Dilara’nın Amsterdam Önerileri II

foodhallenentrance-fh

İlkini şurada paylaştığım Amsterdam’ın bence “en”leri adlı yazı dizisinin geldik ikinci ve sonuncusuna (Bir süredir hem nezle hem de alerjilerimle boğuştuğum için iki yazının arası bu kadar açıldı, hani heyecan içerisinde bekleyeniniz vardıysa diye, özür dilerim).

!!! Amsterdam’da “mutlaka” bu enteresan mekana uğrayın.

* FoodHallen (Foursquare puanı:8.6)

Uzun yıllar boyunca emekliye ayrılan tramvaylara ve çevresindeki eskimiş, dökülen binalara yataklık eden kocaman bir alan düşünün. Geçtiğimiz Temmuz ayı, bu alan tramvay mezarlığından inanılmaz keyifli ve canlı bir yaşam alanına dönüştürülerek açılışı yapılmış. Eski binalar onarılarak otel, sinema, kütüphane ve kocaman bir kısmı da örneklerine Londra (Borough Market), New York City (Chelsea Market) ve Madrid’de (Mercado San Miguel) rastladığım bir yeme-içme-sosyalleşme merkezine dönüştürülerek adına da FoodHallen denmiş. Haftanın yedi günü açık bu mekanda birbirinden farklı tatlara ve mutfaklara ev sahipliğini yapan yan yana bir sürü mini dükkan var. İster Vietnam mutfağı, ister Fransız, isterseniz sağlıklı-temiz yiyecekler, dilerseniz hamburger ve tost.

foodhallen-fh

Ortada kocaman iki barı da olan mekandaki bu barlardan biri, işte benim gibi cin tonik meraklıları için kaçırılmaması gereken bir yer: G&T’s. Sadece cin tonik yapan bir bar! Benim denediğim “Lemongras” ve sevgili kocamın denediği, lychee meyveli ve greyfurtlu “Bulldog” ikimiz tarafından da oldukça lezzetli bulundu 🙂

Mekanın ortasında kalan alan hem ayaklı uzun masalara ayrılmış, hem de normal yuvarlak masalara. Yiyecek ve içeceklerinizi ilgili dükkanlardan alıp, bu masalara kurularak afiyetle yiyorsunuz. Kalabalık ise eğer ortalık masanızı başka insanlarla da paylaşıyorsunuz elbet. Sosyalleşmek, yerel halk ile konuşmak için harika bir fırsat!

fh-burger-pork-shoulder

İki gün uğradığımız bu mekanda biz denediklerimizi oldukça beğendik. İkimiz de farklı bir şeyler alıp porsiyonumuzu iki parçaya böldürerek bir sürü şey denemiş olduk. Gökhan’ın kıymetlisi De Butcher‘da içi sulu, leziz köftelerle hamburger olurken benim bayıldığım lezzet The Rough Kitchen‘da saatler boyu pişmiş, özel bir sos ile sunulan”pork shoulder” oldu. İkimizin de ortalama bulduğu Caulils‘in peynirli tostları ise denenebilir. Friska ise temiz beslenmeden şaşmam diyenleri kollarını açmış bekliyor 😉

Müzeler bölgesi veya Vondel Park civarına gideceğiniz günün ucuna eklemeniz tavsiye olunur.

!!! Amsterdam’da “mutlaka” bu mekanda bir brunch yapın.

* Bakers&Roasters (Foursquare puanı:9.2)

Açık ara, uzunca bir süredir Hollandez sosu tam kıvamında, bu kadar leziz bir Eggs Royal yememiştim sayın okuyucu (Buna o Londra’da Eggs Benedict’i pek bir övülen Breakfast Clup da dahil).  Hele yanına da tadı-tuzu-acısı-aroması, her şeyi ile enfes diyebileceğim bir Bloody Mary içtim ya, bu mekanda brunch yapmak ayrıcalıktır diyebilirim gönül rahatlığı ile! Bakers&Roasters bir Yeni Zelanda kafesi aslında. Brunchları ile ünlü ama tertemiz ve pırıl pırıl, insanın içini açan dekora sahip bu aydınlık mekandaki açık mutfakta sadece brunch için bir şeyler hazırlanmıyor. Çok güzel sandviçler, lezzetli salatalar, meyveli granolalar yemeniz; Yeni Zelanda şarapları denemeniz ve lezzetli kahveler de içebilmeniz mümkün.

brunch-br

Biz, Heineken Experince yapmayı planladığımız gün gidip burada güzelce karnımızı doyurduk. İki lokasyon da birbirine yürüyerek beş dakika! Genellikle yerel halk tarafından sevilen ve tercih edilen bu mekanda uzun kuyruklar olduğunu okumuştum her yerde. Bizim şansımıza, saat 13.30 gibi gittiğimizde rahatça masa bularak oturduk.

Böylece yeme-içme faslı önerilerime burada son vermiş oluyorum. Şimdi gelelim severek yaptığımız ve “mutlaka sizler de yapın” diye önermek istediğim sosyal ve kültürel aktivitelere.

!!! Dünyanın en büyük bira üreticilerinden birine ait bu pazarlama ve reklam dehasına şahit olmak için Amsterdam’da “mutlaka” bu tecrübeyi deneyimlemeden dönmeyin.

* Heineken Experience (Foursquare puanı:9.2)

Sosyalleşirken tercihini biradan yana kullanan ve bira konusunda bir derya deniz olan sevgili kocam, “Amsterdam eşittir Heineken marka bira“dan hareketle bu deneyimi tamamlamadan dönmek istemedi haliyle. Bu deneyimin gerçekleştirildiği alan Heineken‘in neredeyse yüz yıl boyunca biralarının üretildiği, sonrasında da ziyaretçilerine muazzam bir interaktif tecrübe yaşatmak için dönüştürdüğü eski bir fabrika.

heineken-experience

heineken

Giriş ücretine tur sırasında iki ücretsiz bira, eğlenceli bir sürü deneyim, bir ufak hediye ve hızlandırılmış Amsterdam Kanal Turu da dahil üstelik. Tabi ki bunların yanı sıra Heineken ailesinin tarihini, biranın yapım aşamalarını, yapıldığı ve şişelendiği alanları, sponsorluklarını ve dahi bir sürü şeyi de görmüş, öğrenmiş oluyorsunuz.

!!!Amsterdam’da “mutlaka” bu iki müze için en az birer yarım gününüzü ayırın.

* Van Gogh Museum (Foursquare puanı:9.2)

Dünyanın en geniş Van Gogh koleksiyonuna sahip olan bu müze, aslında ünlenmiş ve bilinen bir sürü değerli resmini biliyor olmama rağmen ressamın kendisiyle ilgili ne kadar da az şey biliyor olduğumu gösterdi bana. 27 yaşında ressam olmaya karar veren bu adamın çocukluğu, arkadaşları ile ilişkileri, yalnızlığı, hayal kırıklıkları, psikolojik sıkıntıları, yazdığı mektupları, seyahatleri, 37 yaşında ölümüne ait tüm ayrıntıları ve tabi ki tüm özel resimlerini görebileceğiniz bu müze dört katlı kocaman bir yer.

2015 yılının ayrıca Van Gogh’un ölümünün 125. yılı olması ve bu yılın “Van Gogh Yılı” ilan edilmesi sebebiyle bu müzenin ziyareti daha da anlamlı kanımca.

rijksmuseum-front

* Rijksmuseum (Foursquare puanı:9.4)

Hollanda Ulusal Müzesi Rijks‘ın benim için öncelikli anlamı eşittir Rembrandt‘ın o muazzam “The Night Watch” (Gece Devriyesi) isimli eseridir. Rembrandt’ın en büyük boyutta (379.5cm × w 453.5cm × w 337kg) ve en ünlü eserini gördüğümüzde Gökhan’ın da benim de soluğumuz kesildi resmen. Kocaman bir salonda bir duvarın tamamını kaplayan bu resmin önündeki kalabalığı da tahmin edersiniz haliyle. Resmin karşısına geçip de tek tek tüm ayrıntılarını incelediğim an, onu görene kadar ki vermiş olduğumuz mücadele ve uzun yola değdiğini hissettirdi bana. İyi ki de gitmiş, görmüşüz 🙂

Dile kolay 200.000’in üzerinde eserin bulunduğu, çok büyük bir müze burası. Bize dört saat yetmedi, alt katı göremedik mesela. Ayaklarımıza kara sular indi her katı dolaşmaktan. En önemli ve yıldız kategorisinde olan eserleri görmeye çalıştık bir de. Bir önemli notum olacak buraya ilişkin: 5 Euro ücret ödeyip “tour guide” almayın sakın. Onun yerine ücretsiz Rijksmuseum uygulamasını indirin telefonunuza ve kulaklıklarınızı takıp, kendi özel turunuzun keyfini sürün 🙂

!!!Amsterdam’da Cumartesi günü sabah saatlerinde “mutlaka” bu pazarı ziyaret edin.

*Noordermarkt (Foursquare puanı:9.2)

Amsterdam’da en sevdiğimiz bölge olan Joordan‘ın içerisinde yer alan şehrin en büyük ve en güzel organik pazarlarından biri. Sadece Cumartesi günü sabah 09:00-17:00 saatleri arasında açık. Benim kesinlikle görmek, hatta alışveriş yapmak istediğim bir yerdi Noordermarkt. Pazar iki bölüm şeklinde. Bir kısmı benim sevdiğim organik pazar, diğer kısmı pek hoşlanmadığım ikinci el kıyafet, çanta vs satılan bit pazarı şeklinde.

breads-cheese

noordermarkt-mushroom-stall

Organik pazarda yerel üreticiler tarafından satılan çeşit çeşit peynir, ekmek, baharat, tohum-baklagil, sebze-meyve, et ve balık gibi ürünlerin arasında kendimi kaybettim elbet! Beni en şaşırtan tezgah ise mantar üreticisinin tezgahı oldu! Bu kadar çeşit mantarı başka hiçbir yerde görmedim herhalde! Sabah aç gitmenizi özellikle tavsiye ederim. Tezgahlar arasında dolaşıp ne nedir öğrenmeye çalışırken zaten size bir sürü şey ikram ediyorlar. Bir önceki yazımda bahsettiğim o elmalı tartı ve kahveyi de pazardan alış verişinizi bitirip soluklanmak için Winkel 43’e oturduğunuzda deneyebilirsiniz 😉

Amsterdam’da bizim seyahatimiz sırasında bizde iz bırakan her yerden bahsettim sanırım. Unutmadan, özellikle sıcak bir mevsimde orada olmayı planlıyorsanız en büyük parkları olan Vondelpark‘a da birkaç saat ayırabilirsiniz. İnsan eliyle ya da doğal daha büyük ve daha güzel, kayda değer parklar görmüş olunca burasına özel bir başlık açmak çok da anlamlı gelmiyor bana.

Amsterdam’a kesinlikle birkaç defa daha, ama bu sefer ılık hatta sıcak bir zamanda gitmeyi kafama koydum (Üşümeyi sevmiyorum, evet). Hatta bizim kızlarla çok güzel bir üç gün geçiririz diye düşünmekteyim 😉 Umuyorum sizin seyahat planlamanız açısından da yararlı olur paylaştıklarım. Söyleyecek sözü olan herkesi aşağıya, yorum yazma kısmına davet ettiğimi bilmem hatırlatmama gerek var mı? 😉

Dilara’nın Amsterdam Önerileri II” hakkında 3 yorum bulunuyor:

  1. seda

    Amsterdam’a bir kez gittim, bu ay 2. kez gideceğim. Ve her yıl bir kez gitmeyi de kafama koyduğum yerlerden. Beni en çok etkileyen herkesin bir o kadar özgür ama herkesin birbirine bir o kadar saygılı özlemini duyduğum bir yaşam şehri olması idi.

    Cevapla
    1. seda

      Bu arada eklemeyi unuttum, bu sefer gittiğimde sizin önerilerinizle yeni mekanlar keşfedeceğimi sanıyorum. Çok teşekkürler. Gitmeyi düşündüğünüzde ben de size önerilerde bulunurum. Biz yaşayanların gözünden şehri yaşamayı sevdiğimizden orada yaşayanların tavsiyelerinden de elimizde kabarık bir liste mevcut 😉

      Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir