Hayırlı Bir İş İçin Gidilen İngiltere Seyahati!

Bournemouth pier

Çok sevdiğim, benim için değerli, yıllar boyunca bir sürü iyi-kötü olayın üstesinden birlikte geldiğimiz, uzaklara da gitsek birbirimizden bir şekilde hiç kopamadığımız sevgili dostum Evren’in düğün törenine katılmak üzere İngiltere’ye gideceğimiz birkaç ay öncesinden belliydi! Yıllar önce şurada anlatmaya başlayıp, şuraya ve şuraya da taşıdığım ilk Londra seyahatimde de Evren’e misafir olmuştum belki hatırlarsınız (Bu tecrübeme ilişkin yazıları bağlantılardan okuyabilirsiniz).

Bu seyahatimizde önce Evren ve Mark’ın yaşadığı yer olan Southampton‘a, sonra düğünün gerçekleşeceği Winchester‘a gidecek; dönmeden önce de Londra‘da üç gece dört gün geçirerek seyahatimizi tamamlayacaktık. Londra sevgilimin yıllar boyunca defalarca gittiği, çok sevdiği, bu sebeple de avucunun içi gibi bildiği bir şehir olunca o son dört gün de tadından yenmez ve bol aksiyonlu geçti 🙂 Bir sürpriz de Evren’den geldi ve bir günümüzü de onun ve Mark’ın sayesinde Bournemouth‘da geçirdik. Bir haftaya bayağı yolculuk, mekan, koşturma, düğün, yeme-içme sığdırarak döndük anlayacağınız 🙂

Bournemouth-cabins

İngiltere’nin güneyinde yer alan Bournemouth, upuzun sahili, plajları; bizim göremediğimiz gece hayatı ile meşhur bir şehirmiş. Bizim gittiğimiz gün hava çok güzel, güneş ışıl ışıldı. Sahilde uzun yürüyüş yapıp güzel bir mekanda soluklanarak bir şeyler yedik içtik. Ben, geçen sefer denemediğim “fish&chips” olayına burada girdim. Burada dikkatimizi çeken şeylerin başında etrafta çok fazla yaşlı, hakikaten yaşlı ve engelli insanların varlığı oldu desem yalan olmaz. Elektrikli-tekerlekli sandalyeleri, bastonları, tutamakları ile sahilde gezinen, yürüyüş yapan, hatta el ele yaşlı çiftler gördük (O yaştaki bu dinçlik, bu azim beni çok etkiledi. Tanrı uzun ömür verirse bana ve ben de o yaşları görebilirsem, bu kadar dinç ve ayakta kalmak, yine hep dışarılarda olmak istiyorum). Bir de sahilde ister dönemsel, sezonluk; ister hafta sonu için kiralanan rengarenk kabinler çok hoştu. Tek bir gözden oluşan kabinlerin içerisinde iki şezlong, bir minik masa, ufak bir tezgah, elektrikli ısıtıcı ve ocak bulunuyormuş. İçerisinde kalması, yatması mümkün değil. Sadece kapısını açıp şezlong ve masayı dışarı çıkartıp ayaklarınızı uzatıp, kabinin önündeki alana minik veranda muamelesi yapıyorsunuz. Sahil boyunca görüntü çok güzeldi kabinlere ait.

Günü birlik Bournemouth gezintisi sonrasında Southampton‘a döndük. Çevreyi keşfe çıktığımız gün yağmurlu ve oldukça soğuk bir gündü. İngiltere vatandaşlarının olmazsa olmaz eşyaları şemsiyelerden bir tane de biz edindik (Ve biz Londra’dan dönene dek o şemsiyeyi hiç bırakmadık ne yazık ki)! Southampton, güney sahilinin en büyük liman şehri. Dolayısıyla oldukça büyük gemilere, cruiselara ev sahipliği yapan bir limanı var. Merkezde ise 800 yıllık tarihi “Bargate” kapısından geçerek “Old Town”a giriyorsunuz. Burada “Tudor House & Garden” görülesi bir mekan. Şehir zamanında Jane Austin’e, William Shakespeare’a ev sahipliği yapmış. Sokaklar, binalar hala eski dokusunu muhafaza ediyor bu bölgede. Sakin bir şehir. Oldukça işlek bir tren istasyonu var. İnsanlar burada yaşıyor ve bir buçuk saat uzaklıktaki Londra’daki işlerine trenle gidiyor mesela. Trenler konforlu.  Ulaşım, her Avrupa şehrinde olduğu üzere tıkır tıkır işliyor! Olur da bir şekilde yolunuz Southampton’a düşerse, bizim çok keyif aldığımız bir mekan olan Turtle Bay‘i not düşmek isterim buraya. Kendisi bir Karayipler restoranı 🙂 “Happy Hour” saatlerinde bir kokteyl ücretine iki tane içiyorsunuz. Denediğimiz tüm kokteylleri çok başarılı bulduk. Yemekler bol baharatlı ve benim çok sevdiğim üzere tatlı-ekşi soslu. Meyvelerle et yemeklerini bir arada sevdiğim için kesinlikle bana hitap etti diyebilirim.

