52 Liste Projesi 17. Hafta Listesi

35. yaşımın çekimlerinden.. Sevgili Sevil Güçük çekmişti 🙂

Bu haftanın listesi hem bir miktar özel, hem de üzerinde düşünmesi çok da kolay olmayan bir konuya ait. Bu sebeple aşağıya, yorum olarak paylaşmak istemeyenleri anlayış ile karşılarım.

52 Liste Projesi

17. Hafta: Kişisel Gelişiminize Katkı Sağlayan, Geçmişte Yaşadığınız Zor Anların Listesi

Kişisel gelişimime katkı sağlayan, ama benim bunu anlamamın uzun yıllar sonrasına denk düştüğü ilk olay elbette annem ve babamın boşanması idi. Ben 14, kardeşim Cihan 10 yaşındaydık. O tarihe kadar annem ve babamın dünya üzerindeki en birbirini seven, aşık ve her konuda gayet iyi anlaşan bir çift olduğunu; ailemizin de olabilecek en özel ve sevgi dolu aile olduğunu düşünüyordum. Bu sebeple çok kısa bir sürede olup biten boşanma olayı bizi bir miktar sarstı önce. Düzenimiz tamamen değişti. Sonraki yıllar sürekli bir seçim yapmaya zorlanma, elbette yapılamayan o tüm seçimler için de hep iki arada bir derede kalmakla, suçlanmakla geçti:

Babam ile yaşadığım süre boyunca annemi göremeyecektim. Görürsem başım sürekli derde girecekti. Her gece ağlamamın kimseye bir faydası olmadığı gibi, kardeşimden de mütemadiyen azar işitecektim! Mezuniyetime ya annem ya babam gelebilecekti. Üniversite harcım ödenecekse yıl içerisideki okul gezisine gidemeyecektim. Evlenirsem ya annem ya babam yanımda olacaktı, vs.. Tek celsede 15 dakikada bitirilen bir evlilik 14’ümden beri yaşadığım her bir güne etki eder mi? ETTİ! Peki annem ve babam tüm bunları düşünerek mi bu kararı verdiler? Elbette HAYIR! Düşündükleri sadece kendileri idi. Neden bir çocuk sahibi olmadığım gerçeğinin temelinde yatan en basit sebeplerden birincisi budur.

Yazsam roman olacak hayat hikayemde iki paragraf olarak burada belirttiğim bu olay kişisel gelişimime elbette çok katkı yaptı, onu hiç inkar edemem. Ben küçükken daha şımarık bir kız çocuğuydum. Annem mutfakta yemek yaparken beni çağırırdı öğren, bir işin ucundan da sen tut diye hiç oralı olmazdım. Her akşam sofra kurulurken annemle kavga ederdik, çünkü nefret ederdim masaya tabakları, çatalları yerleştirmekten 🙂 Ne bileyim sonraki yaşamımda mutfağın en büyük terapi alanım olacağını ve orada olmaktan, yemek pişirmekten ve sofralar kurmaktan bu kadar keyif alacağımı 🙂

Yaş 35, Yolun Yarısı!

Babamın arkamda olmayı bırak çoğunlukla yanımda olmayı bile ihmal etmesi/tercih etmemesi/bu sayede –niye, onu da hiç bilmem– çoğunlukla beni cezalandırmayı seçmesi yüzünden kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın oldum hep (Bu klişe cümleyi de hiç sevmiyorum, ama başka nasıl ifade edeyim bilemedim). Üniversiteden mezun olduğumda bir sürü arkadaşım hala aileleri ile yaşarken ve tüm faturaları onlar tarafından ödenir, her işlerine, her “imdat“larına koşan bir ebeveynleri varken ben neredeyse 18 yaşından beri fatura ödemek, yemek yapmak, evi çekip çevirmek, taşan tuvaletlerde bileğine kadar pislik içine batarak temizlik yapmak gibi temel işlerde ustalaşmıştım 🙂

Fazla demogoji yapmak niyetinde değilim, ama şimdiki beni tanıyan arkadaş ve dostlarım, en yakınımda olmayı tercih eden, ebeveynlerim yerine bana sıkıca sarılmayı tercih eden o insanlar kişisel gelişim skalasında nerede olduğumu en doğru anlatırlar sanıyorum. Sonuçta ben kendimle gurur duyuyor muyum? KOCAMAN bir EVET!

