Yazar arşivleri: dilayra

Rıhtımda Uyuyan Gemi…

Rıhtımda uyuyan gemi, hatırladın mı engini?

Sert dalgaları, yosunu, suların uğultusunu?

N’olur bir sabah vakti çağırsa bizi sonsuzluk,

Birden demir alsa gemi, başlasa güzel yolculuk..

Yırtılan yelkenler gibi enginle başbaşa kalsak..

Ve bir şafak serinliği içinde uykuya dalsak..

Rıhtımda uyuyan gemi, hatırladın mı engini?

Gidip de gelmeyenleri, beyhude bekleyenleri…

~ Ahmet Hamdi Tanpınar

Dünya Müzik Günü

Bugün öğlen yemeği için Tunalı Hilmi Caddesi’ndeydim..

Kuğulu Park’tan hoş ve yüksek volumlü müzik sesleri gelmekteydi.. Meğer bugün 21 Haziran Dünya Müzik Günü imiş! Ankara’da ilk kez bu gün adına etkinlikler düzenlenecekmiş.

Franszı Kültür Merkezi, Kavaklıderem Derneği ve Sevda Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen etkinlikler için seçilen mekanlar Karum ve Kuğulu Park önü ile Yüksel Caddesi’ymiş.

Ayrıca bu akşam İstanbul’da, saat 20:00’de Aya İrini’de bir ilk gerçekleşiyor: Ünlü Türk besteci Kamran İnce’nin İstanbul Müzik Festivali’nin siparişi üzerine bestelediği Requiem Without Words adlı yapıtının dünyadaki ilk seslendirilişi gerçekleşecek. Bu yapıt, 2003 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen bombalama eylemlerine karşı yazılmış, adı üstünde bir ağıt! Ben olsam kaçırmazdım..

Ayrıca bugün, en uzun gün!

Ayrıca bugün 2003 yılında, benim de sevdiğim ünlü jazz şarkıcısı Johnny Lee Hooker öldü!

İlgilenenlerin bilgisine….

Güzel Şeyler…

Beni Polyanna sananlar olabilir. Değilim!

Hayatta çok fazla şey gördüğümü düşünüyorum sıkıntı, olumsuzluk ve acı anlamında.. Buna rağmen, çok sevdiğim anneannemin kaybı dışında sevdiklerimden kimseyi kaybetmedim çok şükür. Çok ciddi veya kronik bir hastalıkla da mücadele etmedim! Ve gördüm ki insan, bunların dışında her şeyle başa çıkabiliyor, bir şekilde üstesinden gelmeyi öğreniyor ya da tüm bunlarla olgunlaşıyor; büyüyor!

Hayatta her şeyin iyi tarafını görmeye çalışmanın hiç bir zararı yok. Ben, en azından şimdiye kadar, henüz görmedim. Tabi ki kötü olasılıkları da düşünüp, risk değerlendirmesi yapmalı ve önlemler almalıyız hayatımızda. Ama, bardağın hep boş tarafına bakan ve “neden ben?” diyen bir insan iken, artık geçirdiğim dönüşüm sonrası çok daha mutlu ve iç huzuru yerinde bir insanım! Pozitif enerjinin gücüne inanıyorum ve benim hayatımı, özellikle son 1 yılda, nasıl değiştirdiğini görüncede bunu çevremdeki insanlara aktarmaya çalışıyorum.

Ben de ağlıyorum, göz yaşı döküyorum, ben de hala kızıyorum bir şeylere… Ama benden daha kötü durumda olanları, ya da ellerindeki ile mutlu olmaya çalışmayıp huzursuzluğa bilerek davetiye çıkaran ve bu sebeple çevresindekileri de kıran, üzen insanları düşündükçe halime şükrediyorum. Bu hayatta, bu yaşta öğrendiğim bir şey var ise, bu da şükretmek oldu! Hiç bir kaybınız olmuyor:)

Her neyse, amacım ders verme psikolojine girmek değildi, ama bunları yazmak istedim. Aslında başka şeylerden de bahsetmek istiyorum. Özellikle, benim için “Güzel Şeyler” kategorisine giren şeylerden:))

Güzel Şeyler number 1:

Çok sevdiğim, “Canımın İçi” Aydın’cım tatil için geldi 3 gün önce.. Amerika’da, Houston’da yaşıyor.. 7 yıldır orada. Özlemişim çok, beraber hasret giderdik bir miktar. Pazar günü beraber kahvaltı ettik, bizim milli brunch müessesesi ilan ettiğimiz Farabi, Liva’da.

Güzel Şeyler number 2:

Sevdiğimiz bir arkadaşımız nişanlanıyor haftaya pazar.. Sevgili Burcu ve Çağrı. Hep mutlu olun, hak edenlerdensiniz:))

Güzel Şeyler number 3:

Tarafımdan 4  gözle beklenen Wimbledon Tenis Turnuvası nihayet bugün başlıyor. Son zamanlarda oynayamama rağmen, seyrederek açığı kapatmaya çalışıyorum!

Güzel Şeyler number 4:

Cumartesi günü havuz sezonunu açtım. Çok keyifli bir gün geçirdim, birazcık yandım, esmerleştim, yüzdüm bol bol, vücudumu dinlendirdim.

Güzel Şeyler number 5:

Cumartesi akşamı, uzun bir aradan sonra, gece dışarı çıktık! Dans ettim, bir kaç duble absolute içtim.. (Adı Vodka olan bir mekanda olunca, içilen içki de vodka oluyor haliyle:))

Güzel Şeyler number 6:

Pazar akşamı sinema sonrası (Batman Begins), 01 Adana’da (Turan Güneş Bulvarı üzerinde olan) adana dürüm, közlenmiş sarımsak ve bir duble rakı eşliğinde süper bir yemek yedim. Çok etçil olmadığımdan, arada bir böyle canım çekince, yediğim yemek şato briyandan falan daha keyifli geliyor bana:))

Güzel Şeyler number 7:

Hastaneler Genel Direktörümüz Sn. Prof. Dr. Uğur ERDENER’in Dünya Okçuluk Federasyonu Başkanlığı (FITA) seçimini bayağı yüksek bir oy farkı ile İngiliz rakibine karşı kazandığını öğrendim bu sabah. Kendisi, bunu sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm ve çok saygı duyduğum biri olduğu için bu haber de beni en az kendim bir şey kazanmışım kadar sevindirdi!

Güzel Şeylere devam etme kararı alıyorum bu günden sonra..

Süper bir hafta geçirin:))

Cumartesi Keyfi..

Eğer hafta sonu gelmişse, o zor geçen iş günlerinin ardından..

Eğer hava da sıcak ve güneşte pırıl pırıl parlıyorsa gökte..

Sabah kalkıpta, en sevdiğiniz bikininiz ve maviş terlikleriniz çantanın içinden göz kırpıyorsa size..

Vallaha yapacak tek şey bir açık havuz yolu tutmaktır.. Ben de öyle yaptım:)) Bir de yandım ki, öyle böyle değil. İyi ki 45 faktörlü kremim vardı!

Yaşamaya Dair I

Demiş ki Nazım usta;

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela.

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak!

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki, mesela kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

mesela yetmişinde bile zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde, ölüme inanmadığın için..

Yaşamak yanı ağır bastığı için…