Yazar arşivleri: dilayra

MeMe The Cook-Next-Door

Zeynep‘e söz verdiğim üzere The Cook-Next-Door ile ilgili sorulara cevap veriyorum bugün:))

1. İlk mutfak maceran neydi, neler hatırlıyorsun?

Dürüst olmak gerekirse, 14 yaşıma kadar pek mutfak-yemek macerası hatırlamıyorum geçmişe ilişkin.. Mutfakla tek ilgim annemin zorlamaları sonucu akşam yemeği için sofrayı kurmak, homurdanarak da sofrayı kaldırmaktı! 14 yaşıma geldiğimde annem ve babam ayrıldılar ve biz (4 yaş küçük kardeşim ve ben) babam ile yaşamaya başladık. İlk defa ciddi olarak -yemek yapmak için-mutfağa o zaman girdim. İlk yaptığım-daha doğrusu yapamadığım- yemek “makarna” idi. Soğuk suya 1 paket makarna atıp, herşeyi berbat ettikten sonra ağlayarak annemi aramıştım telefonda.. O da bana işin doğrusunu anlatıp, o hafta “kara kaplı yemek kitabı”nı yollamıştı postayla:)) O günden sonra mutfaktan çıkamadım uzun bir süre:))

2. Yemek yapma stilini en çok etkileyen kimdi?

Çok uzun bir süre tabi ki annemdi.. Annem çok güzel yemekler yapan, bunları özenle sofraya taşıyan, süsleyen bir kadındı. Daha sonra çeşitli yemek dergileri ve programlarından çok faydalandım. 2 yıl boyunca “Sofra” Dergisinin abonesiydim. Emine Beder ve Ayşe Tüter’in tariflerini az yapmadım zamanında! Sonra sonra kendime ait bir tarz oluşturdum. Bir çok şeyi karıştırarak, deneyerek, tatlı tadları sebzelerle-etlerle kullanarak yemek yapmaya meraklıyım.

3. Yemeğe ve yemek dünyasına ilgini kanıtlayan bir resmin var mı? Bize göstermek ister misin?

Neredeyse tüm aktivitelerimiz yemek yemek üzerine kurulu olduğundan bu konuda çok zorlanacağımı sanmıyorum.. Önceki yazılarımdan birinde mangal başında bir fotoğrafımı koymuştum buraya:)) Genelde hazırladığım sofraları da fotoğraflıyorum.. Ama ne yazık ki şu anki bilgisayarımda kayıtlı bir tane bile bulamadım:((

4. Mutfakta kendisine karşı fobin olan birşey var mı? Yaparken avuçlarını terleten bir yemek mesela?

Genel olarak-yemeğe çok meraklı olmama rağmen- hamur işlerini pek beceremiyorum. Çok iyi bir fırınım olmasına rağmen halen şöyle güzelce, pofuduk kabarmış bir kek yapanilmiş değilim mesela.. Yumurtaları dışarıda bekletiyorum, şeker eriyene kadar çırpıyorum falan ama nafile.. Bir de eskiden et pişirme özürlüydüm, şimdi becerebiliyorum:)) Hamur açmayı hiç denemedim, seyretmesi bile beni yoruyor!

5. Mutfakta hangi yardımcını vazgeçilemez buluyorsun? Alıpta çok gereksiz bulduğun bir şey var mı mutfağında?

Bıçaklarım ve pişirmek için kullandığımız ocağımız olmasa hayat çok zor olurdu herhalde. Bir de her yemekle şarap içme alışkanlığım olduğu için tirbüşonumu da en gerekli ev aletim olarak nitelendiriyorum.. Alıpta kullanmayı beceremediğim tek ev aleti ise mikrodalga fırınım!

6. Birkaç garip ve komik yemek çeşidi söyle, senin çok sevdiğin ama senden başka kimsenin sevmeyeceğini düşündüğün.

Aslına bakarsak garip şeyler yaptığım çok oluyor, Türk damak tadına uygun olmayan; ama genelde tadan herkes pek bir memnun kalıyor. Bu sebeple bu soruya uygun bir cevap veremeyeceğim sanırım..

7. Hangi 3 malzemeden ve yemekten vazgeçemezsin?

Peynir,domates ve baharatlarımdan vazgeçemem herhalde.

8. En çok sevdiğin dondurma çeşidi?

Dondurma en sevdiğim tatlıdır benim. Yaz-kış hiç sıkılmadan yerim. Devamlı dondurma yediğim 2 ayrı yer var. Birinin mutlaka cevizli dondurmasını, diğerinin ise krokanlı dondurmasını tercih ederim.

9. Asla yemeği düşünmediğin bir şey?

Her zaman önce denemekten yana olduğum için, denediklerim arasında beğenmediğim birkaç şey var: Domuz eti (soğuk olarak yemiştim..iyyyyk), sebze olarak bamya, sakatat sevmeme rağmen kelle!

10. Özel bir yemeğin, spesiyalin var mı?

Herkesin, her biraraya gelişimiz öncesi sayıkladıkları pazılı-peynirli bir böreğim, karides güvecim ve “içinde bir ben yokum salata”sı aklıma ilk gelenler:))

11. Seni sobeleyen aşçı?

Zeynep. Ama ebeledi mi, sobeledi mi orası karışık biraz:))

12. Senin sobelediğin 3 aşçı?

Sevgili Hatice‘yi sobelerdim; ama sanırım birçok kişi tarafından sobelenmiştir.. Sonra da arkadaşım Bezen’i sobelerdim. Webloglarına eşi yazıyor, ama bir defalık Bezen’in hikayesini yazmasını rica edeceğim kendilerinden. (Tatilden döndüklerinde tabi:)) Bir de sanırım hala sobelenmediyse oldukça şaşıracağım Dilek’çe‘yi sobelerdim..

Güzel Bir Söz..

“Yesterday is a history, Tomorrow is a mystery, Today is a gift. That’s why we call it present“…

Kime ait olduğunu bilmiyorum, ama dün akşam bir yerde tesadüfen rastladım ve bilmeyen varsa paylaşmak istedim..

Bugün Cuma. Haftanın en sevilen günü:)) Hafta sonu için güzel şeyler yapılacak yine… Belki bunaltıcı sıcaklara rağmen güneşlenilecek, sonra havuzda serinlenilecek.. Belki sinemaya gidilecek, ya da pikniğe.. Brunch için arkadaşlarla buluşulacak, belki de Adalar’a bir vapur gezisi yapılacak.. (İstanbul’da olsam kaçırmazdım!) Ya bir arkadaşımızın doğum günü partisine, ya da bir yemeğe gidilecek.. Belki evde pijama partisi düzenlenecek. Ne yapılırsa yapılsın, hafta sonunuz güzel ve keyifli geçsin!

** Sevgili Zeynep.. Beni “ebelediğinde”, haklısın ben uzaklardaydım.. Hafta sonu, yukarıdakilerden birini ya da birkaçını yapmaya başlamadan önce mutlaka Cook-Next-Door ile ilgili yazıya cevap vereceğim:)) Bu arada Şeftali-Ye etkinliğine de tarifimi hazırladım, çok heyecanlıyım:))

İd.i.o.syn.cra.sy

…which means “a structural or behavioral characteristic peculiar to an individual or group” Türkçe meali; başkalarına tuhaf gelebilecek, ama sizin tarafınızdan benimsenmiş davranış özellikleriniz. Dün Stef‘in sayfasını okurken gördüm.. Bir arkadaşı onu “ebelemiş” bunun için.. O da başka arkadaşlarını “ebelemiş” kendisininkilerini yazdıktan sonra.. Okuyunca şöyle bir düşündüm benim var mıdır acaba diye… Sanırım birkaç tane var:))

1. Kitap satın almadan önce, mutlaka kapak sayfasını okurum.. Ama daha sonra rastgele çevirdiğim bir sayfayı sonuna kadar okur ve okuduklarımın o anki  hissettirdiklerine göre kitabı alırım..

2. Tatlı sosları çok severim. Et ve tavukla yemeğe bayılırım.

3. Hapşırığımı tutarım. Her ne kadar bunun sağlığıma oldukça zararlı olduğu söylense de, bu alışkanlığımdan bir türlü vaz geçemedim.!

4. Banyodayken şarkı söylemem:)) Ama İngilizce diyaloglar yaratarak kendi kendime konuşurum!

5. Takıntı yaptığım müzik CD’lerimi yerinden hiç çıkarmadan 1 ay dinleyebilirim.

6. Çok sevsem bile bir filmi 2. defa seyretmem! (Fight Clup ve Pretty Woman bu kategorinin dışındalar:))

7. Tanıştığım insanların burcunu sorma alışkanlığım var. Eve gider gitmez burçları hakkındaki karakter özelliklerini okurum. (%85 tutar!)

…..

Sanırtım ilk aklıma gelenler bunlardı! Eminin bu sayıyı arttırabilirim biraz daha düşünsem:)) Sizin var mı acaba id.i.o.syn.cra.sy’leriniz?? Bir düşünün bakalım.. Ben de bu konuda zeynep‘i sobeleyeceğim, ama zaten yoruma birşeyler yazar diye düşünüyorum:))) Bir de severek takip ettiğim blogların başında gelen Portakal Ağacı‘ndan Hatice var!

Güzel Bir Gün…

Sabahları uyanmakta, geceleri ise zamanında yatakta olmakta zorlanıyorum… Bu süreç biraz daha uzamaz inşallah, zira gün yetmiyor!

İşimin başındayım. Özlemişim çalışmayı. Çok yoğun olmamakla beraber yapacak bir şey her zaman vardır bildiğiniz üzere:) Yazın gelmesiyle beraber işlerim biraz durgunlaşır, ama aynı zamanda etrafta katılacak etkinlik sayısı da artar. Zaten özlemişim arkadaşlarımla olmayı, bildiğim yerlerde bir şeyler yapmayı.. Etkinlikler sayfalarına bir göz atayım dedim ne var ne yok diye.. Neler yok ki? Ama tabi İstanbul’da yaşamadığımız için çok severek takip ettiğimiz bazı etkinliklere katılmamız zor olacak gibi gözüküyor..

Mesela benim için önemli bir spor aktivitesi olan Formula 1 yarışları bu yıl ilk defa Türkiye’de de gerçekleşecek! (19-21 Ağustos tarihleri arasında) Bunun için yepyeni bir mekan yaratıldı İstanbul’da; yaklaşık 12.700 metrekarelik bir alana oturan ana tribün, 75.000 kişilik kapasiteye sahip portatif tribünler, 50.000 kişilik açık alan ve 5.000 kişilik VIP locaları ile 130.000 kişi aynı anda bu muhteşem yarışları seyredebilecek yerinde.! Yarışılacak pist ise 5.378 m uzunluğunda. Biletlere göz atmıştım aylar önce.. Biraz pahalı geldi bana haliyle.. Mutlaka izleyeceğim televizyondan, ama canlı canlı yerinde izlemek de fena olmazdı hani.

Rumeli Hisarı Konserleri de başlamış.. Bir defa bir konser izlemek kısmet olmadı bana orada.. Daha sonra televizyonda gösterilen tekrarları ile yetiniyorum:( Bu yıl da durum pek farklı olmayacak ne yazık ki!

Geçen yıl katıldığım Rock’n Coke Festivali’nde de bu yıl iyi gruplar var gibi gözüküyor. 3-4 Eylül 2005 tarihlerinde düzenlenecek konsere, üniversite yıllarında bayıla bayıla dinlediğim The Cure ve The Offspring grupları da katılıyormuş.. Ben o tarihlerde -artık gelenekselleşen- Kaş’ta yaz tatilimde olacağım için bu yıl kaçıracağım sanırım.

Bir de yine yazılı ve görsel basından takip edebildiğim Uluslararası İstanbul Bienali’nin bu yılki gerçekleşme tarihi yaklaşmış.. (16 Eylül-30 Ekim 2005) Dünyanın en önemli sanat etkinliklerinden biri olarak kabul edilen bienalin bu yıl 9. yapılacak. İstanbul’da olanlar kaçırmaz umarım!

Sinemalara da göz attım. Yeni birkaç film var, ama yorumlardan okuduklarıma göre pek de özellikli filmler yok! Ama Tout Pour Plaire (Eyvah, Yaş 35) filmini göreceğim sanırım:)) 2005 Fransız  yapımı filmde 35’lerinde 2’si evli 1’i bekar 3 arkadaşın hayatları anlatılıyormuş.. Eğlenceli gibi gözüktü bana.. Bir de çizgi film seyretmeyi seviyorum: Madagaskar‘ı da seyredeceğim.

Hafta sonu evimi temizlemekle ve sinemaya gitmekle geçecek gibi.. Tabi çok özlediğim arkadaşlarımla sabah kahvaltılarına da dahil olmayı umut ediyorum:) Pazar kahvaltısı keyfinin yerini hiç birşey tutmuyor. Bir de benim gibi haftanın diğer günleri kahvaltı etme alışkanlığınız yoksa!

Home Sweet Home..

..Dün döndüm, uzun bir yolculuk oldu: JFK’den 2 saat, İstanbul’dan 2,5 saat rötarla kalktık.! Ama evime, “mavi kutu”ma ulaştım pek bir mutlu oldum:) Evin her köşesini dolaştım, koltuklarımın her birinde keyif yaptım:) Biliyorum abartı geliyor ama.. Yok, yok vallaha değil.! Home Sweet Home diye boşuna dememişler..

Sabah aynı seremoni ofisime ulaştığımda da gerçekleşti. İş arkadaşlarımı, sevgilimi, Ayşegül Sultan’ı… Yakınımdaki herkesi pek bir özlemişim..

Bezen&Adil’e; bana 9 gün süresince cok iyi ev sahipliği yaptıkları, tüm barbekülerde kendilerine eşlik etmemi ve orada bulunan arkadaşları ile birarada keyifli ortamlarda olmamı sağladıkları için çok çok teşekkür ediyorum.

**Dün Rıza, çok hoşuma giden ve benim de dostlarıma (zor ve umutsuz gibi görünen zamanlarında) sıkça tekrarladığım bir sözü maille göndermiş bana, onu paylaşmak istiyorum haftanın -benim için- bu ilk gününde:

Mağlubiyet son derece motive edicidir. Dibe vuduğunuzda en tepeden başka gidecek yeriniz kalmaz.” Sang H. Kim