Cennet Bu Dünyadaymışçasına Yaşa!

sari-cicekler

Eski yazılarıma bakarım ara ara. O kadar uzun yıllardır yazınca, takribi on koca yıl yani, oku oku bitmez sayfalar dolusu hikayem, tecrübem, acım, sevincim de kayıtlara geçti elbet. Yaşamımı bir şekilde hem yazıya döküyor hem de bunu sizlerle paylaşıyor olmakla iyi mi ediyorum acaba diye sorduğum zamanlar çok oldu. Ya da bana soran, yaptığımın çok da “doğru” olmadığını savunanlar. Şimdi bakınca, okudukça tek tek her birini diyorum ki “İyi ki! İyi ki yazmışım.

Her ne kadar zaman içerisinde, özellikle evlenip İstanbul’a yerleşmemle birlikte yazı yazma sıklığımda bir azalma görünse de, ne olursa olsun burayı hayatta tutmak benim için çok önemli bir amaç. Yazmaktan en keyif aldığım şeyler elbet seyahatlerim oluyor. Onlara çok özeniyor, beni etkileyen her bir ayrıntıyı paylaşmaya özen gösteriyorum (Zaten bu sebeptendir ki yukarıda “Seyahatname” adında bir özel başlık oluşturdum).

İstanbul’a taşınmamla birlikte seyahat dışında neler yazmışım diye bakınca da bol bol “Olumlu düşünmek, şükretmek, mutlu olmak” üzerine yazılar yazdığımı görüyorum. Son on yıla bakınca buradan çalkantılı iş yaşamım ve yalnızlığımla bir dönem bol felsefe yapmışım 🙂 Sonrasında hayatıma giren insanlar olmuş ve onlarla birlikte mutluluklarımı; sonrasında ise kaçınılmaz üzüntülerimi, isyanlarımI anlatmışım. Kızmışım çok! Yaralanmışım. Evlendiğimden beri ne yazdığıma özellikle dönüp dönüp bir daha bakıyorum. Ankara ve oradaki yaşamıma koyduğum nokta ile birlikte daha önce hiç girmediğim kapılar açmışım kendime İstanbul’da. Bu açılan kapıların sebebi elbet evliliğim değil tek başına. Benim kendimle ilgili değişim kararım.

Ben 35 yaşında değişmeye karar verdim. Acılara, sıkıntılara isyanla değil tevekkülle bakmayı seçtim. Mutlu olmayı sürekli kılabilmek için kendimi her daim motive etmeyi seçtim. Fakat herkesi aynı oranda mutlu etmenin de mümkün olmadığını gördüm. Köşelerimi törpülemem, asla“larımdan kurtulmam gerektiğini kabul ettim. Başladığımız her günün yeterince zor olduğunu baştan kabul ederek onu gereksizce zorlaştırmamayı denemeyi seçtim. Dua ile tanıştım 🙂 Ayıplamayın beni, geç olsun güç olmasın demişler!

Son yıllarda hayatıma giren yeni, değer verdiğim insanlara, geçmişimden elenip hala yanımda olmayı seçen bir avuç eski arkadaşıma, artık “kız kardeşlerim” diye adlandırdığım üç çok özel dostuma, sevgili kocama, minnak evime, o evimdeki kendime bakıyorum da “İyi ki” diyorum, “İyi ki bol felsefe yapmışım zamanında, işimden memnunsuz olmuşum, asla demişim, kalbim kırılmış, hatalar yapmışım göz göre göre, bağırmışım, ağlamışım, kavga etmişim.” Onlarsız şimdiki beni yaratamayacakmışım zira. Ben kendimden çok memnunum. Umuyorum çevremdekiler de benden memnundur. Elbet öğrenmenin, gelişmenin sonu yok. Kendimle memnunum diyerek yeni tecrübelere gözlerimi kapattığımı da sanmayın 🙂

Böyle işte, masanın başına oturunca ne yazsam acaba diye bir müddet ekrana baktım, sonra da kafamı kaldırdım sol tarafımdaki ilham panoma. Üzerinde sevdiklerimle fotoğraflarım, hayatımda yer etmiş şehirler, ilham aldığım sözler, minik hatıralar var. Oradaki, Audrey Hepburn‘ün diye bildiğimiz bir sözünün son cümlesi yazdırdı bu yazıyı bana aslında:

Live, as though heaven is on earth.

Cennet bu dünyadaymışcasına YAŞA!

Ben son beş yıldır cennet bu dünyadaymışçasına yaşıyorum. Bunu öğrenmem 35 yıl aldı! Hepinize de en kısa zamanda kısmet olmasını dilerim 🙂

Cennet Bu Dünyadaymışçasına Yaşa!” hakkında 2 yorum bulunuyor:

  1. Tuba

    35 yaşıma birkaç ay kala, aynı düşüncelerin arifesindeyim. Yazılarınızı yıllardır düzenli okuyor, instagram’dan da sizi takip ediyorum. Şimdiye kadar hiç yorum yazmamıştım ancak bu kadar güzel yazılar yazan birine artık teşekkür etmem gerektiğini düşündüm 🙂 Her gün sayfanıza bakıp heyecanla yeni yazılarınızı bekliyorum. Daha sık yazmalısınız 🙂 Sevgiler…

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir