Aylık Arşiv: Haziran 2010

Merhaba Temmuz:)

Horse and the Girl

“Nasılsın?

Bak gideni aratma ne olursun.

Haziran’la aramız pek hoş olamadı. Evet çok seyahat ettim, güzel şeyler de yaşadım; ama tepemize çökerttiği bol yağışlı, kapkaranlık bulutlar sebebiyle az kalsın bunaltıdan bayılacaktım! Son günler çok daraldım, sağlıksal sıkıntılar nüksetti, evet yine, ama şimdi iyiyim. Ki ben uzunca zamandır hiç “bom” diyecek kadar dolmamıştım!

Seninle ilgili çok güzel plancıklarım var sevgili Temmuz:

Mesela ben henüz bir tatile çıkabilmiş değilim şöyle denizi, güneşi, kumu, yeşili olan. Çok güzel minik bir plan yaptım sana dair. Lütfen onu gerçekleştirmeme müsaade et olmaz mı? İçinde hem tatil, hem uzunca zamandır yapamadığım, ertelediğim bir aktivite de var. Hem sanırım Elifim de gelecek aynı tarihlerde benim olduğum yere ta Amerika’dan. Bulunmaz fırsat!

Sonra bir düğün var güzel olması için çok çabalanan senin günlerinin hemen başında. O düğünde fotoğraf çekeceğim ben. Sonra düğüne katılacağım, sonra belki dans bile ederim belli mi olur:)

Canımın içi askere gelmiş 28 günlüğüne. 2 gün de olsa onu görme şansım var mesela. Çok özledim ben onu sen bilmezsin. Diğer aylara sorabilirsin ama..

Tarihleri belli olmayan güzel bir kahvaltı organizasyonumuz var, ve de güzel bir akşam yemeği.. Sonra “şu gün mesela oynayabilsek ne güzel olur” dediğimiz bir sürü tenis programımız var.

Yine İstanbul var -orası kesin-. Hem de belki birden fazla kez.

Gidilmesi düşünülen bir sürü sinema filmi var bu ay içinde barındırdığın. Sonra Pink Martini Konseri var ODTÜ Çim Amfi’de:)

Belki yetebilirsem yine 2 günlüğüne bir Antalya ve yeğen görme seremonisi var. Bak bunların tümü planlı olmaya yakın. Kesin yaptığım planlar elimde patladığından hiç biri için kesin demiyorum. O sebeple henüz plancıklar kendileri.

Ona göre, biraz anlayışlı ol sen de be Temmuz gözünü seveyim!

Sevgiler, Dilayra”

Emos

*Fotograflar Atli Spor Klubunde bir Pazar brunchindan… Guzel modelim Emine’ye tesekkur ederim:)*

Asik Oldum Ben!

Kuzum

Inanilmaz bir sey ama.

Evet, ben asik oldum. Bu gordugunuz minicige. Bu biricige. Bu tatli mi tatli, henuz 20 gunluk, 3 kg.’lik kiz cocuguna asik oldum ben. Sayesinde “Icine sokmak istemek” sozcuk grubunun anlamini ta derinlerden kavramis bulunuyorum:)

Tugsem Kuzum

Bebek kokusunu icime ceke ceke, gogsumde uyuttum. Yetmedi 2 gun, ama dondum geldim kurkcu dukkanima yine:(

Seni cok sevdim ben halasinin bir tanesi.

Hayatima cok farkli seyler katacaksin biliyorum. Heyecanla, dort gozle bekliyorum:)

Yazayim En Iyisi..

Dilayra

Henuz bir kac gun once yazdigim yazinin hemen ardindan yeni bir tane yazasim geldi! Eskiden haftada 3 yazi yazardim. Simdilerde gunde 2 post yapana giptayla bakmaktayim. Biraz boslugum oldu, dedim neler yaptim bir not duseyim JTB’ye:)

Bu inege bayildim, ama almadim:) Niyeyse?

Bir arkadasim ile bir islere dalmak uzereyim, heyecan yapiyorum. Gidip gidip geliyorum. Cok hizli motive olabilen biri oldugumdan soz etmis miydim hic??

Hic sigara, az ickiye ragmen kilo aliyorum! Bunu da otomatikman o “hic sigara”ya bagliyorum:( Yemek mi? Ziyadesiyle yiyorum!

Balikcikoy’e gittik Persembe gecesi. Ben ove durayim oranin kozlenmis patlican salatasini, gittigimizde kalmadi demesinler mi? Dedim olmaz. Buraya sirf bunun icin bile gelenimiz var. (Degil mi Asli kusum??) Kirmadilar yapip getirdiler. Amma velakin gunduz yedigimin tadinda degildi. Hayal kirikligimi “Ege Ezmesi”ne dalarak gidermeye calistim. Nafile caba!

Aysegulum Sultanim isine basladi, evini dosedi. Ilk firsatta yatiya kalmaya gidilecek:) Tolucum ise Datca sahillerinde yan gelip yatmaca tatilinde. Benim ne zaman denizle kucaklasacagim ise hala bir muamma:(

Cuma gecesi balkon keyfi yaptik. Tekirdag, ben ve saz arkadaslarimiz seklinde:) Bir acili ezme yapmisim ki, yeme de daya yanagini uyu. (Bu laf da Cenk‘ten araklanmistir: Hosa gidildiginden beri ara ara kullanilmaktadir.) Icine evdeki reyhandan koydum, enfes oldu tadi. Acili ezmede reyhanin isi mi ne diye soran olursa verilecek bir cevabim yok. Bugun gittim semt pazarindan taze kekik ve kuzu kulagi da aldim. Yarin onlarla ne yapacagimi dusunmekteyim.

Balkon Keyfi

Pazara gitmisken cicekler aldim yeniden. Balkon amazona dondu, o sebeple biraz asmalari budadim. Fena olmadilar sanki. Balkon duvarina IKEA’dan alinma fenerleri monte ettik, bir de 7’li aldigim masa mumluguna misler gibi kirmizi renkte dag cilegi, ahududu ve yaban mersini kokulu mumlari koydum, yaktim… Balkon isil isil, misler gibi oldu.

Sabahtan ODTU Kortlarinda firtina gibi estim:) 1 saatlik seans sonrasi eve gelis, temizlige girismem ve evden Selim, Selen ve Burak’la bulusmak icin Quick China‘ya uzamam arasinda 4 saat falan gecmis olmali. Acik bufenin gozunu seveyim:) 2 tabak yaptim allah sizi inandirsin!

Aksama ANONIM Manhattan’da olacak, oraya kaciyorum simdi musadenizle.

Yazarken yoruluyorum da.. Yasarken hala az seyler yapiyormusum gibi geliyor. Ne olacak bu halim benim?

Hareket? Bereket?

 

Anonim

Bu ara bayağı yol yaptım.

Cuma akşam üzeri İstanbul. Gecesine Asmalı Mescit. Daha önce hiç gidilmemiş salaş bir mekan. Bir apartmanın 6. katı, adı: Tavanarası.

Klasiklerden şaşmayacaksın: Rakı-Beyaz Peynir-Patlıcan Salatası. Bir de yeşil salata, ah unutuyordum az kalsın, bir de deniz börülcesi tabi. En zeytinyağlısından, bol limonlusundan.. Fonda eski pop parçaları. Ajda bazen, bazen Sezen. Hava mis. Ama sıcak, hem de çok!

Cumartesi güzel bir kahvaltı. Eski bir film. Yine yol, Kavacık-Feribot, feribotta çift kaşarlı tost ve ayran. Hava sıcak ötesi, yanmamak için türlü şaklabanlıklar yapan ben! Derken Bursa! Benim ilk Bursa seyahatim. Ve fakat biraz rötarlı bir seyahat oluyor, İstanbul trafiğinden sebep; Bursa’ya ulaşmamız 5 küsür saati buluyor. Güzel bir mekana ulaşıyoruz: Kat 3. Nezih, ışığı, kalitesi hemen fark ediliyor. Yalnız ilginç gelen bir ayrıntı vermem gerek. Bir alış veriş merkezinin 2. Katında Kat 3:) Bence hoş bir espri olmuş:) Asansörde 2. kata basıyoruz. Basarken de “Kat 3’e çıkıyoruz” diyoruz:)

Yemek, hazırlık, konser. Anonim sahnede. O büyüleyici giriş parçalarıyla, “Road to Hell” ile başlıyorlar her zamanki gibi. Ortalık kalabalık, insanlar Ankara Manhattan’da eğlendiğimiz gibi eğlenmiyorlar ama, daha “cool”, daha dinleme modundalar, dans eden çok az. Ben zıplıyorum çokça. Malum tüm şarkıları biliyor, seviyor, bağıra bağıra söylüyorum. Bira, viski ve en son Margarita içiyorum. Margarita ikramdı, güzel dans ettiğim için:) Kabul etmeyecektim, malum o son kadeh içilmeyecekti benzeri bir şey yaşıyorum!

İstanbul’da Pazar günü miskinliğine yetişiyoruz konser sonrası. Hala çok sıcak! Önce Bebek. Bebek Parkında şenlik. Sonra Arnavutköy’e yürüyoruz ve acıktığımızı hissedip Adem Baba‘dan balık-ekmek yiyoruz. Ortaköy’e yürüyüş sırasında Kuruçeşme’nin önünde uzunca bir kuyruk: Eric Clapton & Steve Winwood. Boğaz Köprüsü’nde önce mavi ışıklar vardı, bir bakıyorum yeşil, sonra sarı oluyorlar. İtiraf etmem gerek harika görünüyorlar:)

Bursa Kat 3

Önce Ortaköy’e gelinmişken Çaydanlık‘ta bir kahve içilir diyorum, ama diğer yandan da eskisinden de beter olmaya devam eden birbirine yapışık masa düzeni, özensiz ötesi servisi ile “buralar ne yazık ki bitmiştir” şeklinde mırıldanır buluyorum kendimi:( House Cafe gibisi yok yine bence orada. Orayı dostlarla keyfetmek için bir sonraki seyahatime bırakıyorum.

Pazar sineması kuşağında Music&Lyrics seyrediyorum. Mutlu mutlu yatıyorum. Dönmeden önce IKEA’yı tavaf edip, sonraki seyahatte alınacaklar listesini çıkarıyorum. Malum bu defa yerimiz yok! Ama ne yapıp edip bir sürü mum ve balkonuma fenerler almayı başarıyorum:) IKEA Ankara bir sonraki yaza açılacakmış diyorlar, dedikodu olmaması dileğimle, gerçekleşmesi için dua ediyorum.

Son zamanlarda midem o kadar kötü ki! Hiç istememekle birlikte gastro ziyareti yapacağım sanırım:( Bu hafta sakin, hafta sonu buradayım. Ama sonraki hafta Antalya’ya halasının kuzusunu görmeye gideceğim. İstanbul sıcaktı, an itibariyle Ankara cehennemmimsi! Bu durumda Antalya’yı düşünmek bile istemiyorum.

**İstanbul’a gitmek için yola çıktığımda bir Ankaralı JTB okuyucusu yanıma gelerek siz Dilara mısınız? dedi. Pes dedim:) Bunlar beni o kadar mutlu ediyor ki:)**

**Sigara i-çe-mi-yo-rum! Bu yılki yapılacaklar listemdeki bir maddeydi ve kendine kendine nasıl çözüldü halen anlayabilmiş değilim!**

 

Durum!

Durum

 

~ Fotoğraflar IPhone’un Hipstamatic aplikasyonu ile çekilmiştir. Artık makina taşıyamıyorum:(~

Çarşamba akşam arkadaşlarımla Güvenlik North Shields’de buluştum. 1 kadeh kırmızımı içtim, Efes Pilsen’in Fenerbahçe Ülker’e play off serisinde mağlup olmasın ise pek bir üzüldüm:( Derken neden bilinmez sesimin volumü azalmaya, çıkarabildiğim en duyulabilir ton ise tiz bir hal almaya başladı. Uzun lafın kısası sesim kısıldı!

Ertesi gün işe gelince ilk iş KBB ziyareti oldu. Larenjit olmuşsunuz dediler. Bol bol ılık içecekler için, Strepsils alın ve konuşmayın dediler. Bu kadar:) Denedim, ama tabi konuşmama kısmında pek de başarılı olamadım. Derken benim ses tamamen kayboldu!

Cuma sabahı ülkesine dönen teyzemlerin ardından ben de iş için Gebze’ye gittim. 2 günümü cennetvari bir yerde geçirdim. Toplantılar iyiydi ama hamaklar, armut koltuklar yayılmış çimenler, çiçek tarlalarına dönen bahçeler ve meyve ağaçlarıyla bezeli kampüs içerisinde rüyadaymışcasına geçirilen 2 gün bünyeye pek iyi geldi. Dalından koparıp yediğim şeftalinin tadı hala damağımda.

Olmayan sesim yavaştan yerine gelirken bu defa öksürük krizleriyle başa çıkamaz oldum. Yılmadım, ayaktayım an itibariyle. Artık sesim “çatallı” da olsa (Bu da ne demektir ki??) var. Öksürükler azaldı, yarın öbür gün iyice düzelirim diye umud ediyorum.

Bu arada hala oldum ben:))

4 Haziran 18:50 sularında, annesine yaklaşık 9 saat sancı çektirdikten sonra Tuğsem ERDEM hayata gözlerini açtı sonunda. Kardeşim fotoğrafını ilk gönderdiğinde bakakaldım “Bu ne çirkin bir şey yarabbim” diye:) *Nazar değmesin istiyoruz, o sebeple çirkin şey diye seviyoruz:)

Bu çirkin ördek yavrusunu görebilmek için ay sonuna kadar beklemem gerekecek gerçi, bu duruma biraz üzülüyoruz. Ama sağlıklı, diğer sağlıklı-normal bebekler gibi çok ağlayan, bizimkileri uyutmayan bir bebek olduğu için de pek seviniyoruz:)

Hafta sonu Beyoğlu Hayal Kahvesinde Ankara’ya artık hiç uğramayan Ankaralı grup Soul Stuff’ı izledik. Eğlendik sanki hatta. Ama sonrası yediğim tantuni o gecenin bitirişini harika yapmamıza neden oldu. İstanbul’da gök delinmişti sanırım. Ben bu kadar yağmur görmeyeli uzun oldu herhalde. Tabi enteresan bir şekilde 2 hafta önceki İstanbul kaçamağında hava sıcakken benim ayağımda bot, üzerimde yağmurluk vardı; bu defa ise alıp getirdiğim babetler ve kısa kollu bluzlarla yağmur altında pek bir hoş oldum! Ümit ediyorum ki bir sonraki İstanbul seyahatim için hava ile doğru orantılı en ala kombinasyonu bulup çıkarabileceğim hem rezil hem hasta olmamak için!

Ayşegülüm Sultanım İstanbul’da uzundur kovaladığı işe sahip oldu:) Ayın 14’ü itibariyle başlayacak, bu sebeple ev arama çalışmalarına başlamak için İstanbul’a gitmişti acil olarak. Ben de bir gün daha fazla kalıp baktığı ve oturabileceğini düşündüğü bir kaç ev içerisinden oluruna karar verebilmek için ona yardımcı oldum. Sonunda aynı kendi evimi ararken kapısından ilk girişte yaşadığım ferahlama duygusu sonrası nasıl “işte budur” dediysem, Ayşegül’ün gösterdiği evlerin sonuncusunda kapıdan girdiğimizde de aynı şey oluverdi. Ulus’ta 5. katta çok hoş, temiz, 2+1 evini tutup kontratını bile yaptık. “Çok evli”, pek şanslı bir kadın oldum ben de:)

Hafta sonu kaydedilmiş Roland Garros kadınlar ve erkekler final maçlarını izlemek kısmet oldu bir de. 2 film birden kuşağında gibi pek bir mesuttum öyle böyle değil. Üzerine bir de film arşivinden bir adet “Wimbledon” ekmek kadayıfı üzerindeki kaymak tabirine -cuk oturuverdi.

Etiler Komşu Fırın‘ın tam tahıllı simitleri, çikolatalı-vişneli ılık keki, Calvé marka bulunan peanut butter, dönerken Bolu’dan aldığım isli ve dil peynirleri bir sonraki yazıya artık:) Hafta içi iş sonrası ev toplamaca, çamaşır yıkamaca, ütü yapmaca, yazlık-kışlık ayırmaca gibi etkili aktivitelerle uğraşmayı, sonrasında hafta sonu yine kaçmayı planlıyorum. Hayır, leylek falan da görmedim yıl başlarken ama..