Aylık Arşiv: Mart 2006

Özlem!

Bebek Balıkçısı’nda dostlarla keyifli bir akşam yemeğine.. Ortaköy Çaydanlık’ta ince belli ile içilen bir bardak taze çaya.. Sonrasında sahilde yapılan, ruhu ve bedeni başka bir boyuta taşımaya yarayan uzun yürüyüşlerimize.. Her ne halde olursa oldun İstiklal Caddesi’nde yürümeye.. Çiçek Pasajı’nda Şampiyon’da soluklanmaya.. Ara Cafe’de filtre kahve içmeye.. Markiz’in vitrinine Garfield misali yapışıp pastaları seyretmeye.. Gençlik hatıralarım arasında yer alan Mojo’da dans etmeye, Babylon’da canlı performans izlemeye, Andon’da kaybolmaya.. 110 yıllık Cumhuriyet Meyhanesi’ne ya da Yakup’a gidip demlenmeye.. Hala kaldıysa Nupera’dan İstanbul manzarasına bakınırken bir kadeh içmeye.. Her ne kadar anlamsız da bulunsa taşına toprağına, Boğaz’ına, eğlencesine, keyfine, sıkıntısına, trafiğine, oradaki dostlarıma biraz özlem mi var ne? İstanbul’umuz gelmiş bizim.. Ayşegül Sultan duydun mu?

*Yeni arkadaşımdan aldığım paket beni ne kadar mutlu etti, kelimelerle anlatamam. İçinde Wish List’imden Tori Amos Beekeeper albümü, 1 paket yasemin çayı ve şirin mi şirin şişe elbiselerim vardı. Teşekkür ederim Didem. You made my day perfect..

Deniz Kabukları Toplamak İstiyorum..

Gün henüz ağarırken uyanmak/Yüzümü bile yıkamadan kendimi çıplak ayaklarımla sahile atmak istiyorum/Çıplak ayaklarımı serin kum taneleri ile buluşturmak/Bir süre öylece güneşi doğurana kadar kalmak istiyorum/Ayaklarım kumlara gömülü/Gözlerim ufka dikili/Saçlarımı sabahın hafif serinliğinde dağıtmak/Gülümseyen gamzelerimle sabahı karşılamak istiyorum/Güneş doğmaya başlayınca sonsuzluk çizgisinden/Eğilip ayaklarımın altınaki serin taneli kumdan/Deniz kabukları toplamak istiyorum/Adını yazmak için dalgaların düzelttiği/Işıl ışıl parlayan kumsallara/Yazmak için aldığım hazzı/Duyduğum öfkeyi/İçimde yıllardır saklanmış olan tüm sesleri/Tüm duyguları/Sessizliğin sesi olsun diye deniz kabuklarım/Sahile yazmak istiyorum herşeyi ama herşeyi/Dalgalar gelip üzerinden geçsin diye/Islatsın serinletsin diye/Bazılarını alıp denizin derinliğine taşısın diye/Kendimi taşıtamam diye/Deniz kabukları toplamak istiyorum/Çocukluğumda yaptığım gibi koleksiyonuma katmak için değil/İfade edebilmek için bazı şeyleri/Ve artık taşımamak için bazı yükleri/Ellerimde deniz kabuklarım en sevdiğim sahilde öylece kalmak istiyorum/Ayaklarım serin kumlarda/Başımı kaldırmış gökyüzüne/Serinlikle dağılan saçlarımın kapattığı gamzelerimden yayılan gülümsemem ile..

Dilara (20 Mart 2006/06:38)

İşte.. Sonunda Oluyor Galiba..

Yıllardır, “Her genç kızın rüyası: Zetina Dikiş Makinası” misali sayıklayıp durduğum bir şey vardı “Ölmeden gerçekleştirilecekler” listemde: DANS ETMEYİ ÖĞRENMEK! Aslen kapı gıcırtısına bile kalkıp oynayan bir milletin evlatları olduğumuz için, tabi ki dans etmek bana da vız gelmekte. Evellallah fena değildim barlarda, cluplerde gençken pop müzik, rock müzik iyi hoplayıp zıplardım:)) İtiraf: Oryantalde o kadar başarılı değilim, kabul!

Ta üniversite zamanlarımdan beridir hayalimdir şöyle sevdiğin adamla tango yapmak, beraber cha cha, rumba takılmak, şöyle esivermek dans salonlarında rüzgar misali.. Olmadı, olamadı.. Beraber olduğumuz adamlar danstan benim hoşlandığım kadar hoşlanamadılar. E zorla hiç birşeyin yaptırılamayacağı da artık tecrübelerle sabit! Bıraktımdı ipin ucunu.. Ama sonra bir arkadaşımla tanışınca yine kanım kaynamaya başladı: Umut’cum tabi.. Uzun yıllar dans etmiş, yarışmalara katılmış.. Bir kaç defa bana öğretmek adına seanslar bile düzenletmiştim kendisine.. Millet bahçede mangal yakıp, et pişirmeye çalışırken biz salonda çoraplarla cha cha yapıyorduk..

İşte böyle uzadı bu hikaye, ben dans sevdamdan vaz geçecek gibi görünmüyorum; ama eşli yapılabilecek danslar için sevdiceklerimi ikna edemiyorum. O zaman tek bir alternatif kaldı: Çok mu istiyorsun Dilara, git tek başına öğren o halde.!! Öyle yapıyorum dostlar.. Bu akşam ilk dans dersime gidiyorum. Çok heyecanlıyım ve fakat. Ufak bir sorunum da yok değil tabi: Topuklu ayakkabı eksikliği. Ben şimdi biraz uzun bir hatunum… Sporcuyum… Günlük hayatta botlar-kargo pantolonlar-sneakerslar-eşofmanlar dolanırım… Bir-iki tane kötü gün ayakkabım var, ama hatun kişiler bilirler biz onlara Stilletto deriz; ince, uzun topuklu, pek açık saçık. Bknz: Yukarıdaki fotoğraf! Olmaz yani dans ederken.. Olmazı bırakın, üzerinde bir odayı baştan sona yürümemin mümkünatı yok. Bu tarz ayakkabılar daha çok ılık yaz akşamlarında yemeğe falan giderken giyiliyor tarafımdan zira; mümkünse araba ile gidip-döndüğümüz yemeklerde..

Sanırım bir fazla topuklu olmayan ayakkabı alınacak. Olsun bakalım, bugün burada ilk seansı atlatayım da bakarız hal çaresine.. Hadi dostlar öpüldünüz yanaklarınızdan güzel bir hafta sonuna uğurlanırken tarafımdan:)) (Ne cümle kurarmışım be:))

İlginç Marketing Taktiklerine Güzel Bir Örnek..!

Dün gece nette dolanıyorum, ödev bitti ya.! O da ne, tesadüf ettim bir sayfaya ve bayıldım gördüklerime.. Dili anlamadım tabi, ama Brezilya kelimesi bir yerde gözüme ilişti. Oralarda hangi dil konuşuluyor?

Fotoğraflara bakınca anlayacaksınız. Yer: Carrefour’daki kitap reyonları. Ve kitapların nasıl sunulduğuna bakın!

* Moby Dick kitabını balıklarla,

* Pamuk Prenses kitabını elmalarla,

* Dracula’yı sarımsakla,

* Karın Deşen Jack’i de kırmızı etle

İşte ben PAZARLAMA diye buna derim.. Bayıldım, bayıldım..! Allahaşkına almaz mısınız bu kitapları görseniz böyle reyonlarda?? (** Ben Moby Dick’e talibim**)

Beyin Kullanma Kılavuzu..

Dün üyesi olduğum mail gruplarından birine geldi; paylaşayım dedim:))

* Beyin, açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.

* Beyin, örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda, mesela “Atatürk benim yerimde olsa ne yapardı?” diye düşünün.

* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

* Zihinsel zevklerinizi geliştirmek için her gün güzel bir resme bakın, sevdiğiniz müziği gözü kapalı dinleyin, güzel bir şiir okuyun.

* Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek düşünce kalitesini arttırır. (PS: Kaliteci hatuna bundan iyi öneri mi olur:))

* İyi bir uyku kaliteli beynin temelidir.

* Farklı düşünce tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirmeye çalışın. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, onu geliştirmez.

* Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenize olduğu kadar dikkat edin.

* Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ila 80 bin arası düşünce geçer. (PS: Bir de bana sor!) Bu düşünceler ne hakında?

* Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkında bilgi ve inançlara göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda beynimiz de yanlış çalışır.

Bu yazı, Mümin Sekman‘ın hazırladığı “Beyninize İyi Bakın” adlı beyin kullanma kılavuzu!ndan alınmıştır:)) Bu arada bu hafta BEYİN HAFTASI imiş dostlar.. Kutlu olsun o halde..

**Yukarıdaki afiş, bu haftaya ait hazırlanmış bir afiş olup KİGEM’in sayfasından kullanılmıştır.**

Mümin Sekman’ın sayfasında Seçmeler kısmına özellikle göz atmanızı tavsiye ederim. İlginç ve hoş paylaşımlar var: Örneğin “Kanser riskini hayatınızdan nasıl çıkarırsınız?” ya da “Bir insan tek başına neler yapabilir ki?