Yazar arşivleri: dilayra

ODTÜ Farkı: “ODTÜ Öğrencilerini Kazanma Projesi”

Geçen akşam Başak ve Sevgili evde yemek yiyorduk şarap-rakı-balık eşliğinde. Alkolun de getirdiği bir rahatlama ile gece yarısına yakın bir saatte sohbetimiz siyaset-politika-eğitim gibi -benim burada-ulu orta yerde çok fazla konuşmaktan haz etmediğim; ama Aslıcin‘in yazdıklarını öle bite bayıla okuduğum- konulara geldi.

Başlangıç noktamıza istinaden konuştuklarımızın, yaklaşık 1 hafta sonra gelen bu maille aslında başkalarının da derdi olduğunu, bu konuda “birileri keşke bir şeyler yapsa” derken biz, çoktan bir grup insanın kafa yorup bu konuya ilişkin proje ürettiğini bilmek beni çok mutlu etti. Türkiye’de daha önce -bu şekliyle- gerçekleştirilmediğini düşündüğüm bir projeyi buradan duyurmak istiyorum gururla. Mezunlar Derneğimizden geldi duyuru. ODTÜ’lü, dernek üyesi olmadığı için bu bilgiye ulaşamayan herkese duyurulur:

………….

“Bilindiği gibi üniversitemize her yıl ülkemizin çeşitli illerinden okumaya yaklaşık 3000 öğrencimiz gelmektedir. Bu öğrencilerimizin bir bölümü öğrenim süreleri boyunca maddi sıkıntıların yanı sıra bir büyük kente ve üniversiteye uyum sorunu yaşamakta ve bu süreçte burs, yurt ve benzeri vaatlerle cemaat ve benzeri oluşumların etkisine girmektedir.

Bu sorunu gören, fark eden ve çözmek isteyen ODTÜ Burs Ofisi, ODTÜ Mezunları Derneği ve Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği ile gönüllü öğretim üyeleri bir araya gelip çeşitli toplantılar yapmış ve bu yıldan itibaren hayata geçirmeyi planladıkları bir proje üzerinde çalışmışlardır.

Projenin hedefi, ODTÜ’yü, Anadolu’nun çeşitli illerinden kazanıp gelen ve genellikle maddi durumu yetersiz öğrencilerimizin Ankara’ya gelişlerinden itibaren sahip çıkılması ve desteklenmesidir.

Proje, ana hatları ile ODTÜ’yü kazanan öğrencilerin yönder kişi olarak tanımlayacağımız ODTÜ’lü öğretim görevlileri ve mezunları tarafından sahiplenilerek, üniversiteye kayıt zamanı otogar (AŞTİ) ya da tren garından karşılanması; üniversite yurtlarına yerleştirilmesi, Ankara’nın ve üniversitenin gezdirilmesi, tanıtılması, çeşitli kültürel/sanatsal etkinliklere katılımlarına destek verilmesi gibi etkinlikleri içermektedir.

Bu görevi üstlenebilecek olan Yönder kişilerin öğrenci kayıtlarının yapıldığı 28 Ağustos -3 Eylül 2008 tarihleri arasında öğrencileri karşılamak ve kalacakları yerlere yerleştirmek üzere Ankara’da olmaları gerekmektedir.

ODTÜ Burs Ofisi, ODTÜ Mezunları Derneği ve Orta Doğu Öğretim Elemanları Derneği, bu süreç boyunca bölümlerden ve mezunlarımız arasından Yönder kişileri ve bu desteği isteyen öğrencileri tespit edecek, mümkün olduğu kadar öğrencinin kazandığı bölüm ile yönder kişinin ilgili olduğu bolüme dikkat edilerek bu kişiler ile öğrencileri esleştirecek; karşılanacak öğrenci sayısına göre paylaştıracak; öğrencinin Ankara’ya gelişi ile ilgili bilgileri yönder kişilere iletecek ve öğrenciler ile iletişim kuracaktır. Ayrıca, ASTİ ve tren garında kayıt zamanı stantlar kurulması planlanmaktadır.

Başlangıç aşaması olarak kurulması hedeflenen öğrenci – öğretmen ya da öğrenci – mezun ilişkisi daha sonra da bölüm karşılama partileri ve zaman zaman organize edilebilecek bölüm piknikleri ile devam ettirilecek ve ilişkiler sürekli sıcak tutulacaktır.

Maddi yetersizlikten dolayı sosyal ve kültürel faaliyetlere katılamayan ve hatta hiçbir bilgisi olmayan öğrenciler için ücretsiz olarak tiyatro, bale, opera, sinema gibi kültürel etkinlikler için organizasyonlara toplu bilet ve ulaşım olanağı sağlanması projenin diğer bir hedefidir.

Proje ile ilgilenen değerli mezunlarımızın ODTÜ Mezunları Derneği’ne en geç 16 Haziran 2008 tarihine kadar e-posta (odtumd@odtumd.org.tr) ile başvurarak ad, soyad, bölüm ve iletişim bilgilerini ulaştırmalarını bekliyoruz.

Saygılarımızla,
ODTÜ Mezunları Derneği”

……………….

Kaplumbağalara Özeniş!

Leylek

Enteresan bir başlık oldu farkındayım. Bir kaplumbağanın, insanlar tarafından özenilecek nesi olabilir acep diye düşünmektesiniz değil mi? Hemen söyleyeyim: Çoğumuzun çocukluğumuzdan beridir bildiğimiz bir gerçek: Evlerini sırtlarında taşır bu namussuzlar! Yani taşınmak falan nedir bilmezler.

Kıyafet ve ve bilimum eşyalar arasından işe yarayacak olanları kolilere özenle yerleştirmek, kalanları çöp poşetlerinde kapı önüne bırakmak..

Kitapları ayırmak, 10 yıl önce bitirilen bölüme ait halen saklanan notlar, sınav ve ödev kağıtlarından kurtulmak..

Her alış-verişten sonra atmaya kıyılamayıp bir şekilde senelerce! biriktirilen kağıt ve naylon poşetleri binbir küfür eşliğinde çöpe yollamak..

Koli bantlamak, çöp poşeti düğümlemek, elde bez sonra gelecek olan için evi temizlemek..

Evet bu ve benzeri tüm eylemlerden bir haberdir bu kaplumbağalar. Sebep? Çünkü evleri sırtlarındadır. Nereye giderlerse sadece sırtlarındakini sırtlarlar:) Bizim için öyle mi ama??

Değilmiş. Tecrübeyle sabitledim ey ahali!

15 yıl önce 1 büyük valizle geldiğim mavi-kutumdan, 15 yıl içerisinde biriktirdiğim eşyaların bir kısmı, kitaplar, CD ve DVD’ler, kıyafetlerim, bilimum fotoğraf, şaraplığım (Onsuz olmuyor görüyorsunuz:), mumluklarım, ve dahi hatırlamaya değer güzel an'(ı)lar’ımla beraber ayrılmış bulunmaktayım.

Artik “yeni” yuvamdayim. Yeni bir yolculuga ciktim. Masmavi olmasini arzu ettigim bir yolculuga:) Hizli oluyor biraz farkindayim.. Ama tahmin edebileceginiz uzere ” I am so happy” diyoruz:) Gerisi bos!

Joy of Breakfast

Yeni yuvada guzel kahvaltilara devam.. Arkadaslari agarliyoruz sirasiyla.. Aysegul’um Sultan’im yukaridaki kahvaltinin misafiriydi mesela.. Hafta sonlari en sevdigimiz aktivite, gittikce rituelimsi bir boyut kazanmakta. Aman canim, sikayeti olan mi var? Boyle guzel sofradan kalkmak isteyen var mi? Olmuyor haliyle ve biz hafta sonlari sabahtan en az 2-3 saatimizi burada gecirmeye devam ediyoruz sohbetler, caylar-kahveler esliginde..

Joy of Breakfast 1

Hafta sonu Selcuk-Efes gezimiz guzel gecti. Sevgili atladi, ben Selcuk’u kesfe ciktim ilk gun. St. Jean Kilisesinin, kalesinin, muzesinin, Artemis Tapinagininin ve bilimum guzel seylerinin tadina vardim elde fotograf makinasi, tam “turist omer” modunda. Sonra otelde bulustuk ve super saglikli bir oglen yemegi yedik: Zeytinyagli barbunya, zeytinyagli borulce, yogurtlu semizotu ve coban salata esliginde biralari goturduk; e hava da sicakti, fazla secenegimiz yoktu:)

Aksamina yine Sirince yaptik. Bu defa hem fotograf makinasi yanimdaydi, hem arabamiz vardi. Dolayisiyla zeytinyagi ve sarap alis verisini hakkiyla yaptik gibi:) Ev yapimi kekikli zeytinyagi, Bogurtlen ve Seftali sarabi evimize misafir oldu. Seftali denendi, begenildi. Bana Belcika’da ictigim “Pecheresse” denen alkollu icecegi hatirlatti tad olarak. Gunbatiminda cok guzel gorunuyor Sirince.. Bir de gece modunda tripodsuz cekim yapabilsem!!

Village of Sirince

Yazacak cok sey, paylasmak istedigim cok fotograf var. Bu hafta Sex & The City‘e gidiyoruz kizlarla. Biraz ayakkabi ve birbirinden guzel kiyafetler esliginde kendimden geceyim diyorum. Malum, Sarah Jessica’nin ayagindakilerle ben ancak bacak bacak ustune atabilir ve dahi oturdugum koltuktan kalkamayabilirm:) Ama hayal kurmama kim engel?

* 450*

Garden From London

Bugün tam 450. defa bir şeyler yazıyorum JTB’ye:) Tam 450 defa bir şeyler anlatmış, bir şeylerden bahsetmişim. Bu işe giriştiğimde ucundan, bucağını hiç düşünmemiştim; varacağım, ulaşacağım noktayı. Şimdi bakıyorum da bir sürü güzel şeylerim olmuş yanıma kar kalan JTB sayesinde: Güzel arkadaşlıklar, buluşmalar, karşılıklı paylaşımlar, tecrübeler.. Alınan hayat dersleri, öğrenilen yeni “şey”ler.. Sevgili’m. (Onu da bir şekilde JTB’ye borçluyum diyebilirim:) Yaz mevsiminin ilk ayına 450. yazımla giriyoruz. Hayırlı uğurlu olsun:)

*

Bu aralar spordan doluyuz burnumuza kadar. Benim gibi spor manyağı bir kadına allah tuttu aynı kendisi gibi bir adam veriverdi:) Hafta sonları üşenmiyoruz, ki oldukça geç yatıyoruz bir gece öncesinden, sabahları saat 08:30’da elimizde raketler, full hazır bir biçimde kortlardaki yerimizi alıyoruz. Hatta bazen sabahları birkaç tur yürüyüş bile yapıyoruz öncesinde, ısınma babında:) Seanslarımızı 1 saatten 1,5 saate çıkardık. Bundan sonra hafta sonları 2’şer saatlik alacağız kortları. Tenis sonrası en keyifli şey duş üzerine süper bir hafta sonu kahvaltısı oluyor. Hafta sonu sabahları spor yapmanın sanıyorum ki en çok sonrasındaki kahvaltı düşüncesini seviyorum:)

*

Basketbola hastalık derecesinde tutkumu da biliyorsunuz artık. Ankara’da yaşayan bir basketbol sever olarak da Türk Telekom takımının fanatiğe 5 kalmış taraftarıyım aynı zamanda! Play off Final maçları başladığından beridir haftanın belli akşamları kilitlenmiş vaziyette TV karşısındayım. İlk iki maçı acı bir şekilde kaybedince Fenerbahçe Ülker’e karşı, 3. ve 4. maçları burnumdan soluyarak izledim resmen. Buradaki ilk maçı aldık, keyfime diyecek yoktu. Hatta zafer sarhoşluğu olayını abartıp, alkolden sebep sarhoşlukla karıştırarak gayet mutlu bir biçimde yatmıştım Cuma gecesi:) Pazar gecesi ise sinirimden çatlamış vaziyette, bir karış suratla gidip yattım saat 21:00 miydi neydi:( Oyuncularındaki istikrarsızlık, ribaund konusundaki basiretsizlikleri beni öldürüyor! Haluk hala çok iyi bir yönlendirici takımda, oyuna girdiğinde farkını ortaya koyuyor; lakin artık 3 sayı falan atamıyor:(

*

Grand Slam Turnuvalarının içinde toprak kortta oynanmasından sebep benim en favori turnuvam olma özelliğine sahip Roland Garros (Fransız Açık) başladı geçtiğimiz hafta. Evde olduğumuz zamanlarda, yemeğimizi Eurosport karşısında yiyoruz. (Bizim evde Eurosport ve DVD dışında hiçbir şey, evet, hiçbir şey izlenmiyor!) Tek erkekler karşılaşmalarında inanılmaz şeyler oluyor: Fransızlar “Allah allah” sesleri altında kortlarda seri başı oyuncuları birer birer deviriyor! Gael Monfils, ortaokul yıllarından beridir takip ettiğim tenis karşılaşmalarının içerisinde beni en çok şaşırtan bir maça imza attı geçenlerde, şaka gibiydi! Çeyrek finale de kaldı. Kim tutar be seni 1.93’lük Monfils!! (Sharapova elendi bu arada, gerçi maça yetişemedim ben.. Ama onu eleyen Safina bu yıl gayet formda görünüyordu zaten.)

*

Kew Garden

Spor hayatımızın merkezinde gibi görünmekle beraber, bahsetmeden geçemeyeceğim bir nokta daha var. O da akşam yemeklerimiz. Ben zaten ezelden yemek yapmayı seven, kendi çapında gayet başarılı bir kadındım. Yaptığım zaman yemeklerim beğenilirdi. Amma velakin oldukça uzun bir zamandan beridir akşamları yemek falan yapmayıp, salata, tost, peynir tabağı vs.. şeklinde beslenmekteydim yaklaşık 3-4 yıldır. Sevgili’m, yemek yapmak konusunda en az benim kadar başarılı:) Akşamları düzenli yemek konusunda ise benim aksime gayet istikrarlı! Hal böyle olunca son 2 aydır bir düzenli beslenme söz konusu. Bir akşam o yapıyor yemekleri, ben salata, sofra hazırlama işleriyle iştigal ediyorum; bir ben yemek yapıyorum, o devralıyor salata ve sofra bölümünü:) En keyifli kısmı ise mutfakta hazırlık aşaması. Yaklaşık yarım saat kırk beş dakika o mutfakta ikimiz beraber hem bir şeyler hazırlıyor, hem de sohbet ediyoruz çoğu zaman bir kadeh şarabı da eşlikçimiz yaparak:) Akşamları iple çeker oldum.

*

Hafta sonu yine bize Selçuk-Efes yolları göründü. Cuma akşamı gidip, Pazar gecesi dönecek şekilde- bu defa 1 gün daha kısa kalarak- aylık aktivitelerimizden birini daha gerçekleştireceğiz. Ayda bir defa bunu yapma kararı almıştık. Bu defa geçen seferden talimliyim, fotoğraf makinası alınmadan Şirince’ye gidilmeyecek! Yine Simetra Şarabı içilecek Artemis’in bahçesinde. Pamucak yerine başka bir yer daha söylemişti Sevgili, adını hatırlayamadım, oraya gideceğiz bu seferimizde. E zaten 2 öğleden sonramız var hepi topu.

Biliyorum bu aralar cok az yazabiliyorum:( Halbuki vaktim de var.. Fotograflar da var bir suru paylasmak istedigim.. Ama ne bileyim sanirim biraz havalar, biraz hayatimdaki yeni gelismeler, biraz da genel ruh durumum pek buna musade etmiyor. Olsun ama, siz beni anlayisla karsilarsiniz degil mi?

Size, hepinize super bir hafta sonu diliyorum her zamanki gibi:) Isleriniz yolunda, huzurunuz yerinde, aileniz-dostlariniz yakinlarinizda olsun:) Aldiginiz nefesin kiymetini bilin.

Sonunda Benim De Bir Şeylerimin Çalındığına Şahit Oldum!

Üzüldüm.. Bir miktarda Kızgınım sanırım!

Kendi hisleriymiş gibi bana ait satırları ÇALARAK bloğuna koyan kişi için hiçbir şey demiyorum. Kendisini ihbar etmek için Mynet üyesi olmakla vakit harcamak yerine burada ifşa etmek istedim!

Mynet üyesi olanınız varsa yapıversin allah rızası için.!

Güncelleme:

**Aşağıdaki yazıya tıklarsanız, o kişinin bloğuna ulaşabiliyordunuz! Fakat sanırım yazıyı da bloğunu da kaldırmış ortalıktan. Bu bitecek başkası gelecek. İnsanlar ÜRETMEKTEN, ortaya kendilerine ait bir şeyler koyabilmekten bu kadar aciz yetişiyor bu ülkede işte! Benim kızdığım taraf bu..

Ben ve benim gibi birçok arkadaşım en az 3 yıldır bu bloglara emek veriyoruz. DÜŞÜNÜYORUZ ne yazabiliriz, nasıl yazabiliriz, ne yazmalı, neyi vurgulamak istiyoruz diye. (“Teşekkür Ederim” adlı yazımda “En çok da aileme teşekkür ediyorum, beni genç yaşta olgunlaştırdıkları için” derken bunu 14 yaşında annesiz-babasız ortada kalmış bir genç kız olarak 20 yıldır yaşadıklarıma istinaden yazmıştım.) Sadece JTB’de gördüğünüz hale getirilmesi bir postun fotoğrafları ile birlikte en iyi ihtimalle 1-2 saatten fazla zaman alıyor ayrıca! Başka bir yerden kopyalayıp kendi düşünceleri, hayatı ya da fotoğrafları gibi yapıştırıvermekle olmamalı bu iş.

Size buradan seslenmek istiyorum bu tarz işler yapan arkadaşlar: LÜTFEN biraz emeğe saygılı olun. Esinlenebilirsiniz bunda kötü bir şey yok! Ama alıntıyı, altında aldığınız yerin adresi de olmak kaydıyla yayınlayın. Ve kendininiz de üretebileceğinizi unutmayın. Okumakla, daha fazla fikir ve düşünceleri, değişik tarzları okumakla ve araştırmakla sizde kendinizi geliştirebilirsiniz. Ama olduğunuz yerde saymayın lütfen, İLERLEYİN. Bunun için de BUGÜN kendi düşünceleriniz, fikirleriniz, size ait fotoğraflar, şiirler ya da ne bileyim herhangi bir paylaşımınızla BÜYÜMEYE başlayın!! Sizin bu yazdıklarınızın sahte olduğunu, size ait olmadığını bilmeden takdir eden anne-babanızın, arkadaşlarınızın karşısına da artık KENDİ CÜMLELERİNİZLE çıkın! ***

…Teşekkür Ederim…

Neyi Severim Bilir Misin?

Kew Garden

Yağmur yağdıktan sonra burnuma gelen mis gibi ıslak toprak kokusunu..

Çıplak ayaklarımla, üzerine sabah erkenden çiğ damlaları düşmüş yemyeşil çimenlerde yürümeyi..

Kek kalıbına boşaltılan hamurun kasede kalanını parmaklarımla sıyırmayı..

Buzz gibi hazırlanmış rakıdan aldığım ilk yudumun damağımda verdiği tadı..

Kızarmış ekmek kokuları eşliğinde sabaha uyanmayı..

Güneşi batırıken bir deniz kenarında, bir elde kadeh diğer elde “sevgili” eli ile mis gibi deniz kokusunu içime çekerek nefes almayı, vermeyi, almayı..

Anne kuşumu, babişkomu, bir numara ufaklığımı, iki numara ufaklığımı.. Hala ve son nefesime dek rahmetli tontonumu.. İçimdeki büyümeye hiçte niyeti olmayan “o” çocuğu..

Çılgınlar gibi dans etmeyi, kimseyi ve hiçbir şeyi umursamadan.. Saaatlerce, kendi kendime, evimde..

Çiçek koklamayı..

Mis gibi kokulu banyo şampuanları kullanmayı, mis gibi kokmayı..Mis gibi kalmayı..

Kendimi.. Her şeyimle, her şekilde, her durumda..

“İyi”ye olan bu güçlü inancımı.. Gelecek güzel günleri..

Denizin içinde olmayı.. Denizin üzerinde olmayı.. Denizle olmayı.. “Deniz” olmayı..

Birilerini gülümsetebilmeyi.. Ta gözlerinin içinden hemde..

Sallantılı küpeleri, egzantrik tasarımları, kocaman saatleri..

Özenle hazırlanmış sofralarda saatlerce kalmayı.. Lezzetli yemeklerin tadına varabilmeyi.. Yemek pişirmeyi..

Okuduğum kitaplardan defterime notlar almayı.. Sonra bir gün tam da ihtiyaç olduğunda onları uygun şekilde kullanabilmeyi..

Neden olduğunu bilmediğim bir şekilde Cumartesi günlerini.. Aylardan Mayıs’ı.. Eylül’ü..

Her şeye rağmen hayatımı..

Y a S i z ?