
Vicente Amigo Ankara’ya geliyormuş! Hem de ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesislerine. 6 Haziran 2010’da. Ben o tarihte şehir dışında olacağım için -evet, yine- Flemenko müziğini sevenler, gitar çalarken kendini kaybeden ve çok seksi görünen bu adamı görmek isteyenler mutlaka gitsin derim. Elde kırmızılarla pek güzel olur kanımca:) En sevdiğim parçalarından biri olan “Tres Notas Para Decir Te Quiero”yu şuradan dinleyin ama önceden, bilmeyenler için fikriniz olsun.
Bence Yiğit Özgür bir dahi adam! Yıllardır bir sürü karikatürü dolaşıyor mail gruplarında. Her okuduğumda hala ilk defa okumuşcasına kahkahalarla gülmekteyim. En son yine dün bir kız arkadaşım yolladı, yaklaşık 20 adet Yiğit Özgür karikatürü. Sanırım bir 10 dakika kıkırdadım masamda. Mesela bir frenle gelen trenle döner olayı vardı ki:)) Allahtan ofis arkadaşlarım böyle zamanlarda neye güldüğümü bildiklerinden aşırı tepki vermiyorlar. Belki de “Delidir ne yapsa yeridir” diyorlardır, bilemiyorum artık:)
Üniversiteden bir arkadaşım var Rıza. İstanbul’da bir özel kurumda İK işleriyle uğraşıyor. Ara ara bizlere harika makalelerden alıntılar, ufak yorumlar gönderir kullandığı, gördüğü, duyduğu şeylere ilişkin olarak. En son gelen mailinde Soroya’yı Taşlamak filminden bahsetmiş. Şöyle demiş Rıza:
“Gecen hafta sonu gosterime giren filmlerden Soraya’yi
Taslamak filmini izledim.
Izleme firsatini kacirmayin, muhtemelen film cok kisa sure icinde
gosterimden kaldirilir.
Filmi izledikten sonra internetteki yorumlara baktim, konu cok yuzeysel
bicimde
anlatilmis, hatta konunun ozune neredeyse hic dokunulmamis.
Konu dogrudan KADINLAR’i anlatiyor, olaylar Iran’in bir kasabasinda
geciyor, kisisel
cikarlar ugruna insanlarin, bir diger sucsuz insana nasil kotuluk
yapabilecegini ve
bunun icin de dini kendilerini hakli gostermek icin nasil
kullabileceklerini,
yaptiklarini dinin emri geregi gibi gosterebilecegini cok carpici bicimde
ele aliyor.
Tum kadinlarin bu filmi izlemesini cok isterim, filmi seyrederken insan
allak bullak oluyor,
din adina yapilanlari gordukce ve gittigimiz yolu dusudukce Ataturk’un bu
ulkeye ne buyuk
bir yaptigini daha iyi anliyor insan.
Dinin dogmasi altinda KADINLAR her seyden daha cok tehlike ve tehdit
altinda.
Film internette her ne kadar basit bir siddet filmi gibi sunuluyor olsa da
isin icinde
dinin olsturdugu baskici yapinin, erkekler elinde nasil
canavarlasigini
vurugulamasi acisindan cok onemli.
En kisa surede bu filmi izleyin, izlettirin derim.”
Merak edenleriniz için sanırım Rıza’nın yorumları yol gösterici olabilir.
Şiddetli bir biçimde deniz kenarında olasım var. Haziran ne kadar çabuk geldi bu yıl, anlamadım bile ben! Değişik senaryolar üzerinden hayal alemine dalıyorum bazen ofiste, bazen uyumaya hazırlanırken.. Mesela başımda -ki hiç takmadım bu zamana dek- kocaman bir hasır şapka, en sevdiğim haki yeşil-mavi bikinim, bir elimde mojitom (içinde Zeynep‘in romlarından olanından, votka değil!! Rom da beyaz rom olacak, bir de lime olacak limon değil!) göz alabildiğine mavinin laciverte dönen tonlarıyla uzanmış bir deniz kenarında, ılık ılık esen rüzgarın altında bir şezlongda olsam diye.. Ya da sevgili Onur‘un seyirlerinden birinde eşlikçi olsam diyorum. Teknede hayatı da çok sevmiştim ben. Şöyle bir kaç gün ama, çok değil. Haziran için!
Teyze kuşum ve damadı geliyorlar Belçika’dan Pazar günü. İşleri var burada halletmeleri gereken, ve ben teyze kuşumla son 3 ayda 2. buluşmamı gerçekleştirecek olmamdan sebep pek bir mesudum:) 1 hafta kalacaklar ve onlarla aynı gün ben de iş seyahati için hafta sonu yola düşeceğim. Ne istersin dediler, bir şeycik diyemedim. Brüksel’den ne istenir kuzum?? Çikolata dışında, o default geliyor zaten:)
Süper geçsin hafta sonunuz. Ve sonraki haftanız. Döndüğümde haberlerle yine buradayım ben:)






