geldi bana Prag!

Charles Bridge From Prague

Bu defa birkac guzel yer tavsiyem olacak eger bizim gibi iyi muzikten hoslaniyorsaniz. Oncelikle jazz severlere cok, ama cok keyifli bir mekan onerecegim: Charles Bridge Jazz&Blues Club. Bizim gittigimiz aksam Jiri Hala Jazz Project caliyordu. Charles Bridge’in Lesser Town tarafina gecerken sola inen merdivenlerinden asagiya indiginizde direk olarak karsinizda. Iki bolumlu bir club burasi: Merdivenlerden inip once cok hos bir bara ulasiyorsunuz. Duvarlarda dekor olarak dosenmis tuglalar var, sicacik, los isikli harika bir yer. 4 tane ayakli bar masasi var. Muzik dinleme saati gelince de hemen yan tarafindan muzik odasina geciyorsunuz. Oldukca abartisiz, hatta sade bir yer burasi. Kucucuk. Toplamda 17 masa var, ama ufak. Akustigi gayet iyi. Muzisyenlerse bizi bizden aldilar.Icki fiyatlarima gelince 2 euroya biralar, 3 euroya eski dostum Jack Daniels:)

Grand Place From Prague

Ikinci guzel mekanimiz ise klasik bir rock bar. Her ne kadar Harley’s Coktail Bar olarak gecse de adi:) 2 gece ust uste gittik, birbirinden guzel rock gruplarindan (Iron Maiden, Deep Purple, The Cult, Rainbow, Nickleback, vs..) guzel parcalar dinledik eskilerden. Barda ictik, ictik, ictik. Tahmin edeceginiz uzere bol bol eski dostumla hasret giderdim. Aman ne iyi ettim:) Meydana oldukca yakin bir yer. Kesinlikle goz atin derim.

Yemek anlaminda da benden baska NY Times’in bile “Prag’daki en lezzetli pizzalara sahip” dedigi, gecen yil annemi de goturdugum yer: Rugantino. Klasik Italyan pizzalari yapan, atmosferini de oldukca sicak ve keyifli buldugumuz bir pizzaci burasi. Menudeki her seyi deneyebilirsiniz. Fiyatlari da makuldu bence. Doymak bir yana patliyorsunuz bir pizzayla.

Son mekan benim ilk gidisimde tek basima kesfettigim, geleneksel Cek yemeklerini de tadabileceginiz, Municipal House’in hemen karsisinda yer alan Celnice Club. Cek yemekleri de denedik, ama tatli-eksi soslardan hoslanmiyorsaniz pek de size gore degil!

Prag-Mini-eiffel

Iste boyle. Yine yedigim ictigim benim olmadi, gezip gordugum yerleri anlatamadim:) Bir sonraki yazida Istanbul’umla ilgili yaziyla bulusmak uzere. Super bir hafta sonu gecirin. Benim gibi yapin mesela. Sicak sarap yapin:)

Nasil Anlatsam Bilemiyorum…

Myself in Prague

** Bu fotografi Sevgilim cekti, buraya koyulmasi da kendisinin fikriydi:) Begenmenizi umuyoruz ailecek:) **

Tatilin kotusu olmaz derler. Memleketten uzakta bir 4 gun, sonrasi Istanbul’umda bir guzel 2 gun gecirdikten sonra normal rutinimize donduk iste herkesler gibi. Prag’la ilgili anlatacak yeni seyler var mi? Belki listelerinize eklenecek birkac yeni madde. Zira daha onceki gidislerimin hic birinde gece hayatini tanima firsatim olmamisti. Bu defa Sevgilimin de yanimda olmasi sebebiyle o Rock Bar senin, bu Jazz Klubu benim dolastik.

Hava buzz gibiydi, donduk.

Christmas oncesi kurulan panayira denk gelince haliyle icilen sicak sarabin haddi hesabi yoktu.

Prag’in Avrupa Birligine kabulu ile birlikte bir miktar pahalilastigini gorduk. Ama tabi, yine de diger Avrupa sehirleriyle kiyaslanamaz.

Kaldigimiz otel cok merkeziydi, her yere yuruyerek gittik o soguga ragmen. (Ilk defa gidecekler mutlaka 22 numarali tramvayi yakalayin bir yerlerden ve bir de onunla dolasin en gorulmesi gereken yerleri.)

Sevgilim cok begendi Prag’i, ama konustugu herkese mutlaka Ilkbahar-Yaz mevsimlerinde gitmelerini salik veriyor:)

Donuste Istanbul’da 2 gece kaldik ve bir cok insanin 1 haftada yapacagi kadar cok sey yaptik! Salvador Dali ile yakindan tanis olduk surada mesela, bir defa daha cok etkilendim kendisinden de hayatindan da..

Daha cok fotograf gelecek ve daha uzun bir yazi. Ama simdi affedin olmaz mi beni. Zorlaniyorum yazmakta. Tam 1.5 saattir ekran basindayim, ama toparlayipta bir seyler dokemedim henuz onunuze!

Umuyorum ki sizin de tatiliniz keyifli ve huzurlu gecmistir. Ayrintilarla ve guzel bulmanizi umdugum fotograflarla yine gelecek ben:)