Bebek Balıkçısı’nda dostlarla keyifli bir akşam yemeğine.. Ortaköy Çaydanlık’ta ince belli ile içilen bir bardak taze çaya.. Sonrasında sahilde yapılan, ruhu ve bedeni başka bir boyuta taşımaya yarayan uzun yürüyüşlerimize.. Her ne halde olursa oldun İstiklal Caddesi’nde yürümeye.. Çiçek Pasajı’nda Şampiyon’da soluklanmaya.. Ara Cafe’de filtre kahve içmeye.. Markiz’in vitrinine Garfield misali yapışıp pastaları seyretmeye.. Gençlik hatıralarım arasında yer alan Mojo’da dans etmeye, Babylon’da canlı performans izlemeye, Andon’da kaybolmaya.. 110 yıllık Cumhuriyet Meyhanesi’ne ya da Yakup’a gidip demlenmeye.. Hala kaldıysa Nupera’dan İstanbul manzarasına bakınırken bir kadeh içmeye.. Her ne kadar anlamsız da bulunsa taşına toprağına, Boğaz’ına, eğlencesine, keyfine, sıkıntısına, trafiğine, oradaki dostlarıma biraz özlem mi var ne? İstanbul’umuz gelmiş bizim.. Ayşegül Sultan duydun mu?
*Yeni arkadaşımdan aldığım paket beni ne kadar mutlu etti, kelimelerle anlatamam. İçinde Wish List’imden Tori Amos Beekeeper albümü, 1 paket yasemin çayı ve şirin mi şirin şişe elbiselerim vardı. Teşekkür ederim Didem. You made my day perfect..