Winchester streets

Cumartesi günü sabah erkenden bir taksiye atlayıp düğünün gerçekleşeceği tarihi şehir Winchester‘a on beş dakika içinde ulaştık. Winchester İngiltere’nin eski başkentiymiş ve savaş sırasında bombardıman görmemesinden sebep, tarihi dokusunu tastamam korumaktaymış. Düğün için seçilme nedenlerinin başında da bu geliyor. Daracık sokaklı, arnavut kaldırımlı, şipşirin bir yerdi Winchester. Avrupa’nın en büyük katedrallerinden birisi olan ve ünlü yazar Jane Austin’in de mezarını barındıran 900 yıllık “Winchester Katedrali” ise görülmeyi hak eden bir yapıydı. Ayrıca Kral Arthur’un şövalyeleri ile toplandığı meşhur “Yuvarlak Masa” da yine bu şehirde, “Great Hall”da bulunuyor.

Nikah saatine kadar var olan vaktimizde biraz gezinip, minik alışverişler yaparak gelinimizin yanına döndüğümüzde heyecanımız başladı. Birlikte giyindik, makyaj yaptık. Gelinimin giyinmesine yardım edip en son ayakkabılarını da giydirince inanılmaz duygu yoğun bir halde gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim 🙂 Gözlerim tüm tören boyunca hep ıslaktı, zira inanılmaz güzel bir yerde kıyılan nikahta birbirlerine ettikleri yeminler, arada arkadaşlarının okuduğu şiirler ve nikahı kıyan resmi görevlinin evlilik üzerine söylediği tüm sözler beni inanılmaz etkiledi:

“Birbirinizin yaşamı boyunca öncelikle en iyi arkadaşı olmalısınız. Evlilik, körü körüne birbirine bağlanmak değildir”

Winchester streets-01

Düğünün unutamayacağım güzel anlarından biri de dans ettiğimiz zamanlardı. Damadımız İskoç olunca, geleneksel “Ceilidh” (Kay lee) dansını yaklaşık iki saat boyunca icra ettik tüm konuklarla. Bu sayede ortamdaki tüm kadınlar ve erkekler birbirleriyle tanışma, hatta daha da ileri gidip el ele tutuşma ve “kızlı-erkekli” gülüp eğlenme fırsatı buldular! Yemek yerken masamızda fıkra gibi bir durum söz konusuydu ayrıca. İki Türk, İki İspanyol, bir İngiliz, bir Avustralyalı, bir Yeni Zelandalı ve bir Alman şeklinde 🙂 Bir defa daha gördük ki bize göre seyahat, yaşamın anlamı, hayata bakış, genel kültür, siyaset, görmüş-geçirmişlik, farkındalık gibi konularda karşılaştığımız yabancılar arasında yine efsane bir çiftiz 🙂 *Nazar değmesin lütfen, bir tahtaya vuruveriniz*

Düğün sonrası Pazar sabahı trene atladığımız gibi Londra’ya doğru yola çıktık. Kalan günlerimizde neler yaptık, benim için unutulmayacak anlar hangileriydi Londra’da isterseniz bir sonraki yazının konusu olsun.

*Tüm fotoğraflar telefonumla çekilmiştir. Ne yazık ki fotoğraf makinamız bizi ilk gün ilk pozda yolda bırakmıştır :(*

Hayırlı Bir İş İçin Gidilen İngiltere Seyahati!” hakkında bir yorum bulunuyor

  1. alpni

    Hoşgeldin ,
    Bu gibi yerlere yapılan turistik gezilerde en önemli avantaj gerçekten oraları bilen birinin rehberliği.Süper dolu dolu geçiyor ve ne yapacağını çok iyi kestirebiliyorsun.Bayram boyunca İnstagramdan paylaştığın fotoğraflarla bende Londra ve civarından istifade ettim.Gitmiş kadar oldum.Ayrıca fotoğrafları da çok beğendim.

    ***

    Farklı dinlere ait evlilik ve cenaze törenlerine aşina biri olarak hangi dine ait olursa olsun özellikle evlilik merasimleri mükemmel bir seyire sahne oluyor.Anlatırken gözümde canlandırabildim 🙂

    Güzel vakit geçirmişsiniz.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir