Yazar arşivleri: dilayra

Şarap Üzerine Mitolojik Bir Hikaye..

Dün akşam, 3 kadeh kırmızı şarabı afiyetle içiverdim. Uzun zaman ara verince bu şarap içme olayına, içtiğimde vur deyince öldürüveriyormuşum gibi geliyor:) Geçen gün bir mail grubundan geldi paylaşacağım hikaye. Benim gibi şarap meraklısı birine göndermişler, ilginç geldi. Zira şarap hakkında yazılan çizilen şeylerden, hikaye-öykülerden haberim olur diye dolanırken ortalarda, bununla ilk defa karşılaştığımı itiraf etmeliyim..  İşte, neden şarap içince kendimizi cesur hissederiz, çenemiz düşer, saldırgan oluruza cevap!

Mitolojide tanrıların içkisi olarak kabul edilen şarap, bir çok kutsal kitapta da ‘kutsal içecek’ olarak anılır. Anadolu’da yaygın olan efsaneye göre; Nuh Peygamber bir gün Ağrı Dağı’nın eteklerinde dolaşırken son derece neşeli, hoplayan, zıplayan bir keçi görür. Merak içinde keçiyi takip eder ve keçinin iri taneli bir meyve yediğini keşfeder. Bu meyveyi tadan ve çok beğenen Nuh Peygamber, üzümün  ve üzüm suyunun tiryakisi olur.

Nuh’un keyfini fark eden şeytan, onu kıskanarak yakıcı nefesi ile asmaları kurutur. Ancak Nuh, bu duruma çok üzülüp kederlenince şeytan, merhamete gelerek asmayı kurtarmak için 7 hayvanın kanıyla sulaması gerektiğini söyler. Nuh onun dediği gibi aslan, kaplan, ayı, köpek, horoz, tilki ve saksağandan oluşan 7 hayvanın kanı ile asmayı sular ve asma yeniden canlanır.

İşte bu yüzden, o günden beri üzümün suyundan ya da bu meyveden üretilen içkiyi içenler (yani benim gibiler:)

ya aslan gibi cesur, (bu sebepten ‘heyttt ‘naraları atarak her şeye gözü kapalı, balıklama atlarız..)

ya kaplan gibi yırtıcı, (bu sebepten sevgilimizin, ya da yakınımızdakilerin gömleklerini çekiştirirken yırtarız..)

ya ayı gibi kuvvetli, (bu sebepten vurdu mu deviririz..)

ya köpek kadar kavgacı, (bu sebepten her daim bodyguardlarla kapıda birbirimize gireriz..)

ya horoz gibi gürültücü, (bu sebepten tüm mahalleliyi ayağa dikeriz..)

ya tilki gibi kurnaz, (bu sebepten cep telefonlarımız ile sevgililerimizi akla hayale gelmeyecek yöntemler kullanarak takip ederiz..)

ya da saksağan kadar geveze olurlar:)))” (bu sebepten kahkaha atıp, habire konuşarak insanların bizden uzaklaşmasına neden oluruz..)

3 Günlük Prag Seyahatim..

Yukarıdaki başlık, Kahve Molası Dergisi’nde, 3. sayıda çıkan gezi yazımın başlığı oluyor. Dün, rahatsızlığım sebebiyle ofise gelememiştim; ama dergim gelmiş.! Bugün sabah sabah masamın üzerinde görünce çok heyecanlandım, hemen çevirdim sayfaları ve bayıldım:)) İnsanın eserini eline alması ne güzel tanrım!

Aslen Kasım ayında yazılmış bir yazı, yani sonbaharın en soğuk ayının sonunda. Ben bu yazının Kahve Molası’nın online dergisinde yayınlanmasını umarak yollamıştım o dönemde. Derginin editörü sayın Cem BATUR, basılı bir dergi için hazırlandıklarını, bu detaylı gezi yazısının da arzu edersem geç bir tarihte de olsa, basılan dergide yayınlanmasının hoş olacağını söyledi. Ben de balıklama daldım tabi böyle bir habere. İyi ki de dalmışım. Bekledim bir miktar, ama değdi.

bu linkten sipariş vererek dergiyi edinmeniz gerekiyor.

Bu ilk gezi yazım yayınlanan, ama sonuncusu değil kesinlikle bunu biliyorum:))

Teras Party

Ve Hafta Sonunun Ardından ofislerimize dönmüş bulunmaktayız.

Güzel ve keyifli bir hafta sonu geçirdik bizim ekip ile beraber. Hemen hemen aklımdaki her şeyi gerçekleştirebildim. Yalnız, hava muhalefet etti bir miktar; üzdü bizi. C.tesi akşamı Lostar’ın teras partisinden sonra hepimiz şiş boğazlarımız ve kalınlaşan sesimiz, akan burunlarımız ile karşıladık Pazar gününü.. Halbuki o kadar da giyinmiştik üst üste..!

C.tesi akşamüstü saatlerinde bir oturduk mangal başına, pasta kesilene kadar da kalkmadık.. (ki bu da saat 22:00 civarlarına denk geliyor.) Özellikle bendeniz, mangal başında konuçlanmış olduğumdan etlerdi, butlardı, közlenmiş patlıcan-sarımsaktı derken rahat birkaç kilo almış olarak döndüm eve:))

Oldukça uzun zamandır yapmıyorduk, çok iyi geldi. Sevgili Lostar’ın böyle bir terasa sahip olduğunu bizden neden sakladığı anlaşıldı: Bundan sonra hafta sonları adres belli oldu!

Bir Hafta Sonu Daha Geldi ..

Hoş geldi haliyle. E hava sıcak, yapılacak plan-program, aktivite çok olunca dolu dolu bir hafta sonu beni bekliyor.

Kısa özetlerle hafta sonu planlarıma geçeyim;

İlki, sunumumu yaptım asistan arkadaşlarımıza. Asistan Oryantasyon Programı içerisinde bulunan, aslen koordinatörümün sorumluluğu olarak geçen, ama kendisinin İspanya sahillerinde bir kongreye katılım için yurt dışında bulunması sebebiyle bana kalan “Hasta Güvenliği” ve “Akreditasyon” çalışmaları hakkında bilgilendirme sunumumu gönül rahatlığıyla tamamladım. Tıp bilgim süper düzeyde olmadığı için hekimlerle aşık atma durumum gerekirse ne yaparım diye düşünüyordum; ama birincisi beni çok zorlayan soruları olmadı o anlamda. İkinci olarak da bir sosyal bilimci olarak bu kadar tıbbi terimi başarıyla ve hakkıyla kullandığım için de tebrik edildim üstelik:)) Şımardım, itiraf ediyorum. Hekimlerle uğraşmak zor, mümkün olduğu kadar bulaşmamaya çalışıyorum:))

Ayrıca dün akşam, yıllardır kestirmeye bir türlü razı olamadığım, bu sebeple mısır püskülü formatında adlandırılan belime gelmiş uzun saçlarımı kestirdim!! Kat kat dediğimiz şekilde.. Hem de daha ileri gidip kahkül bile yaptırdım. Fena olmadı gibi. Tüm dost ve arkadaşlar yakıştığını söylüyorlar. Fönlü haliyle hayat güzel tabi, yarın spor sonrası alacağım duşun hemen ardından bu konuda ne hissettiğimi daha net açıklarım!

Biraz önce öğlen yemeğinden geldik. Natalie ve Lale ile beraber, haftanın bu son günü personel yemekhanesinde taze fasulye ve milföylü börek yemek yerine, Güniz sokakta bulunan NATURA Cafe’de, ağzımıza layık bir şeyler yedik. Tercih nedenimizin başında Natura’nın çok hoş sarmaşıklarla, güllerle, bilumum çiçeklerle bezenmiş, serin bahçesi olması geliyordu elbet.

Şimdi ofiste yine iş üzerinde olacağım. Hafta başı HACCP konulu bir eğitim düzenledim. Ardından da 3 gün boyunca hasta ve personele yemek çıkaran mutfağımızın HACCP İç Denetimi var. (Mutfağımız bu belgeye sahip ilk kamu kurumu!) Tüm bunlarla ilgili herşeyi gözden geçirmemiz gerek.

Sonra…. Güzel bir hafta sonuna başlangıç yapmak üzere doğru eve.

Akşam Simla’cım ile yemek yiyeceğiz. Simla, benim “ODTÜ Mezunlar Derneği Öğrenci Danışmanlığı Projesi” kapsamında katıldığım çalışmada danışmanı olduğum öğrencim. Sosyoloji 3. sınıfta, finalleri bugün bitiyor ve o İstanbul’a gitmeden önce son defa buluşup, yaz stajı ve programları konusunda konuşacağız.

Ardından da MR&MRS SMITH filmine gitmeyi planlıyorum. (Brad Pitt ve Angelina Jolie)

Cumartesi ve Pazar sabahları sporda geçiyor zaten. Yarın akşam üstü saat 4 sularından itibaren Lostar’ın terasında sevgili Selam’ın doğum günü kutlamasına başlayacakmışız. Muhtemelen gece orada biter.. Pazar’da malum evde bol gazete okumaca ve belki bir sinemaya gitmece ya da İncek civarlarında minderli bir bahçede yatmaca şeklinde geçecek:)) Bu arada bir zaman yaratıp, bir ufak işimi halletmem lazım. (Yine bir sunum için slayt hazırlamam gerek!!)

Hafta sonunuz çok keyifli, dolu dolu ve sevdiğiniz insanlarla beraber geçsin. Bu dünyada kaybetmekten en çok korktuğum şey; sevdiğim insanlardan ayrı, yapayalnız bir hayat geçirmek. Hafta sonu sevdiğiniz insanları telefonla da olsa arayın. Ben öyle yapacağım.. Söz, vallaha:))

Olmak İstediğim Yer?

Şu an saat 14:06. Ofisteyim ve yarın ilk defa karşılarına çıkacağım intern grubuna “Hasta Güvenliği ve Hekimlerin Sorumlulukları” ile ilgili bir sunum hazırlamaktayım.

Hava sıcak, ofiste klimaları bir açıyoruz, bir kapatıyoruz. (Hastalığa davetiye çıkarıyoruz bir taraftan yani!)

Bugünkü verdiğim eğitimin uzaması ve sıcaklardan dolayı yemek yeme isteğimin kaçmış olmasından sebep, aç karnına oturuyorum bu saat olmuş!

Radyo çalıyor masamın üzerinde, ama bir türlü bana hitap edemiyor; uğraşıyoruz , didiniyoruz ama nafile! Konsantre olmam lazım, bunun için de iyi bir müzik!

Zaten sigarayı bırakma eğilimindeyim, bahane yaratıp kafamı toplamak için dışarıda da tütemiyorum! (Ama dikkatinizi çekerim, azimliyim, kaçmıyorum dışarı sigara ayağına, konsantre olacam diye…)

Annemi de özledim üstüne üstlük.

Diyorum ki…

Ben şu anda başka bir yerde olsam. Işınlanmayı icat etmeyecekler ben yaşamaya devam ederken, ama olsun. Düşlerimize, yaratıcı gücümüze kim engel? Nerde olsam? Acaba nerde olsam???