İş hayatında zor anlar yaşamadım düşününce. Çalışmayı sadece para kazanmam gerektiği için sürdürmem gereken bir yükümlülük olarak gördüm hep. Bu sebeple para kazandığım sürece sevmediğim, tercih etmediğim işlerde de çalıştım. Ama çok mutlu olduğum, bana hiç yükümlülükmüş gibi gelmeyen işlerim de oldu. Üretmeye hep var oldum, ama “klasik anlamda çalışmak” benim hiç inandığım bir şey olmadı.

Ailecek boşanmamız ile sonuçlanan 14 yaşımdaki o zor tecrübe sonrası aklıma gelen ve kişisel gelişimime neredeyse on basamak falan atlattıran ikinci olay ise tam 35 yaşımda kendi ilişkimde yaşadığım ayrılıktı. Aslında ilişki ne çok özeldi ne de çok olağan dışıydı. Büyülü bir şey değildi yani. Adam dersen o da öyle. İyi niyetli, eğlenceli, genel anlamda iyi vakit geçirdiğim bir adamdı. Düşününce beni en çok yıpratan, sarsan, 52 kilolara dek düşüren şey ayrılığın gerçekleşme biçimi ve sırasında/sonrasında duyduğum, işittiğim acımasızca sözler, tavırlar, hikayelerdi sanırım. O son iki ay psikolojik ve fiziksel olarak beni eritti, bitirdi, dibe batırdı. Ayrılık sonrası babamın tavrı da iyice tuz-biber ekti ve ben 35. yaş günümde yolun yarısına tarif edemeyeceğim kadar büyük hayal kırıklıkları ve üzüntülerle girdim. Girdim girmesine de, sonra hayatım alt üst oldu derken benim kafa değişti; farkındalıklarım arttı, dualara, şükürlere sığındım, tüm uğraşımı kendime çevirdim. Daha iyi, daha algıları açık, daha yardımsever, daha çok kendi işine bakan, anı yaşayan, teflon tavaya bağlayan bir kadına evrildim. Teflon tava mı ne? Hiçbir şeyi tutmuyoruz içimizde, teflon tava gibi. Kızgınlık, üzüntü, dert-tasa vs. Üzerimizden kayıp gidiveriyor. Yüzde yüz başardım mı? Elbette hayır. Ama çok DEĞİŞTİM. Şimdiki ben’in şeker gibi, bal gibi olduğunu söyleyebilirim 🙂

Bir tane hayatım var. Bunun farkında başlıyorum her yeni güne. Kimse ile bir derdim yok, olmayacak da. İçimde tüm yaşadığım şeylere ilişkin şükran duygusundan başka bir şey yok. Belki birazcık kalp sızısı. O kadar!

52 Liste Projesi 17. Hafta Listesi” hakkında 11 yorum bulunuyor:

    1. dilayra Yazar

      gerçekten de öyle Müge..
      yaşadığımız olumlu-olumsuz her şeye şükür diyip, kollarımızı açarak kabullendiğimiz vakit yaşamın da, çevren de, sen de değişiyorsun..
      öperim, sarılırım..

      Cevapla
    1. dilayra Yazar

      teşekkürler Meltem..
      bazı insanlar hala burayı okuyup ne kadar toz pembe bir hayatın olmuş diyor ya.. işte nasıl okuyorlar, aynı yere mi bakıyoruz pek anlamıyorum çoğu zaman 🙂

      Cevapla
  1. Banu

    Canım, canının yandığı yerde güller açtıran güzel kadın ! Hayata sahici gülümsemen hep sana güzel şeyler getirsin 😘Ben listeleri yapmayı bıraktım ama hala takipteyim ❤️

    Cevapla
    1. dilayra Yazar

      banucum, öper sarılırım..
      gülümsemem baki kalsın son nefesime dek, amin 🙂

      Cevapla
  2. Sinem

    Ictenligine hayranim! Sessiz sedasiz da olsa yakindan takip ediyorum, severek okuyorum satirlarini hep..
    Kendi hayatima donup baktigimda ise bu tur donum noktalarim fazlaca var. Anka´yi hep mesnet alirim.. Her seyi deneyimleyerek yasayip ogrenmekten yana oldugum icin de, birinin yapma dedigini benim yaparak gormem lazim ki anlayayim sonucunu. O yuzden de deneyimlerimden ogrenmeyi, ´ders´degil ´not´cikarmayi da ogretiyorum kendime her gecen gun.
    Degismeye basladigimi hissettigim ilk ani cok net hatirliyorum ama. Hala cok ozeldir, cok biriciktir benim icin. Bir o kadar da basit ve yalin aslinda.. Ama kendimce bir aydinlanma yasadigim bir guzellikte 🙂 Buraya da birakayim birkac satirla..
    18 yasimda universite sinavina hazirlandigim senenin yorgunlugu ve stresi uzerime bir hayli cokmustu. Hareketsiz, yavan ve sorgularla dolu bir sene idi. Bir de stresten mutevellit kronik bas agrilarim ve dis gicirdatma problemim bas gostermisti. Bir arastirma hastanesinde bazi testler yapilacakti ve bunun icin gece hic uyumadan sabah hastaneye gidip yatmam gerekiyordu, uykumu inceleyeceklerdi. Tum geceyi ayakta gecirip bir hayli muzik dinleyip kitap okumustum. Sonra tam gundogumunda kasetcalarimdan “Nothing else matters” calmaya basladi. Guzel Izmirimin gundogumuna actim penceremi, yuzume vuran serin havayla birlikte iciime sindirdim sarkinin sozlerini.. O gun ilk defa gundogumunun muhtesem guzelligini, nefesimin kiymetini, gune uyanabiliyor olmanin ayricaligini, bu hayatin bana ait oldugunu, nasil dusunuyorsam nasil yasamak istiyorsam adimlarima sadece benim yon verebilecegimi, hep kendimi arayacagimi ve bunun pesinden kosacagimi ve ve daha bircok seyi “fark ettim”. Bir kivilcimdi belki sadece o an.. Ama hala o ana surekli donerim, bana baslangic zihniyeti gibi gelir o an. O gunden beri hep gundogumuna asigimdir, cok az sey verir onun verdigi huzuru bana. Nitekim sarki da oyle.. ‘Life is ours, we live it our way. All these words I don’t just say, and nothing else matters..’

    Sevgiyle,
    Sinem Kural

    Cevapla
    1. dilayra Yazar

      🙂
      Sevgili Sinem,

      çok, çok teşekkür ederim hem nazik sözlerine hem de büyük bir içtenlikle; bir zamanlar sadece sana ait olan o özel anı benimle ve buraya yolu düşenlerle paylaşmana…

      çok sevdiğim bir şarkıdır benim de Nothing Else Matters.. şimdiyse artık seni ve gün doğumlarını hatırlatacak bana..

      sevgilerimle,

      *umarım bir kahve imkanı yakalayacağız 2 hafta sonra*

      Cevapla
      1. Sinem

        Ben 24’unu coktan kaydettim, dort gozle bekliyorum! 🙂 Burada oldugun zaman icerisinde ne zaman musait olursan, senin planina gore ayarlayalim 🙂

        Sevgiler

        Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir