Yazar arşivleri: dilayra

Guzel Seyler..

~ Gecen haftalarda denedigim ve 2. sisesini an itibariyle tukettigim Sarafin Cabernet Sauvignon kirmizi sarabi:)

~ Isiklar marka Sutlu Yagsiz Gevrekler. Oyle boyle degil aliskanlik yapti resmen. Gule gule diet krakerler, nam-i diger ‘tahta’ olarak adlandirdigimiz diyet biskuviler!

~ Cuma gecesi sevgili arkadaslarla burada gerceklestirdigimiz “dogum gunu bahane, meyhane sahane” organizasyonumuz:)

~ Kocaman olmasi sebebiyle yanimiza alamadigimiz fotograf makinamizin eksikligine uzulmemize firsat vermeden birbirinden hos fotograflarimizi cekerek bize harika “basili” anilar armagan eden fotografcimiz:)

~ Dogum gunumde -tam da ihtiyacim oldugunu son gunlerde sikca dile getirmisken- hediye edilen harika siyah bir canta:)

~ Her dogum gunumde kendime hediye alma rituelini gerceklestirebilmek adina, yine GRI renkte aldigim orgu yelegim. Beyaz gomlekle super oldu!

~ Basketbol duskunu biri olarak Cumartesi ve Pazar gunlerini ekrana yapisik olarak gecirmem! Ozellikle Banvit-Efes Pilsen macinda hop oturup hop kalkmam.

~ Cumartesi gecesi can sikintimi gecirmek icin kutuphanenin basina gecmemle elime aldigim ve 3. defadir keyifle okudugum Buket Uzuner’in New York Seyir Defteri adli kitabi. Ilkin Amerika’ya gitmeden once almis ve bir solukta okumustum:)

~ Pazar brunch icin, gecen hafta bizim kizlarin kesfettigi ve bu hafta anneler, kardesler, arkadaslar olarak cumbur cemaat gittigimiz Park Cafe. Lozan Parkinin tam icinde yer alan cok hos, sicak, kucuk ve brunch acisindan oldukca yeterli ve makul fiyatli bir yer. Ankaralilara tavsiye ederim.

~ Haftaya katilacagim ilginc bir parti icin sapka tasarlama calismalarimin en nihayetinde, Tolu’cumun da onerileriyle, bir sonuca ulasabilmesiyle derin bir nefes almam:) Bu olay sebebiyle tasarimci arkadaslarimiza olan saygimin bir kat daha artmasi!

~ Algida’nin Magnum markali o zalim cikolatalari! Cikolata aramayan ben bile dayanamadim, dusunun artik!

~ JCI tarafindan akredite edilen ilk universite hastanesi oldugumuzu bize resmen bildiren o maili sonunda almamiz:)

Dilaram’a.. diye başlıyor..

“Evrene baktığımızda, insanlar hep değişme ve gelişme içindedirler. İnsanlık kendini yenilemekte ve yeni buluşlarla yaşam değişmektedir. Yeni buluşların bir çoğu yararımıza olduğu kadar, bir çoğuda insanlığın yok olmasınadır. Örneğin; kimyasal silahlar gibi.

Bizler yaşama bağlı olduğumuz için, insanlığın yararına olmayan herşeye karşı olmalıyız. Bunun için iyiyi, kötüyü bilmemiz lazım. Buda okumak ve hayat pratiği içinde kendimizi geliştirmek ve ufkumuzu genişletmekle olur.

Sana bu hususta güveniyorum. Hayatı iyi tanımak, üretime katılmakla olur. İnsan üretken olmalıdır. Üretimden uzak olanlar konumları ne olursa olsun kendilerini bir asalak olarak görürler. Bunu aklından sakın çıkarma.

Sevgiler, başarılar.”

Öğretmenin Bahri Gökçek.

~

Yıl:1984

Ahmet Hamdi Tanpınar İlkokulu’nda okuyorum. İlkokul öğretmenimi çok seviyorum, o da beni çok severdi sağolsun. O günlerde ilk “Hatıra Defteri” furyasına kapılanlardan biriydim ben de. Öğretmenime “O kalbim kadar temiz” ayırdığım sayfalara benim için bir şeyler yazmasını rica etmiştim. Yukarıdaki satırları yazmıştı masasında, çocuklar tenefüs bitiminde sıralarına yerleşene dek!

Geçen akşam çocuklara eski fotoğraflar göstermek için çekmecelerimi eşelerken buldum. Hatıra defterim yok, ama bu iki sayfayı koparıp bir zarfın içine koymayı akıl etmişim. Okuduğumda beni çok duygulandırdı. Zira neden durmadan hep kendime ve çevremdekilere “üretmenin dayanılmaz keyfini” ve “vazgeçilmezliğini” anlatıp durduğumu buluverdim! Neden “asalaklar”dan hiç haz etmediğimi de!

Benden, ilkokul 3. sınıftayken de ben umutluymuş öğretmenim:)

Eğer göçüp gittiysen -ki bu satırları yazdıktan sonraki dönem emekli olmuştun- mekanın cennet olsun öğretmenim. Ben seni hiç unutmadım. Tıpkı ilk göz ağrısı gibi..

30 ARTI 3 !!!

Diiayra

Yuh!!

Daha dun gibi aklimda, gozumun onunde 2000 yilinda kac yasinda olacagimi hesapladigim gunler: Saniyorum 13-14 yasindaydim. Cok irak, iraktan da ote hayal gibi gelirdi bana. Dile kolay, tam 26 yasinda olacaktim 2000 yilinda! Milenyum cagi ve 26 yasinda ben!

26 geldi, 7 sene daha gecti ve ben oldum 30 arti 3!

Bol keyif tadi, bol aci tuzu oldular bu hayatimin.

Ikisinden de vazgecmenin imkani yoktu. Bana ozdes o arguman burada sokmedi: “Ya hep ya hic” olani yani!

Biri bolca, oburu az oldular tabi arada; ama o zamanda denge bozuldu, tadindan yenmez oldu hayatim!

Kabullendim ben de, ve bu ikisi arasinda gidip gelerek, buyudum-olgunlastim-ogrendim-ben oldum!

Bana ait cizgimden,

hayata olan bagliligimdan,

her ne olursa olsun insanlarin icindeki iyi tarafi gormek icin caba sarf etme huyumdan,

dostlarimdan,

paylasmak azmimden,

samimiyetten,

ailemden,

guzel ciceklerden,

mis gibi kokular surunmekten,

gulumsemekten,

durustlukten-dogruluktan,

cilginliklarimdan,

kacislarimdan,

sevdigime karsi o derin hislerimden,

VAZ GEC-ME-YE-CE-GIM!!

Mutlu DogumGunu Bana!!!

Hani Derler Ya Biraz Ondan Biraz Bundan..

Bu cicekleri evime aldim, icimi aciyorlar baktikca.. Oldum olasi cicekleri sevmisimdir de, bir turlu sakida cicek yetistirmeyi ya da soldurmadan onlara bakabilmeyi becerememisimdir. Uzunca bir suredir cicekciden boyle demet halinde aliyor, sonra da o ufak cam vazodan evimde yarattiklari hakimiyete sasiriyorum! Eve gelipte cicekleri gordugumde yuzumde guller aciyor, gorduklerim ister papatya, ister kasimpati, ister lale olsun:)

Gectigimiz hafta icerisinde Antalya’dan kardesim ve esi bana konuk oldular. Onlarla beraber vakit geciriyoruz. Anitkabir’e, alis-verise, Turk Telekom’un macina gittik. Telekom Alpella’yi oldukca farkli yendi bu hafta. Gecen haftaki son saniye yedikleri basketle Antalya’ya tek sayi farkla yenildiklerinden midir nedir, hirsli gordum bu hafta takimi.. 30 sayiya yakin fark attilar.

Cocuklar evde olunca tabi, her aksam duzenli bir sekilde yemek yeniyor masaya oturulup. Bir taraftan iyi de oldu bana, zira haftada 3 gun spor yapmaya basladigim icin kurtlar gibi ac bir vaziyette aliyorum solugu evde! Tekrar cardio calismaya basladim. Vucudum hastaliktan iyice birakmisti kendini ve hareketsiz kalmistim uzunca bir muddet, simdi toparlanmasina duzenli aktivite ile yardimci olmak gerek. Tabi ben spor konusunda asiri hirsli oldugumdan sebep, kisaca buna literaturde “vur deyince olduruyorum”da denebilir, Cumartesi sabahi 2.5 saatlik bir seansdan cikinca eve yurumekten vazgecip kendimi dolmusa zor attim:) Gayet duzenli gidiyor simdilik, Lalecim de yan cizmezse beraber oldukca keyifli bir kis sezonu gecirecege benziyoruz.

Bu hafta dogdugum gunden sebep bir kutlama yapmamiz gerekecek her sene oldugu uzere:) Ne zaman kutlamaktan vaz gececegim bilemiyorum. 25 yasimdan sonra ne dogdugum gun kutlamasi ne de yilbasi eskisi kadar keyif vermemeye basladi. Eskiden neden kadinlarin yasi soruldugunda her zaman “30” dediklerini ve 30’dan sonra hic yaslanmadiklarini simdi gayet iyi anliyorum:) Halbuki aslen “kadin” olmaya, fiziksel olarak daha “kadin” gorunmeye ve dusunsel olarak daha “kadin” hissetmeye yine bu yastan sonra basliyorsunuz! Tecrube ile sabit! Ama yine de ilginc bir ikilem bence.. Bu hafta sonu solugu bir meyhanede almamiz bekleniyor. Meyhane, eski basketbol oyuncularindan birine aitmis. Her hafta davet edile edile bir hal olmustuk, dogdugum gun kutlamasi bahane oldu iste mekani gormeye. Yalniz bana gelen duyumlarda Fatih Urek’in “Hadi hadi” parcasini bilip bilmedigimiz sorulmus Tolu’ya. En cok istek alan ve neredeyse gece boyunca sahneye cikan 2 grubun en az 3’er defa seslendirdigi, yetmiyormus gibi musterilerden de eslik etmelerini istedikleri bir numarali parcaymis Meyhane’de..  Yandik ki ne yandik! Arkadaslarim “Olsun ya, cok eglenecegiz bak, dalgamizi geceriz biz de” diyorlar, ama bir taraftan da benden ciddi ciddi sikirtili bir sal-fular falan takmami istediler o gece. Parca calinca muhtemelen boynumdan alip belime baglayacaklari icin midir acep diye kara kara dusunmekteyim. Izlenimlerimi yazarim bilhare gulme krizinden olmez; rezil oldugum icin kendime ev hapsi vermez isem!

Alisveris yaptik dedim ya, bu ara gri takintisi basladi bende. Zaten muhtelif tonlarda beyaz ve siyah cicilere sahipken, bir de orta renk cikti basimiza iyi oldu! Halbuki anne kusum benim yaslarimda rengarenk giyinmeye baslamisti yavastan. Cok merak ediyorum hayatimda uzerime giymisligim olmayan pembe ve ne bileyim sari renklerde bir seylerle insan icine cikacagim bir zaman gelebilecek mi? O zaman geldiginde ben kac yasinda olacagim? Bu renklerle nasil gorundugumu umursayacak miyim? Guzel mi gorunecegim, sapsal mi? Bu sorulara simdilik bir cevabim yok benim. Oldugunda nasilsa dayanamayip buraya yazacagim, cunku JTB, ben hayatta kaldigim surece buradan siz sevgili arkadaslara, bazi arkadaslarimin adlandirmasiyla siz sevgili “okurlara” canli yayin yapmaya devam edecek:)

Simdilerde tek derdimiz – Tanri baska dert vermesin, AMIN – Kurban Bayraminda ne yapacagimiz konusu. Klasik bir sorunsaldir bu bilenler bilir. Bilimum dini ve milli bayram ve yilbasi gunlerini sadece tatil yapmak ile es deger goren belli bir kesime mensup insanlardan biriyim ben de. Keza cevremdeki arkadas ve dostlarim da oyleler. Malum Seker Bayrami evde ve dahi Ankara’da gecirildigi icin simdi kasinmalar bir miktar artmis vaziyette. Hal boyle olunca tum es-dost sohbetleri bir yerde gelip “Eee, ne yapiyoruz bayramda?” sorusuyla percinlenmekte! Verdigim cevap ise “Bilmiyorum” oluyor benim hala. Londra’ya niyet neye kismet olacak ben de heyecanla beklemekteyim acikcasi! Su omru hayatimda miles&miles kapsamindaki odul biletimle bir defa ilk Prag seyahatimi yapabildim. Miller birikiyor biriktikce de nedense ben bir seye karar verdigimde, bir onceki yazimda da bahsettigim uzere, onumuzdeki 33 ay bloke edilmis oluyor! Bakalim, umudumuzu kaybetmemek lazim degil mi? Ne demisler “Cikmayacak candan umit kesilmez”:)

Yagmurlu, ama guzel bir hafta beni bekliyor. (Hafta sonu 18 derece sicakligiyla beni cocuklara rezil etti bu arada bu Ankara havasi! “Aman kalin kazak, bot, atki, eldiven falan getirin donarsiniz mazallah” demistim de kendilerine..) Bu aralar is yerinde heyecanli bir bekleyis icerisindeyiz! Rektorluk secimleri var Hacettepe Universitesinde. Ve bu secim beni hem kisisel ve tabi bizi de departman olarak cok ciddi ilgilendirmekte. Ay sonunda Cumhurbaskani tarafindan atanmis olacak rektorle yeni bir doneme merhaba diyecegiz! Gonlumuz tabi ki bizim bu islerde hep yanimizda olan, her zaman bahsettigim o vizyon sahibi liderlerimizden birinin atanmasi. Lalecim ruyasini gormustu, dun de ben gordum. Ben biliyorum gerci atanacak olani. Ama yine de isim telaffuz etmek icin bekleyelim 1 hafta daha! Parmaklarimizi capraz yaptik haftaya oyle basladik:)

Siz de guzel baslayin. Her zaman diledigim uzere, superr bir hafta gecirin.. Icsellestirdigimiz ve inandigimiz surece hersey basimiza geliyor. O yuzden hadi sabah sabah, ya da gece gece (ne zaman okuyorsaniz bu satirlari) bu haftanizi gozunuzde canlandirin en guzelinden.. Demisti Dilara dersiniz:)

Donuse Istinaden..

“Uzgunum gidenler icin

Uzgunum bitenler icin

Sadece cok uzgunum, dargin degilim!”

Cok eskiden cok dargin bir kizdim ben. Hem uzgun, hem dargin. Kusme huyum vardi cok fena. Ama oyle boyle degil; hani “Dag daga kusmus dagin haberi olmamis” cinsinden. Her seyi, her sikintiyi, her ihaneti, her kirginligi, her hayal kirikligini kendi icimde yasardim. Onu buyutur buyutur kartopundan cig yaratirdim. Takdir edersiniz ki boyle bir kizin hayati hic de kolay olamadi. Kendimle kavga ettim senelerce, duvarlari yumrukladim, elde ne varsa kirdim parcaladim. En sik yaptigim sey de ter ter tepinmek olurdu. Boyle ayaklarimi yere vura vura, haykira haykira tepinirdim ben. Bu boyle yillarca surdu; o tepinen, dargin ve uzgun kiz buyudu kocaman bir kadin oldu:) Tepinmek sadece dans pistlerine ozgu bir aktivite, darilmaksa geride biraktigim, icsel olgunluguma eristigimde uzerimden siyirip portmantoya asiverdigim bir manto halini aldi. Uzulmek mi? O baki kaldi iste..

Uzgunum yine son zamanlarda. Ama -hamdolsun:)- bu uzgunluk durumlari vahim-somut bir olaydan vuku bulmadi. Cok hastalikli bir son ay gecirdim, sinuzitim kroniklesti, nefes darligi sebebiyle geceleri uyku uyuyamaz oldum. Oksuruk, sesimdeki bas tonlarin fazlaligi beni mahvetti. Derslere konsantre olamadim, programimin cok gerisinde kaldim gecen seneye kiyasla. Evimi degistirmek istiyordum, bu aylari planlamistim. Olmadi, olamiyor da bir sure. Genelimizin artik gunluk problemi ” mali durumlardaki hic ic acici olmayan vaziyet”ten sebep.. Isimde, daha dogrusu kariyerimde istedigim yere yaklasamadigim hissi vuku buldu birden bire. 10 yildir calisan, son 6 yildir da ayni kurumda oldukca basarili bir ekiple oldukca verimli islere imza atmama ragmen tatminsizlik boyumu asmaya basladi. Sadece kendimle kaldigim zamanlarda tum bunlar, duvardan duvara kitap dolu bir kutuphanenin yikilivermesi gibi uzerime devriliverdi; hemen hemen her gun! Altinda kalinca haliyle canim yandi cok, uzuldum. Ama -hamdolsun:)- hic biri ya da hic birsey icin kirginligim yok. Dun komsum bendeydi: “Tanri bizi siniyor Dilara, ama kaldiramayacagindan fazlasini vermiyor sana. Ve ne biliyor musun?” dedi. ” Hazir oldugunda her sey yoluna giriyor sen farkina varmadan. Bak bana, iste tam da boyle oldu” Komsum 47 yasinda!

:))

Ne bileyim, 9 gun sonra ” Happy Birthday Dilara” dediklerinde 33 yasina girecegim. 14 yil daha mi uzerime devrilen bir kutuphane dolusu kitap altinda mucadele edecegim yani. Her gun yikintilarin arasinda kalkip, ertesi gun yine mi altlarinda kalmaya devam edecegim? Bilmiyorum:) Dalga gecmeye calisiyorum, ama sanirim ” Bu guzel! havalar”in da etkisiyle bu surecte biraz yavas yol aliyorum son donemde. Yine de en onemlisi kroniklesmeyen, vehameti cok bir hastaliga sahip olmamam:)

Tabi tum bunlar olup biterken sosyal hayatimdan kopamamis olmam belki biraz olsun bana iyi geldi. Yeni arkadaslar edindim, onlari cok sevdim. Guzel ortamlari paylastik, gulecek ortak bir suru sey bulduk. Spora devam ettim mesela. Sabahin kor kokunde OR-AN’da, ormanin icinde oksijen avina ciktim. Uzerine -artik- vazgecilmezim nar+portakal suyu ictim, guzel kahvaltilar ettim. Bekri’nin meyhanesi’ni kesfettim. Balikcikoy’e rezervasyona gec kalip Burhan Amcamdan azar isittim:) Sushi denizinde boguldum eski dostumla beraber burada, allahtan sushileri tekne seklinde tabaklarda sunmuslardi da karaya cikmanin yolunu buldum. Guzel saraplar tattim, hastaligima ragmen rakimi yine az su bol buzla ictim:) Bir suru DVD, bir suru guzel album aldim; ruhuma ziyafet cektim hemen hemen her aksam. Onun da cani var degil mi ama? Evime guzel cicekler, kendime taba rengi bir cizme, buzdolabima 2 yeni magnet aldim. Saclarimi boyattim, tenis maci seyrettim, Sharapova‘nin servislerine bayildim. Sikinti ve alerjiden sebep sivilcelerimle mucadele ettim, ki ben ergenlik sivilcesi dahi cikarmamistim! Eski arkadaslarimi buldum malum yerden:) Anilara yolculuk, goz kenarlarimdaki kirisikliklara ekler yaptim. Tatil icin plan yaptim, miles&miles kontenjaninin onumuzdeki 33 ay boyunca dolu olmasindan sebep planimi -simdilik- rafa kaldirdim!

Dondum ama. Paylasmak icin, nefes alabilmek icin, enerji alabilmek; ihtiyac halinde verebilmek icin.. Hayatimdaki en onemli seyi kaybetmemek, ondan kopmamak icin, yazabildigimi kanitlayabilmek icin kendime.. Dondum ben:)

Sevgiyle gecirin her gununuzu. Sahip oldugumuz, elimizden her ne olursa olsun alinamayacak tek sey o zira: Sevmek! Uzulecegiz elbet, belki de hala dargin olanlariniz olacak. Hayat yeterince zor zaten. Sevgiye bir sey olmasin:)