Yazar arşivleri: dilayra

~August Rush~

Orchids

* Benim guzel orkidelerim. Bu yil 2. yillari:)*

Ağustos,

aynı gün içerisinde değişik hissiyatlar yaşatarak bana,

geldi oturdu dizimin dibine!

Yapıştı sanki hatta ayak bileğime.

“Bırakmam hayatta seni” der gibi!

Ve,

“Benimle enteresan ve bir dolu maceraya hazır mısın? der gibi!

Hatta,

“Çok sakin ve tutarlı bir hayat sürmekteydin, yok o kadar rahata alışkın değilsin sen, biraz harekete ne dersin?” der gibi. Falan.

Öncelikle, yine-yeniden, evden erkenden ayrılmaya karar veren sevgili kiracım için alkış rica edeyim!

Kiracı arıyorum.

Kiracıdan aldığı kiranın üzerine bir miktar daha ekleyerek kendi kirasını ödeyen bir kadınım sonuçta. Ve bilmem bahsetmiş miydim ama, birikimim falan da kalmadı geçen Kasım fırtınası sonrası! Ama inanılmaz bir şekilde metanetle, evimi en kısa sürede harika birine kiraya vereceğim hayali ile mütemadiyen evrene pozitif sinyaller gönderiyorum. Yalan değil. Hakikat bu:) Gerçekleşince “Dilara demişti be” dersiniz:)

Sevgili Selim geçtiğimiz hafta içi benden, yine eşlikçisi olmamı rica etti programında. Kırmak ne mümkün kendisini. Biraz da pıt pıt atan kalbimin sesinin arka plan efektinde “Tabi Selimcim, seve seve” dedim. Ve fakat hain Selim “Hafta içi öğlen saatlerinde müsait olduğum 3 günüm var” deyince ben, “Bir yerine iki gün program eşlikçimsin o halde” deyiverdi. Durum mu nedir? 03 ve 04 Ağustos Salı ve Çarşamba günleri saat 12:00-13:00 arasında, TRT Ankara Kent Radyosu, Bize Göre programı, FM 105.6 frekansında birlikte sohbet edeceğiz. İsteyen İnternet üzerinden şuraya tıklayarak dinleyebilir.

Orchids 1

Flas haberlerden sonra normal durum raporuna gecebiliriz sayin izleyiciler:)

Hafta sonu Ankara’da gordugumuz 39-40 derece vesilesiyle yapilacak tek bir sey vardi, Dilara kulunuz da onu yapti. Yani yatti!

Evet yattim tum hafta sonu. (1 saat tenis oynadim yalniz, sporumu yaptim, lutfen:) Bir arkadasimin odunc verdigi TV’im, henuz baglatmayi dusunmedigim Kablo TV ve Digiturk zama zingolarindan sebep seyredemedigim bir arac olunca yapilacak sey gidip surusuyle DVD almak oldu haliyle. Sanirim elimin altinda 20’den fazla film vardi. Onumde kuruyemislerim, arkamda bir suru taze meyve ile film izledim. Ay evet tabi ki vantilatorum de vardi kosede kocaman. Yoksa dayanmak ne mumkun!

“Sinemada seyredilmesi gereken filmler” listesine girebilecek Inception icin sinemaya gittim yalniz. Film hakkinda surusuyle yazilmis yorum var gerek imdb.com’da gerekse Eksi Sozluk’de. Dolayisiyla film hakkinda soylemek istedigim tek bir sey var: Fantastikti! O en sevdigim, 10 uzerinden 10 verdigim tek film olan The Prestige’in muazzam yonetmeni Christopher Nolan’in yeni filmi. Leonardo DiCaprio muthisti. The Aviator‘den beri yaptigi her filmle beraber inanilmayacak bir gelisme ve basari gosterdigini dusundugum aktor bu filmde de nefis bir oyunculuk ortaya koydu. Bir tek Shutter Island kaldi izlemedigim, o da sirada. Kadro, zaten oldukca basarili bir sekilde bir araya getirilmis hepsi de rolune tam oturan oyunculardan olusuyor. Bence kacirmayin. Birakin kim ne demis, ne yorumlar yapilmis. Konsantre olarak kendinizi filme verin ve sonuca bakin. Derim ben yani nacizane:)

Henuz yaz tatili yapmadim. 4 gunluk Bodrum olayini saymaz isek. Bu ay planliyorum, ama hala ne zaman olacak ve nereye gidecegim bilemiyorum. Ama Kasim ayinda 9 koca gunu icine sigdiran Kurban Bayrami icin cok guzel ve beni heyecanlandiran bir yurt disi seyahati hazir gibi:) Yapamasam da dert etmeyecegim bu yaz tatil. Zira her sey olacagina variyor eninde sonunda ve ben yasadigim her guzel sey icin kocaman tesekkur ediyorum evrene.

Bir bildigi vardir, yaniliyor muyum?

Hepinize guzellikler getirsin ama, dilediginiz, gonulden istediginiz her sey gercek olsun bu Agustos. Ve lutfen guzel enerjilerinizi bana da gonderin de su evim kiraci bulsun lutfen:) Zaten bu yili da cikarirsam saniyorum yeni bir ev satin alacagim kendisine veda edip..

Kismet:)

Öğreti

Martılar

“Sahip olduğun her şeyin kıymetini bil” dedi bana.

“Hiçbir şeye sahip değilim ki” dedim ben de cevaben.

~

“Sahip olmak” kelime dizisi olarak bile kötü duruyor.

Eğreti.

Yakışmıyor ağzımıza söylerken bile. Bir ufak tutam öfke, bir minik doz hırs, bir ölçek kendini beğenmişlik, yarım gram acı tat, yarım gram bağımlılık tozu içeriyor sanki. Yani ben ölçü verecek olsam anca bunları derdim herhalde!

Sahip olduğunu sandığın her şeyi kaybedebilme riskin yok mu hem?

“Yeni bir eve sahibim artık.”

*Pifff*

Bir deprem, bir sel, bir yangın, bir kötü bitmiş ipotek davası.. Artık senin olmaktan çıkmaz mı o ev?

“Harika bir eşe sahibim şimdi.”

*Pifff*

Bir ayrılık, bir ölüm, bir kayıp.. Bırakıp giderse seni zamansız bir şekilde..

“Bu, şu ve o ideallere,fikirlere, davranışlara sahibim ben mesela.”

*Pifff*

İnsanız.

Değişiyoruz her birimiz. Yalan mı? Bir zamanki bu idealler, şu fikirler ya da o davranışlardan eser kalmayabilmiyor mu sanki?

Sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi bir gün bırakabilir, kaybedebilir, hatırlamak bile istemeyebiliriz.

Uknowiamflying

~

“Hep bir şeylere sahip olmak değil mi derdimiz bu yaşamda?” dedi bana.

“Benim derdim iz bırakmaktır anca” dedim ben de cevaben.

~

Sahip olmaya değil, iz bırakmaya niyetliyim ben çünkü.

Sevdiğim, tanıdığım, hayatıma kattığım, hayatımdan çıkardığım, bir dokunup geçip gittiğim, öğretmenim olan, öğretmeni olduğum kimselerin yaşamlarında;

Uğraş verdiğim işlerde, kurmaya çalıştığım düzende, boyamaya niyetlendiğim sayfalarda, evimde, evinde, hayatta “iyi” izler bırakmaya niyetliyim ben.

İz bırakmak güzeldir.

Asıldır. Hatırlanandır. En yüce duyguları ortaya çıkarandır.

İncitmemek ve “iyi” izler bırakmak.

Bir de farkında olmak.

O da müthiş bir bilgelik, bir üst kademeye geçiş biletidir. Kolay kolay “olunmaz” yalnız, oraya varmak için bir sürü yaşanan şey olmalı, karşılaştırmalı hikaye görmeli insan, okumalı çokca, bazı sinirlerini aldırmış olmalı ve hayatı çok ciddiye alarak da kendini paralamamalı. Tecrübeyle alınacak bir bilettir o.

Ben birde bunlara değer katmayı eklemek istiyorum müsadenizle.

~

Hiçliğin sesini dinliyorum ya hani bir süredir.

Kendi iç dünyamda “arpacı kumrusu” şeklinde tabir edilen bir düşünce şekliyle değil de; aksine “hiçliğin sesiyle büyülenmiş” bir şekilde dinleniyorken ben içinde iz bırakmak, değer katmak ve farkında olmanın yer aldığı hayallerde mırıl mırıl gülümserken buluyorum kendimi.

Mırıl mırıl nasıl mı gülümsenir? Onu da yazarım bir ara:)

~Hiç~

Gözlerimi kapatıp derin düşüncelere daldığımı sanıyorlar. Yanılıyorlar.

Hiç bir şey düşünmüyorum.

Sadece gözlerimi kapatıyorum yavaşça. Oturduğum şezlongu iyice yatırıyorum geriye doğru. Neredeyse yatar pozisyonda. Çıt çıkmayan mahallemde, arada bir burnuma gelen mis kokulu kırmızı orman meyveli mumlarımın kokusu eşliğinde..

Dinliyorum.

Hiçliği.

..

Meğerse ne güzelmiş!

*İstanbul*

Bosphorous

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

“Uzundur uzak kalmanın acısını çıkartıyorum son zamanlarda senden Sevgili İstanbul. Zira oldukça sık seyahat ettim kucağına, bağrına:)

Sana her gelişim mutlulukla, heyecanla oldu. Son 2 aydır sanırım 4-5 defa buluştuk seninle. Seninle kucaklaştığımın ertesinde bir de araya şimdiye kadar hiç gitmediğim Bursa’yı bile sıkıştırmayı başardım. Hem de 2 defa!

Feribota bindim, yeni bir mekan keşfettim. Orada farklı bir hoşluk yaşıyorum her gittiğimde. Eğleniyorum çok. Yorucu, ama bir o kadar da keyifli oluyor bu seyahatlerim Bursa’ya senden sonra.

Hep sevdiğim, olmaktan memnuniyet duyduğum semtlerinde dolaştım yine içinde barındırdığın: Bebek sahilinde sabah yürüyüşleri yaptım. Ortaköy’de incik-boncuk pazarında dolaştım. Taksim’de Tünel’de keyfe keder rakı içtim, sohbetler ettim. Fazla bilmediğim Kadıköy’e bile gittim bu son defa mesela. Gümüşçülerde dolaştım, küpeler aldım kendime. Sonra Barlar Sokağında oturup midye tava eşliğinde 2 kocaman bardak buzz birayı hüplettim sıcak ve nemli akşam üstü saatlerinden birinde.

Little Manhattan

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

Vapura bindim:) Senin kucağına yolculuklarım hep bir vapur seyahatiyle pekişiyor Sevgili İstanbul. Nedendir bilinmez, çoğu İstanbullunun kafasını kaldırıp bakmadığı boğazda bir yakadan diğerine geçmek için sabırsızlıkla atıyorum kendimi bir vapur iskelesine. Martılar yine eşlikçim oluyor. Bense artık siluetini yavaş yavaş Manhattan’a benzetmeye başladığın yakaya doğru yarı hüzün yarı huzurla bakıyorum, dalıyorum.

En yakın dostumu ziyaret ettim sonunda yeni evinde, yeni hayatında:) Kendine yıllar sonra kurduğu küçük ve düzenli yuvasının ona beklediği, istediği, hak ettiği huzuru ve mutluluğu getirmesini diledim en içimden, en samimi hislerimle. Elleriyle hazırladığı leziz mi leziz irmik tatlısını -sıvı diyetinde olmama rağmen- yedim gitti vallahi azıcık suçluluk duygusuyla karışık:)

Mosque

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

Bilmem ki ne diyebilirim sana?

Hani belki de yıllar yıllar sonra.. Sen.. Ben.. “

Nereden Başlasam..

From Boat

**Dalış Teknemiz İssis’ten. Soldaki havlular bizim:) IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**

Geçtiğimiz hafta sonunu Bodrum’da geçirdim.

Sıcaktı.

Hem de çok sıcak!

Korunmama, bacaklarımı yedek havluyla örtmeme rağmen gölgede yandım. Sürüsüyle kırmızı beneklerim var şimdi sırtımda, bileklerimde, göğsümde.. Kuvvetle muhtemel kendileri kahverengi çillere dönüşecekler!

Etimi çakmakla yakıyormuş hissi veren güneş tenime her değdiğinde ne yapacağımı bilemedim, yanımdakinin arkasına, gölgesine saklandım. Olmadı, yetmedi!

Velhasıl ben gündüz pek hoşlanmadım Bodrum’dan. Buzz bira dışında bir şey yoktu güzel hanesine yazabileceğim.

Deniz güzeldi gerçi. Haksızlık etmeyelim. Mavi, temiz. 2 gün merkezden, 1 gün de Yelken Kulübünün plajından denize girdik. 1 gün teknede geçti, 2 koyda demirledik, dalış yaptık, yan gelip yattık. Özlemişim suyun altında olmayı. Komik fotolar ve bir video çekimi yanımıza kar kaldı:)

Bodrum Meyhaneler Sokagi

**Meyhaneler Sokağı. Nevizade gibi bir yer. IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**

Ama akşamları pek keyifti benim için. Şöyle ki:

İlk defa Meyhaneler Sokağına gittik. Arkadaşın Yerinde rakı-meze yaptık bir akşam. Yediklerimin tadı damağımda hala. O nasıl bir Fava idi? Muhteşemdi. Ortam da hoştu. Sevdim ben orayı ve daha önce niye hiç gitmedim diye de hayıflandım açıkçası!

Sonra da bir akşam Balık Halinin olduğu yere gittik. Yeni düzenlenmiş, yan yana bir sürü güzel meyhane var. Haldeki balıkçılardan balığınızı seçiyorsunuz, sonra oturuyorsunuz Eray’ın Yerine. Sizin için pişirip getiriyorlar. Yanına aldığınız sarımsaklı-domatesli roka salatası ve Yeşil Efe’de bonusunuz oluyor:) Uzundur tava balığı yememiştim, 1 kg.lık kızartma, üzerine 2 büyük ızgara balığı yedik 3 kişi. Ölüyorduk az kalsın! (Adları hatırımda değil, tanıdığım-bildiğim balıklardan değillerdi:)

Bir gece evde İnegöl köfte-pilav ve çoban salata hazırladım. Köfteler hazırdı tabi ki:) Balkonda, Bodrum’un güzel liman manzarasına karşı yedik, pek güzel oldu. Söylemeden geçemeyeceğim, bizi misafir eden arkadaşımızın evi ve bulunduğu mevki çok hoştu. Sabahları o güzel manzaraya uyanmak ne iyi geldi bilemezsiniz. Teşekkür ediyorum kendisine tekrardan:)

Dönüş zor oldu haliyle. Ankara’ya döndük ve ertesi akşam tekrardan İstanbul için yola çıktık! Son dönemde Kamil Koç ve ahalisi ile ahbap oldum diyebilirim. Aynı servis elemanı ve şoförle gittim geldim mesela şu sonuncu seyahatimde! Kamil Koç Rahat Hattı şiddetle tavsiye ediyorum. TV Ekranı önünüzde, içinde yabancı-yerli ve belgesel olmak kaydıyla sürüsüyle film. Oldukça seçenekli servis her an elinizin altında. Sanırım son dönemdeki tüm filmleri sadece otobüste izliyorum.

En son New Moon-Twilight ve Bride Wars seyrettim mesela. Sonra filmler bitti, Ankara’dayım!

İstanbul hikayesini ayrıca yazacağım. Şimdilik bu kadar olsun. Çok yorgunum ben!

Wall Art

**Meyhaneler Sokağından bir duvar. IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**